1. HABERLER

  2. FETÖ/PDY

  3. Yargı ve emniyetten oluşan emperyalist güçlere bağlı Fetullahçı "Terör Örgütü" mü var?
Yargı ve emniyetten oluşan emperyalist güçlere bağlı Fetullahçı "Terör Örgütü" mü var?

Yargı ve emniyetten oluşan emperyalist güçlere bağlı Fetullahçı "Terör Örgütü" mü var?

Sitemiz imtiyaz sahibi Ahmet Şükrü Kılıç, Yargı ve emniyet içinde emperyalist güçlere bağlı Fetullahçı "Terör Örgütü mü var?" sorusunu tartışmaya açtı....

A+A-

Refahyol Hükümeti döneminde, Rahmetli Başbakan Necmettin Erbakan Hoca’nın iftar yemeğine Fetullah Gülen’in neden katılmadığını şimdi çok daha iyi anlıyoruz. Taa günlerde 28 Şubat sürecinde üstlenilen görev paylaşımında, üzerlerine düşen görevi hakkıyla yerine getiren bir hizmet hareketi olduklarının şifreleri geç de olsa çözülüyor.

Bülent Ecevit’e şefaatçi olan, Erbakan’a karşı husumetini açıkça beyan eden Fetullah Gülen’in İmam Hatip Okulları’nın, Kur’an Kursları’nın kapatılmasına sessiz kalmasını, başörtü yasağını “Teferruat/futuhat” olarak adlandırmasını fotoğraf karesi tamamlandığında anlamanın ötesinde nerelere hizmet ettiğini de kavrıyoruz.

Refahyol Hükümet’i, AK Parti hükümeti gibi tek başına iktidar olmadığı için Fetullah Gülen Cemaati, hükümete yakın durma ve kendilerine alan açma girişiminde bulunmadı. Erbakan Hoca ne kadar yakınlaşmak istediyse de, Gülen o kadar uzaklaştı.
Recep Tayyip Erdoğan Başbakanlığında kurulan AK Parti hükümeti’nin uzun soluklu olacağını gören Fetullah Gülen, hemen AK Parti’ye desteğini açıkladı. Fetullah Gülen Cemaati, devlet kurumlarında bu yakınlıklarının karşılığını almakta da ısrarcı davrandı. “Görev verilir, istenmez ahlakı” Milli Görüş geleneğine bağlı olan insanlara hastı, görev istemek de Fetullah Gülen Cemaati’nin önünü açtı.

2003 Yılında, “Ergenekon” dosyasını Başbakan Erdoğan’ın önüne sunan da Cemaate yakın isimlerdi ya da cemaatin dosya sunumuyla birileri aracı kılarak Başbakan Erdoğan’a ulaştırıldı.

2007 Yılına kadar “Ergenekon” dosyasının içeriği bilinse de, uygulama aşaması hazırlanmadığı için dosya açılmadı. Medyada denklik sağlandı, yargı içindeki Cemaat üyelerinin güçlerinin ağırlığı Başbakan Erdoğan’a sunuldu, AK Parti’nin kapatılması sürecinde güven tazelendi, yargı reformunun nasıl olması gerektiği paylaşıldı, Anayasa Mahkemesi Üyeleri sayısı, yapısı ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Üyeleri sayısı, yapısı değiştirildi. Referandum sürecinde “Anayasa Maddeleri”nin değişikliğine Fetullah Gülen Cemaati tarafından verilen destek, oralarda görev üstlenmeyi içeriyordu, milletimiz de demokratik bir paket olarak onaylıyordu.

Devletin bütün kurumlarını kuşatma altına almışlar, yargıda ve emniyette personel alımlarına, idareci atamalarına kadar inisiyatif sahibi olmuşlardı.

Darbe karşıtlarına Hükümetle birlikte verilen mücadelede, devletin derin yapılarını deşifre etmişler, etkin isimlerin içeri atılmasını sağlamışlardı. Nasıl günümüz tabiriyle “Paralel Devlet” olmazsa, “Paralel Derin Devlet” de olmazdı. Derin güçleri etkisiz hale getirerek, kendi derinliklerini devlet içinde devletleştirerek meşrulaştırdılar.

Amerika, Avrupa Ülkeleri ve İsrail, Türkiye halkının Müslüman olduğunu biliyor, ne yaparlarsa yapsınlar bir süre sonra gerçek İslamla tanışacak olan Türk Milleti’nin, bağımsızlık ülküsüne sıkı sıkıya sarılacağını görüyordu.

