Ahmet Şükrü KILIÇ

Ahmet Şükrü KILIÇ

Yazarın Tüm Yazıları >

Üç uyarı!

A+A-

Eleştiri de olsa gururumu okşayacak türden gelen e-posta ve yorumları sizlerle paylaşmak istiyorum. Kenarda duran insan yıpranmaz. Bir şeylerle ilgilenmeye başladığınızda kendiniz de, karşı çıktığınız şeyler de yıpranmayı beraberinde getirir. Benim gibi olanları açıktan değerlendiren insanlara karşın, işleri oluruna bırakan insanların yıpranmaları da kaçınılmazdır. Yıpranmaktan kaçındığım söylenemez. Karşımdakiler çiğleşirse çiğleşen, hakaret ederse hakaret eden bir yapıyı bilinçlice benimsiyorum. Sınırlarımızın çizilmesi açısından hoş olmasa da önemsiyorum. Sınırlarımızı çizdiğimizde insanlar en azından kendimize ait olan sınırlara girerken nezaketi elden bırakmazlar. Müsaade istemeyi tercih ederler. İyi niyetlerimizi koruyarak edindiğimiz sessizliklerimiz, bazen patavatsızca sınır ihlallerini getiriyor. Ben nasıl sınırları korumaya dönük dikkatliysem, bana karşı da dikkatli olsunlar isteğinden başka bir talebim yok. “Fazla ileri gitmiş, ayıp etmiş, kendini ne zannediyor” gibi değerlendirmeleri kesinlikle haklı buluyorum. Olduğumuzdan daha büyük kendimizi göstermeye çalışmanın bizleri küçülteceğini biliyorum. Büyütmek istediğimiz şeyler büyültülmüşlerce büyümez, küçülür ancak. Neysek oyuz. Kendimi önemsemem, kendi küçüklüklerimi görmeme engel değil. Bazen çok şımarık olduğum söyleniyor, doğrudur; bazen militan bir tavır sergilediğim söyleniyor, doğrudur; bazen yapıştığım insanın burnundan getirdiğim söyleniyor, doğrudur; bazen önünü arkasını düşünmeden gereksiz düşmanlar edindiğim söyleniyor; doğrudur; bazen eğlenceli bir adam olduğum söyleniyor, doğrudur; bazen yanıldığım söyleniyor, doğrudur; bazen benim de üzerine gidemediğim konular olduğu söyleniyor, doğrudur; bazen aynı konuları üst üste işlediğimden bıkıldığı söyleniyor, doğrudur; bazen  salaklaştığım söyleniyor, doğrudur; bezen hırçınlaştığım söyleniyor, doğrudur. Ama ben buyum. 2005 Yılında yayınlamıştım bunları. Aradan dokuz yıl geçmiş. Bir çok taş yerine oturdu. Herkes iyi bir yerlere geldi belki ama iyi kalamadılar. Ben bilerek bu kavgayı tercih ettim. Nerede olursam olayım hatalarımla, günahlarımla insan kalmaya çalıştım. Bir çok insan uzaklaştı etrafımdan, sonra uğraştıklarımın gerçek yüzlerini gördükçe yakınlaşmaya başladılar. Ben yerilmeyi göze alıyorum. Sözün özü hepimiz geberip gideceğiz. O kadar çok nasihate muhtaç insanlardan nasihat dinledim ki! Kendimle olan kavgalarım diğer kavgalardan daha fazla. Şimdi geçebiliriz gelen e-postalara…

Doğanhisar Sevdalıları;
Seninle birlikte tavır almak ve seninle birlikte destek vermek için ayrıntıları irdeleme ihtiyacı duymayacak kadar güven vermişsin bana. Bu ifadem, yaptığın veya yazdığın her şeyin doğru olduğu anlamına gelmez. Bunun tek karşılığı, yıllardır ortaya koyduğun çizgide tutarlı, samimi ve hesap içerisinde olmadığını göstermiş olmandır. Bunun ispatı olarak neleri elinin tersiyle ittiğini seni tanıyanlar bilir. Peşindeki SÜLÜKler de... Oluşturmak istediğin anlayışı gönülden destekliyorum. Ancak doğruları söylemen sonuca varman için yetmiyor, bunu sen de biliyorsun. Muhatapların, üslubun karşısında gerçeklerle öylesine karşılaşıyorlar ki, sanki trene çarpmış gibi. Sonuç olarak senin karşına çıkabilecek yüzleri kalmadığı için senden uzaklaşma noktasına geliyorlar. Bazıları da boş kovanlarla ateş etmeye kalkışıyor. Bütün bunların herkes farkında. Yunus'un dediği gibi "söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı, söz ola ağulu aşı, bal ile yağ yapa SÖZ....” Üslubunu değiştirmekle sen "sen" olmaktan çıkmayacaksan, söz konusu kişilerin senin yüzüne bakabilecekleri kadar onlarda yüz bırak ki, o yüzün yıkanabilme ihtimali olsun... Allah’a emanet ol....

