1. YAZARLAR

  2. Alper Mikdat AKINCI

  3. Türkiye kimlerden kurtarılmıştır?
Alper Mikdat AKINCI

Alper Mikdat AKINCI

Yazarın Tüm Yazıları >

Türkiye kimlerden kurtarılmıştır?

A+A-

Türkiye’de sadece iki kesimde vatan kavramı kutsaldır. İslamcı ve milliyetçi kesim dışında kalan her ideolojinin müntesipleri, vatan kavramından daha çok iktidar ve imtiyaz hevesliğini kutsallaştırır. Yerel bir halk hareketini başlatamayan ideolojik gruplar, düşünce gelişimlerini yurtdışı yönlendirmelere teslim eder. Her düşünce ne kadar evrensel değerler içerirse içersin, düşüncelerin  ideologları yerel sorunların üzerine dünya sorunlarını yükler.

Kendi coğrafyasından etkilenen ideologlar, diğer ülke insanlarının ortak sorunlarını tahayyül ederek,  sistem modelleri oluşturur. İdeologların ürettiği ideolojilerin taşındığı ülke insanları, ideologların yaşadığı coğrafyaya yüzlerini dönmek zorundadır.

Günümüz insanı 200 yıldır bir dünya görüşü ortaya koyamıyorsa, yüz yıl öncesi üretilen ideolojilerin peşinden koşabiliyorsa, yaşam şekilleri birbirlerine benzemeye başlamış, sadece düşünce farklılıkları çatışmayı körükleyebilecek duruma gelmişse, toplumların seviyesini sorgulamamız gerekmektedir.

Vahiy inancıyla ideolojilerin ayrımını yapmaya gerek görmüyorum. İslam içtihat kapılarını açabildiği halde, ideolojilerin içtihatçıları dahi yoktur. Dünyada ideolojilerin kavgası her zaman yerini korumuş, -ekonomik savaşlar haline dönüştürülen bir yüz kazandırılsa bile- Kur’an, İncil ve  Tevrat dünya insanları üzerinde belirleyici olmuştur.

Gelenekten gelen inanç aktarımı bazı ülkelerde rejim değişimlerini yaşatsa da, sol gruplar üzerinde nasıl “Müslüman mısın?” sorusuna “Evet” cevabı bir baskıyı dayatmışsa, İslamcı kesime de “Atatürkçü müsün” sorusu aynı iki dilliği kazandırmıştır.

Misak-ı Milli sınırları Amerika ve İngiltere tarafından çizilen Türkiye ve Ortadadoğu ülkeleri, Amerika’nın  Ortadoğu jandarmalığına soyundurulmuş, Amerika ve Avrupa ülkelerinin yasalarını ve yaşam şekillerini kabullenmek zorunda kalmıştır. Zorunluk onlarca yıl sonra savunulan, sanki yüzyıllar boyunca yaşanan bir yaşam şeklinin korunması reflekslerini de beslemiştir. Yenilgisini bile “Kurtuluş Savaşı” olarak kutlayabilen bir halkın iflah olmaz yalanlara kendini inandırması, nedense hiç birimizi şaşırtmıyor. İhtilaf devletleri içinde o gün de, bugün de günümüz dünya coğrafyalarını belirleyen ülkeler vardı; İngiltere, Amerika, Rusya, Fransa, İtalya.. Diğerlerini saymaya gerek görmüyorum.

Bir sonraki hamle Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu oluşturdu, şimdi de Avrupa Birliği olarak adlandırılmakta.  Osmanlı’dan koparılan toprakları hepimiz resmi tarih kitaplarından okuduk. Misak-ı Milli sınırları içinde kalan Türkiye topraklarının hangi ülkeler tarafından işgal edildiğini hatırlayalım: İngiltere, Urfa, Antep, Maraş, Kars, Samsun, daha sonra Urfa, Antep ve Maraş Fransızlara bırakıldı. Fransa; Urfa, Antep ve Maraş bölgesini işgal etmiştir. İtalya; Konya, Antalya, Bodrum, Kuşadası, Marmaris ve Fethiye’yi  işgal etmiştir. Ne Erzurum halkı Rusları dipçikle, süngüyle topraklarından çıkarmıştır ne de Konya halkı İtalyan askerlerini bozguna uğratmıştır.