Millileştirildiğine inandırılan bir Amerikancı İslam modeli oluşturuldu. 28 Şubat döneminde, Türkiye’den kaçırılan Fetullah Gülen’in Amerika tarafından esir alındığı iddiaları, bütün dünya sathında Gülen Okulları’nın açılması, bu okulların bir üs olarak kullanıldığı sorgulamaları, Rusya Devlet Başkanı Putin tarafından da doğrulandı.
Gezi olaylarında polis üzerinde etkili olan Fetullah Gülen Cemaati, kendilerine biatli olan polislere orantısız güç kullandırarak, Türkiye genelinde bir infialin fitillenmesini sağladı. O günlerde Cemaatin basın yayın organlarının olayları değerlendirmesini hatırladığımızda, hükümete karşı darbe denmelerinde nasıl bir rol üstlendiklerini de kavramış olacağız.

Gezi olaylarında Türkiye’yi sallayabileceklerini gören dış mihraklar, sıraya koydukları senaryoda öncelikle Fetullah Gülen ve Cemaatini sahneye sürdü.

Gezi olaylarının masumiyetine gölge falan düşmemişti aslında. Masumiyet maskesiyle sahnelenen oyunun öncü oyuncularının iradelerine daha sonra sivil toplum örgütü başkanları ipotek koydu. Siyasi partilerin ve illegal örgütlerin de pastadan pay kapma hevesleri, olayların büyümesine neden oldu. Proletarya, burjuvanın hazırlayıp gönderdiği kumanyalara saldırmayı ihmal etmedi. Zenginlerin otellerinde eylem planlarına kendilerini de dahil etmeye çalışan, siyasi parti temsilcileri ve sol örgüt havarileri neye hizmet ettiklerini hiç düşünmediler. “Gezi Ruhu” yalanıyla genç kuşakların ruhlarına, yüreklerine “Emperyalizm aşkı” ekildi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın en büyük zaafı keşfedildi: “Vefa”

“Vefa” duygusunu ihanetle dolduracaklarını düşünemedi Sayın Başbakan.

Birlikte verilen mücadele yalanına sadece Başbakan Erdoğan değil, bütün bir halk inandırıldı.

Derin strateji lobilerinin çizdiği senaryolarda bazen hepimiz yer aldık. Doğu’da akan kanda da bunların kirli eli vardı. Amerika, Orta Doğu ülkelerinde bir günlük de huzur olsun istemiyordu. Misak-ı Milli sınırlarımızı çizen Amerka’nın gücü karşısında yıllarca emir alındı, görevler yerine getirildi. İlk kez Başbakan Recep Tayyip Erdoğan masanın bir ucuna oturma iradesi gösterdi. Amerika, İngiltere ve İsrail bu oturma düzenine alışık değildi. “Türkiye bağımsız bir ülkedir” denilmesine tahammül edilemedi.

Fetullah Gülen Cemaati, MİT’i de ele geçirmek istiyordu, Başbakan Erdoğan’ın feraseti açılmış, MİT’in başına Müsteşar olarak Hakan Fidan’ı atamıştı. Bir de MİT’in başına Fetullah Gülen Cemaati’nin önerdiği isim atanmış olsaydı, AK Parti Hükümeti tamamen abluka altına alınmış olacaktı. Amerika ve İsrail açıkça Hakan Fidan’ın MİT’in başına getirilmesinden duyduğu rahatsızlığı deklare etti. Türkiye’de rahatsızlığın eylem planını uygulayacak güç de Fetullah Gülen Cemaati’ne bağlı olan yargı mensuplarıydı. Başbakan Erdoğan yasal değişiklik yapmasa, MİT Müsteşarı Hakan Fidan tutuklanacaktı.

Türkiye büyüyen ekonomisi ve yerli sanayi hamlesiyle yabancı ülkelerin müstemleke bir ülke zincirini kırdı, kendi sorunlarını kendi çözen bir siyasi irade ortaya koydu. Çözüm süreci başlamamış olsaydı, “Gezi” olaylarında PKK’nın kullanılması da kaçınılmaz olacak, her tarafta kan gövdeyi götürecekti. PKK bu süreçte verilen sözü tuttu; ne kendi sözlerine  ne de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne bir ihanette bulundu. PKK kadar bile ülke çıkarlarını düşünmeyen derin bir yapının ihanetiyle Türkiye yüzleşmek zorunda kaldı.

Dersanelerin kapatılması tartışması öyle bir devlet krizi haline getirildi ki, nerdeyse ülke toprakları işgal edilmiş, yabancı güçlere karşı Milli Mücadele Destanı yazılmıştı. Bunların hepsi iplerin koparılmasına halkı inandırmak, üzerlerine gelindiği masumiyeti zemininde Hükümet’e saldırmak için hazırlanan oyunun bir parçasıydı.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarihinde değil sadece, Osmanlı İmparatorluğu’ndan Selçuk Devleti’ne kadar hiç görülmedik bir devleti ele geçirme darbe girişimi yaşandı.

