1. YAZARLAR

  2. Ahmet Şükrü KILIÇ

  3. Türkiye'de hayvancılık hayvanlaştığımız için bu duruma geldi!
Ahmet Şükrü KILIÇ

Ahmet Şükrü KILIÇ

Yazarın Tüm Yazıları >

Türkiye'de hayvancılık hayvanlaştığımız için bu duruma geldi!

A+A-

Türkiye’de hayvancılık neden bu duruma geldi?

Neden canlı hayvan, et ithal edecek duruma geldik?

Biz ülke insanı olarak canlılara nasıl davranılacağını kaybettiğimiz için hayvancılık bu ülkede tükenme noktasına geldi.

Canlıyı canlı koruyabilir ancak!

Canlıyı bir mal, bir meta haline dönüştürdüğünüzde kendi neslini tüketir.

Modern hayat, apartman hayatı bu ülkede hayvancılığı tüketti.

Hepimizin evlerinde birkaç inek, birkaç koyun-keçi, onlarca horuz-tavuk olurdu.

Onların hepsi aileden biriydi.

Hepsine isimler verirdik, seslendiğimizde adlarıyla çağırırdık.

Her mahallenin çobanı ayrı olurdu.

İnekler, koyunlar, keçiler kapıdan dışarı salındığında, çobanın bulunduğu yere kendileri gider, akşamları da evlerimize öyle dönerdi.

Kış gününde yeni doğmuş buzağının altına kilim serer, üzerine battaniye örter, kuzine sobanın yanında uyuturduk, aynı odaları paylaşır, bir annenin yeni doğan çocuğunun nefesini dinlediği gibi nefeslerini dinlerdik.

Modern hayat şehirlerde hayvancılığı yasakladığı gibi köy yerlerinde de yasakladı. Mikro işletmeler kayboldu, büyük hayvancılık işletmeleri açıldı.

Bir işletmeci mantığıyla açılan işletmelerin patronları hayvancılık sektöründen gelmiyor, kimi sanayici, kimi doktor, kimi mühendis, kendileri bu işten anlamadıkları için işin başında başkaları duruyor.

Bir makine üretimi değildir hayvancılık, bir marangoz atölyesi değildir, takozu şekillendirmek kolaydır da canlıya bakmak, büyütmek emek ister.

Büyük işletmelerde bir salgın hastalık binlerce hayvanı bir anda telef ediyor.

Küçük işletmelerde böyle bir risk olmaz, tedbirini almak daha kolaydır, birçok hayvanın kurtulması da sağlanır. Canlıyı bir yere toplamanın maliyeti düşük olur ama bir hastalık hepsinin sonu da olur.

Tarım Bakanlığı Kurban Bayramları’nda sağlıklı dişi hayvanların kesimini yasaklamalıdır mesela.

Bir hayvancılık politikamız olmalıdır.

Her şehirde o kadar rüşvet, o kadar zulüm, o kadar tefecilik, o kadar haksızlık kokuları yükseliyor ki, hiçbirini burnumuz almıyor, alıştık; hayvan kokusuna alışabileceğimiz mekanlar şehir içlerinde olsa ona da alışırız.

İstanbul’da Adalar’a gidiyorsun at pisliklerine burunlarımız beş dakikada alışıyor. Biz tarım ülkesiyiz, biz hayvancılığı geliştirecek bir ülkeyiz.

Adam köyden geliyor, Eski Garaj dolmuşuna biniyor köyüne dönmek için, elinde bir koli yumurta var, dört tavuk atamadın mı be adam evinin bahçesine!

Süt fabrikası var adamın, sütü daha ucuza getirmek için hayvancılık sektörüne de giriyor, biri hazır ürün, diğeri canlı; sütün inekten sağılması sütçüyü hayvancılık yapacak duruma getirmez, anlamıyor adam; açtığı işletmeyi batırıyor. Yine köylerden süt toplamaya devam edecek duruma geliyor, çünkü köylerde bakılan hayvanlar evin bir ferdi, gözleri gibi korunan hayvanlar.

Bir insanın evinde iki ineği olsa onu çöpten topladıklarıyla, sağdan soldan topladığı otlarla bile besler, büyük işletmeler öyle değildir, canlıyı canlı insanlar besleyebilir, canlı olduğunun idrakinde olan insanlar koruyabilir.

Kaşınhanı mevkiine Organize Hayvancılık Bölgesi yapıldı, 4-5 işletme şu anda faaliyet gösteriyor, işletmecilerin hayvancılıktan anladığı da söylenemez.

Bu şehirde Holsteinları bırakın soğuya en dayanıklı Anguslar bile öldü, bizim çocukluğumuzda iklim şartlarına, hastalıklara dayanıklı montofon inekleri vardı, nerdeyse kalmadı, yerli kara ırkı tamamen yok oldu.

Daha çok süt veren ineklere yöneldi çıkarcı aklımız, daha çok dayanıklı olan inek cinslerinin kökü kurutuldu.

Holsteinleri kendin beslemek zorundasın, babam çocukluğumuzda almıştı da, sürüye kattığımız için iki günde ayakları şişmişti, köylü aklı işte ayaklarına nal çaktırdı belki işe yarar diye, onlar da ayaklarını yara yaptı, sonra bir Kurban Bayramı’nda satmak zorunda kalmıştık.

Türkiye’de Tarım Bakanlığı o kadar çok şey yapabilir ki, ya meraları küçük işletmelere açacak bir hayvancılık politikası geliştireceksin ya da yapamıyorsan tarıma açacaksın; bomboş araziler hiçbir işe yaramadan öylece duruyor.

Bir çiftçi yakın tarihte bakanlık yapmış Tarım Bakanına sesleniyor; “Sayın bakanım; kepek fiyatları arpa fiyatlarını geçti, lütfen bir çözüm üretin” diyor. Bakan da, “Önümüzdeki yıl kepek ekimlerini artırırız, teşvik de veririz” diyor.

Yaşı bizden büyük bakanlık yapan adamın! Çocukluğunda hiç mi değirmene buğday öğütmeye gitmedin be adam, kepeğin buğdayın yan ürünü, kabuğu olduğunu nasıl bilmezsin?

Böyle adamlar bu ülkede Tarım Bakanlığı yaparsa, hayvancılıktan, tarımdan ne beklenir?

En önemlisi de bu ülke insanı haddini bilmeyi öğrenmeli, sınıfını kabullenmeli, köylüysen köylüsün şehirli gibi yaşamayacaksın. Şehirli gibi yaşamaya başladığında şehirliye satacak malın kalmaz, gelir onların apartmanlarında kapıcılık yaparsın!

Doktorsan doktorluğunu yapacaksın, aç gözlü davranmayacaksın, daha insan sağlığıyla ilgili kendini ispat edemeyen adam hayvancılık yaptığında elinde avucunda ne varsa kaybetmeye mahkumdur.

Paran olabilir, büyük bir hayvancılık işletmesi de açabilirsin, o hayvanların ölümü senin beceriksizliğin ve bilgisizliğin sonucu gerçekleştiğinde sen hayvan katili olursun, burnunu sokmayacaksın bilmediğin işlere, canlıya hiç bulaşmayacaksın!

Türkiye’de hayvancılığın sokak köpekleri kadar değeri yok, hem de sahipleri olduğu halde!

Önceki ve Sonraki Yazılar