Anlaşmalar yapılmış, düşman askerleri ellerini kollarını sallayarak topraklarımızdan geri çekilmiştir. En büyük düşman gösterilen Yunanistan’ın denize döküldüğüne inandırılsak bile, Yunanistan Osmanlı topraklarının bir parçasıdır, kendi devletlerini kurmuşlardır. Ortada ne kurtulan vatan vardır ne de kurtarıcı. Amerika, İngiltere, Rusya  ve Fransa işgal ettikleri topraklar üzerinde ırklara dayalı devletler kurdurtmuş, yıllarca da bütün Ortadoğu ülkelerine  kurtuluş bayramları, bağımsızlık kutlamaları yaşatmıştır. Osmanlı topraklarından ayırdıkları topraklarda onlarca ülke kurduran Amerika ve Avrupalı Ülkeler, sınırları da kendileri çizmiştir.

Türkiye’nin Misak-ı Milli sınırlarını Amerika Başkanı Woodrow Wilson’nun adıyla anılan Vilson Prensipleri’nin 12. Maddesi belirlemiştir: “Osmanlı topraklarında Türk çoğunluğun yaşadığı bölgeler, Türklere bırakılmalıdır.” Bu uygulama sadece Türklere bahşedilen bir lütuf da değildir. Arap çoğunluğun yaşadığı topraklar da Araplara bırakılmıştır. Sadece Kürtlerin yaşadığı topraklar Kürtlere bırakılmamış, Kürt çoğunluğun yaşadığı topraklar, çizilen sınırlarla parçalanmıştır. Amerika ve Avrupa ülkeleri, sınırları çizdikleri ülkelerde, Kürtleri tehdit olarak kullanacak  şekilde dizayn etmiştir.

Mustafa Kemal’in 1926 yılının Mart ve Nisan aylarında Hakimiyet-i Milliye ve Milliyet gazetelerine ortak olarak verdiği demeç aynen ifade ettiğimiz gibidir: “İtiraf ederim ki, ben de milli sınırı biraz Wilson prensiplerinin insani maksatlarına göre ifadeye çalıştım. Hemen açıklayayım: O insani prensiplere dayandığındandır ki, Türk süngülerinin müdafaa ve tespit ettiği sınırları müdafaa etmişimdir." (Atatürk’ün Bütün Eserleri, cilt 3, İstanbul 2003, Kaynak Yayınları, s. 55.) Ebabil Yayınları’ndan çıkan; Mustafa Kemal’in İlk Gazetesi Minber/Erol Kaya’nın gazete çevirilerini okuduğunuzda, Mustafa Kemalin müstear isimlerle yazdığı köşe yazılarında da, gazete haberlerinde de, hayranlık ve ülke iltifatlarına rastlanacaktır.

Bugün Türkiye’de bütün ideolojik gruplar yüzünü Amerika ve Avrupa ülkelerine yöneltmektedir. Topraklarını parçalayan, yaşam şekillerini değiştiren, dillerini, dinlerini ve tarihlerini altüst eden Amerika ve Avrupa ülkelerine hayranlık besleyebilmektedir. Kendi atalarından iğrenen, Avrupa ülkelerinin gelmiş-geçmiş tarihini okumayı entelektüel bir mirasa dönüştüren Türk halkının, yenilgisini zaferle kutlayan bir geçmişin mirasçısı nesiller yetiştirmesi kaçınılmaz olacaktı!

Neden resmi tarih kitaplarında Türkiye’nin  Amerikan askerleri tarafından da işgal edildiği yazmıyor? Resmi tarihin Amerika tarafından yazdırıldığının tescilidir bu. İstanbul’u sadece İngilizler işgal etmemiştir, altı donanma gemisiyle Amerika da vardır; donanmanın başında olan da Amiral Bristol’dur. Nişantaşı’nda adına Amiral Bristol Hemşirelik Okulu açılmış, 1919/1927 yılları arasında hem Osmanlı döneminde hem de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde Amerika Yüksek Komiserliği görevlerinde bulunmuştur.

Türkiye kendi tarihini yazmak zorundadır, yazamaya da başlamıştır. Siyasi görüşlerimizi vatan sınırları içinde yükseltmeyi öğrendiğimizde, Türkiye de öğretici bir ülke olacaktır

Önceki ve Sonraki Yazılar