Türkiye darbeler yaşamış, yaşanan darbelerde de hep askerin vesayetine tanık olmuş bir ülkeydi. Bu kez darbe girişiminde, yargı ve emniyet içine yerleşen bir örgüt bulunuyordu. Yaşananlar karşısında hükümet de, asker de şaşkınlığını gizleyemedi.

Yargı, emniyet ve medya sayacaklarından oluşan örgüt mensupları, güçlerini yasalardan aldığını iddia ediyor, Hükümete karşı muhalefet partilerinin desteğini de alarak, en büyük yasal yolsuzluğu gerçekleştirdikleri halde alkışlanmanın hazzını kendilerine yaşatabiliyordu.

AK Parti Hükümeti’nde dört bakan hakkında yolsuzluk iddiaları gerekçe gösterilerek, üç bakanın oğlu gözaltına alındı. Operasyondan ne Başbakan Erdoğan’ın ne oğlu gözaltına alınan İçişleri Bakanı Muammer Güleri’in ne de Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in haberi vardı.

Fetullah Gülen ve Cemaati’nin gerçekleştirdiği operasyon Hükümet tarafından şaşkınlıkla karşılandı. Bu kadarını kimse beklemiyordu. Muhalefet partilerinin hukuk umurunda değildi, hükümet düştüğünde kendilerinin iktidar olması hevesliği çiğnenen her türlü hukuksuzluğu meşru kıldı.

Başbakan Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ı da içine alan ikinci bir operasyon sahneye konuldu. Başbakan Erdoğan ilk operasyonda erken davranıp gerekli değişiklikleri yapmamış olsaydı, oğlunun tutuklanmasını da yaşayacaktı.

Gazetecilik ve yazarlık hayatımda kimse benim kadar savcılarla ve hakimlerle muhatap olmamıştır. Pratik süreci kısaca tanımlayayım: 

Suç duyuruları Suçüstü savcılıklarına yapılır. Nöbetçi savcı; şahıs suç duyurularını bizzat şahsı dinleyerek yazdırır, sonra da dosyayı Cumhuriyet Başsavcılığına gönderir. Cumhuriyet Başsavcısı, mesleki olarak uygun olan savcıya dosyanın görevlendirmesini yapar. Cumhuriyet Başsavcısı’dan ya da Başsavcıvekili’nden habersiz hiçbir savcı kovuşturma/soruşturma başlatamaz.

Terörle Mücadele Kanunu'nun (TMK) 10. maddesiyle görevli İstanbul Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş, İstanbul Adalet Sarayı'nda basın mensuplarının toplandığı protokol kapısına gelerek, yazılı açıklamasını dağıtmış.

Savcı Akkaş Açıklamasında, "Tarafımca yürütülen soruşturmada karşılaştığım baskılar nedeniyle açıklama yapma zarureti hasıl olmuştur. Uzun süredir, içinde kamuoyu tarafından yakından tanınan kişilerle bir kısım kamu görevlileri hakkında önemli iddiaların bulunduğu, çıkar amaçlı suç örgütü kapsamında, ihaleye fesat karıştırma, rüşvet, nüfuz ticareti, sahtecilik, tehdit, 2863 sayılı yasaya muhalefet gibi suçlara ilişkin bir soruşturma yürüttüğünü” belirtmiştir.

Savcı Muammer Akkaş, “Soruşturma dosyasının, içerisinde yer alan arama, elkoyma ve gözaltı kararları ile birlikte gerekçe gösterilmeden uhdemden alındığını öğrendim. Bundan sonra sorumluluk İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı ve Başsavcıvekili’ndedir. Tüm meslektaşlarım ve kamuoyu bilmelidir ki; bir Cumhuriyet Savcısı olarak soruşturma yapmam engellenmiştir" açıklamasında bulunmuştur.

İstanbul Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş’ın “Cumhuriyet savcısı olarak soruşturma yapmam engellenmiştir” açıklamasına, İstanbul Başsavcısı Turan Çolakkadı’dan kısa süre sonra cevap geldi. Çolakkadı, savcıyı yalan yanlış bilgiler vermek ve soruşturmanın gizliliğini ihlal etmekle suçladı.

“İşin esasını ve doğrusunu anlatmak mecburiyetinde kaldım” diyen Çolakkadı, çalışma talimatını hatırlatarak, “Başsavcılığımız 200 kadar savcıyı bünyesinde barındırıyor, bu 200 savcı rastgele kendi kendine ne soruşturma başlatır ne de bitirir” ifadelerini kullandı.