M. Can;
Sevgili kardeşim
Yazdığın yazılarda kullandığın söylem biçimi daha çok özel ilişkilerle kişisel gözlemlerine dayanıyor ... Kişisel gözlemler ve değerlendirmeler ne kadar adil ve dürüstçe aktarılmış olursa olsun nihayetinde bir insanın bakış açısıdır. Hayata bakışın, kavramlara yüklediği anlamlar, yetişme biçimi, algılama biçimi vs. adını koyduğumuz ya da koyamadığımız bir sürü faktörü içinde barındırmaktadır. Hayalimdeki Ahmet Şükrü çok genç yaşta hayatın hemen her cilvesini yaşamış, yaşamış olduklarıyla olgunlaşmış-pişmiş bir insan. Böylesi bir insanın son bir kaç yıldır politikayla imtihanı sürüyor. Bu sınavda bence, ben de dahil bir çok insanın başaramayacağı bir dirayet ve samimiyeti ısrarla sürdürebilme cesaret ve yiğitliğini gösteriyor. Ancak tüm bunlarla birlikte gittikçe büyüyen bir olumsuzluk ta var. Ahmet Şükrü sevilen, kendisiyle birlikte olmaktan mutlu olunan, huzur veren, güvenilen, sayılan bir insan olmaktan hızla uzaklaşıyor ve korkulan bir insan olmaya doğru evriliyor. Hayalimdeki Ahmet Şükrü’ye yapılabilecek en büyük zulüm de bu. Kalemi güçlü hem de çok güçlü, duygusal, duygularının derinliği öylesine yüce ki ordan okumuş olduğumuz en güzel roman ve hikayelerden daha güzelleri çıkar. Yaşadıklarını bütünüyle anlamam mümkün değil elbette; ama tahmin edebiliyorum. Memlekete gittiğimde insanların bana karşı senin yaşamak durumunda kaldığın ikili durumu yaşatmaları, tahmin etmemi kolaylaştırıyor. Zor bir durum ve bence sen bu zamana kadar olağanüstü iyisin.
Dostum, kardeşim, seni seviyorum, dua ediyorum…

M.A.;
Merhaba…
Bana kalırsa senin kederlendiğin şey, düzen dediğimiz sistemsizlikle anılan, fakat aslında tam da birilerinin akarına hizmet eden sistemle ilgili. Ama alternatif olarak içinde yaşattığın ideallerinde de, ideolojinin oturduğu bir zemin tespiti yapmış değilsin. Buna ihtiyacın yok bence. Pek çok etkinin bileşimi olarak, algı kanallarının sana taşıdığı bilgilerin her an dinamik kıldığı bir düşünce yapın var. Saplantıların yok. Değişkenlik esası bir temel parametre dünyanda ve aslı astarı herkes kadar bireysel hedeflerin var ve olmalı da. Somutlaştırırsak hala bu ülkede ve şehirde bir şeyler yapılarak hiç değilse mesafe alınacağını düşünüyorsak, reel politik tam da senin tarzın. Bunu uzun zamandır düşünüyorum. Bir politikacıyı politikacı yapan adı konulmuş makamlar değildir. Siyaseti zayıf ve lüzumsuza kendisini sevk eden çok politikacı tanıyorum. Seni sen yapan neleri nasıl tanımlıyorsan, hayatı da aynı kıvamda tanımlayıp hedeflere giden, sana özel bir güzergahı rahatlıkla üretiyorsun. Hedef bir makam değil, bir misyon. Bu misyonun temsili hangi makamda olur, kimlerle olur ve bu misyon işlerlik olarak hangi açılımları yeniden mümkün kılar, şimdiden kestirmek zor ama ben birileri gibi adı konulmuş bir talebinin olduğunu ya da beklentinin olduğunu düşünmüyorum. Çünkü hedefi daraltacak bir yapıda değilsin. Fakat bu; ben bu hedefe ulaşmaya çalışmıyorum söylemsel yanlışına seni taşımamalı, taşımıyor da. Şurası kesin ki, makamla kendini bulacak bir adam değilsin. Kendinle makamı bulur ve o makamın anlatımına, anlaşılma şekline farklı bir perspektif katarsın. Şu andaki makamın bir çok milletvekilinin hinterlandından geniş bir etki alanı doğuruyor sana. Bu anlamda hedef zaten milletvekilliği olamaz, olmamalıdır. Bence senin zihninde uzun zamandır hataları görerek gelişen ve nasıl olmalıdır çıkış noktasından hareketle yoğrulmuş farklı bir yönetim ve yaklaşım var. Önemli olan bu anlayışın pratiğine konjonktürün hangi alanda ve ne zaman izin vereceği... Şimdilik eskiden olduğu gibi yazı alanında buna izin veriyor ama yarın bambaşka bir gelişme olabilir; buna ilişkin hazırlıklı olduğunu bir çok makam sahibinden daha hazırlıklı olduğunu düşünüyorum. Ama her bireysel hedefin toplumsal boyutları ve sonuçları nasıl ki varsa, senin ulaştığın noktanın da siyaseti, basını ve pek çok toplumsal ilişki biçimini uğrattığı değişim ve farklılık olacaktır. Başlıbaşına burası önemli, altını çiziyorum, bence sen de hedefin adını koymuş değilsin. Hedef soyut… nasıl somutlaşacağı çok da umurunda değil ama bir gün somutlaşırsa bunun adını koyan hayat olacak.