Çolakkadı, “Cumhuriyet savcıları önemli olayları kamuoyunu ilgilendiren medyada yer alacak olayları derhal, hatta çok önemliyse faksla telefonla, başsavcıya veya vekile bildirir. Böyle bir şey olmazsa, her önüne gelen kendiliğinden bir şey yaparsa kaos olur. Bırakalım telefonla faksla bilgilendirmeyi, iki yıldır hiçbir bilgi verilmeden yürütülen soruşturmalar var. Kayıtlara başka isimler girilmiş, ya da hiç kaydedilmemiş. Bir savcı isterse yırtar yok eder, isterse işleme koyar, bilen gören yok… Medyanın gücüyle savcı çalışır mı? Soruşturmalar böyle orta yerde yapılabilir mi? Medyaya aktarmak suç değil mi? Kimseden emir almam. Soruşturmalar yapılacak, ne fazla ne eksik. Şunu orta yerde söylüyorum. Hiçbir delil karartılamaz. Kim suçluysa, kimin oğlu olursa olsun. Yani adalet neyi gerektiriyorsa bunlar yapılacaktır” dedi.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) da Genel Kurul Toplantısı’nın ardından Adli Kolluk Yönetmeliği’nde yapılan değişikliğin Yargı bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığı ilkeleri ile Anayasanın ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun ilgili hükümlerine açıkça aykırı olduğunu bildiren bir duyuru yaptı.

HSYK Üyeleri, AK Parti Hükümeti’nin yaptığı yasal düzenleme sonrası seçilmiş kişilerden oluşuyor, bir çok üyenin de Fetullah Gülen Cemaati’ne bağlı üyeler olduğu iddia ediliyor.

HSYK'nın bildirisine ilişkin konuşan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şentop, "Sadece 13 üye korsan bildiri yayınladı. eskiden asker adına bildiri yayımlanırdı, şimdi HSYK yayınlıyor. Siyasi sonuç almak için savcılığın ve hakimliğin gücünü istismar etmeyelim" dedi.

Devlet kayıtlarına girmemiş bir operasyondan bahsediyor Başsavcı Turan Çolakkadı, vahameti düşünebiliyor musunuz? Her savcı istediği gibi bir dosya hazırlayıp, istediği kişileri çete suçlamasıyla gözaltına alabilir(!) Yargı hiyerarşisini çiğnemek hem suçtur, hem de hukuk tanımazlıktır. Kimsenin haberi olmadan savcılık sıfatını kullanarak insanları gözaltına almak, hukuk yolsuzluğu değil de nedir? Bir hukuk adamı, hangi hislerinin rüşvetiyle ya da hangi vicdanla böyle bir karar verebilir?

İki yıldır süren soruşturmanın devlet kayıtlarına girmemiş olması size de manidar gelmiyor mu? Böyle bir suç varsa eğer kayıt altına almamak da suçtur. Devlet güvencesine teslim edilmesi gereken suç dosyasının senin evinde ne işi olabilir. Kendi çaldığı, kendi oynadığı suç dosyasını evdeki ayakkabı kutusunda saklamaktan başka bir benzetme de yakıştırılamaz! Savcı ölse, dosya da mevta olacak!

Başsavcıya verilmeyen bilgi, Zaman Gazetesi’nden, Cihan Haber Ajansı’ndan, Emre Uslu’dan, Mehmet Baransu’dan gizlenmiyor ama!

40 milyon liralık bir operasyonun maliyeti 41 Milyar Dolar olarak ödetilmiştir. Hükümete karşı gerçekleştirilecek yargı darbesiyle sadece ekonomimiz yerle bir edilmeyecek, bu örgüt tarafından hangi siyasi parti iktidar olursa olsun vesayet altına alınacaktır.

Hükümet’ten daha güçlü bir güce bağlı olduğuna inanmasa bu örgüt üyeleri, böyle bir herze yemeye niyetlenebilir mi?

AK Parti Hükümeti’yle kazanılan demokratik haklar , ekonomik büyüme, milli iradenin her kurum ve kuruluş üzerindeki belirleyiciliği yok edilmek istenmektedir.  AK Parti Hükümeti içinde yolsuzluğa bulaşanlar tabii ki olabilir, hukuk karşısında her kim milletin alın terini kendi nam-ı hesabına geçirmişse, haksız kazanç sağlamışsa yargılanmalı, cezası neyse çekmelidir.

Rüşvet operasyonu bahanesiyle Türkiye halkı cezalandırılmaktadır. Hukuk katledilmektedir. Yargı kuşatılmaktadır. Bütün kazanımlarımız yabancı faiz lobilerine peşkeş çekilmektedir.

Resmi kayıtlara girmeyen bir soruşturma dosyasının resmi bir karşılığı da olamaz.

Yargı ve emniyet içindeki “Terör Örgütü”nün  kimlerle bağlantısı varsa soruşturması/araştırması yapılarak yargılanması gerekmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yabancı güçlerin esaretine teslim etmek isteyen bu terör örgütünün daha fazla ülkemize zarar vermesinin acilen önüne geçilmelidir!

Cafekulis/Ahmet Şükrü Kılıç
 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.