Çekinilen bir adamsın. Ancak insan tanımakta mahir olduğun düşünülüyor. Psikolojiyi sadece okumuyorsun, kurallarıyla yaşıyorsun. Öngörülemeyecek reflekslerin her an var. Açıklama yapmayı ve müdahaleyi sevmiyorsun. Konuşulan bir adamsın. Kayıtsız kalınamayan bir adamsın ama hiç kimseye senden emin olacak kadar, seni yakından tanıma fırsatını kolayca vermiyorsun. Yani sistematik, politik bakış açısı ve tarifli metotların dışında bir yerde duruyorsun ve metodun tarifine de patentine de sadece sen sahipsin. Durduğun yer alışılmadık bir yer. Sersemletici ve tarifsiz bulunuyor pek çok davranışın ama bu herkesin kafasındaki kodlama verilerinin kısa devresine neden oluyor çoğu zaman. Gizemi seviyorsun.

Anlaşılması zor bulunuyorsun. Yani şöyle, ben birebir konuşulanları aktarmayı değil konuşulanlardan genel tanınmışlığına dair, benim ortak tespitlerimi ileteyim istedim. Eleştiriler tutarsız onu söyleyeyim bir defa. Genel şablonlar… referanslı eleştiriler ama sen başka bir yerde duruyorsun. Dolayısıyla herkesin kafası karışık ama sevenlerin yürekten seviyor, sayıları doğaldır ki az.

Bence anlaşılma sorunun olmalı. Yani bunu biraz da olsa önemsemelisin. Herkesin kafasında yaşattığı, kurguladığı dünya resmini detaylarına varıncaya kadar bildiğinden eminim, sadece anlaşılmanı kolaylaştırmalısın. Bu önemli. Çünkü çıkılacak bütün yollar, insanlarla yürünür. Sana çok temel bir şey sormak istiyorum: “İnsan yaradılıştan getirdiği doğası gereği kötü bir varlık mıdır, yoksa insan doğasında ve yaradılışında iyidir de sistemdeki çarpıklık mı onu kötü kılar sence?” İşte asıl çatışma noktası… idealizm ve realizm…ilki realist bir bakış açısı ama ikincisi daha idealist, yani sistem dönüştürülerek insanın yeniden doğasındaki iyiliğe kavuşturulabileceğine olan inanç… Aktörlerin çıkarları için toplumsallıktan uzak bir mecrada kıyasıya çarpıştığı gerçekliği tartışılmayacak bir dünyada idealleri gerçekleştirmek için yine gerçeklikten yola çıkmak… şimdi anlaşılamayan şey bu aslında. Bunu söylemek adama zarar verir… o zaman neden söylüyor … çünkü doğru o kardeşim… ama doğru da böyle söylenmez ki… e nasıl söylenir… efendim şöyle böyle… ya da susmalı ona bu kazandırır falan...Evet… niyet kazanmak değil ki, bu olsa zaten durum bu olmaz ama ideali gerçeklik içinde sağlanabilir, ulaşılabilir kılma çabası, ne idealistlerde ne realistlerde bir yere oturmuyor. Ben şunu söyleyeyim kendi adıma, durum şu, yani senin kestirilemeyen tarafların insanları rahatsız ediyor. Bazen iki doğrunun farklı görünümü çelişki sanılıyor, oysa ki değil. Yani kestirilemeyen taraf derken şunu kastetmiştim, dost olduğunun yanlışına sahip çıkmayacağın belli. Nereye kadar beraber yürünebileceği ve hata yapma korkusu insanları ürkütüyor. Senin dostluğunu yanlışına sahip çıkmamakla ölçeklendiriyor. Sen bunu reddediyorsun. Ben sana sahip çıkarım ama yanlışına sahip çıkmam, bunu gerekirse de söylerim gibi bir duruşun var en yakınına bile. Bu durum da seni sıkıntıya sokuyor. Değerlendirmelerimi ciddiye alacağını umuyorum. Görüşmek üzere…

https://twitter.com/ahmetsukrukilic

https://twitter.com/cafekulis

Önceki ve Sonraki Yazılar