1. YAZARLAR

  2. Ahmet Şükrü KILIÇ

  3. Toparlanın gitmiyoruz, günün adamı değil hakikatin adamı ol!
Ahmet Şükrü KILIÇ

Ahmet Şükrü KILIÇ

Yazarın Tüm Yazıları >

Toparlanın gitmiyoruz, günün adamı değil hakikatin adamı ol!

A+A-

İsmet Özel’in “Toparlanın gitmiyoruz” seslenişi ve Yaşar Kaplan’ın “Bostana birkaç dana girdi diye bostanı terketmeyeceğiz, bu bostan tarlası bizim” haykırışları her zaman zihnimde devirdaim etmiştir.

Her iki yazar da bizim kuşağın ufkunu açan, bizim için mütefekkir insanlardır. Bizim ufkumuzu açmaları onları acımasız şekilde eleştirmemize de engel değildir.  

Siyasi sürecin inançlı insanları bir yerlere savurması sadece aidiyet duyduğu yapılardan savrulmalarını getirmemiştir, bu savruluş aile, arkadaşlık, sınıf savruluşlarını da beraberinde getiren savruluştur.

Düşünce beraberlikleriyle bir araya gelen insanların savrulması öyle abartılacak, ‘neydik de ne olduk’ türünden bir sorgulamayı gerektirmez.

Tanımadığımız, içinde bulunmadığımız makamları, imtiyazları, imkanları reddeden bir yerde duruyorduk, tanıdıkça, içinde yer aldıkça, makamları da, imtiyazları da imkanlar kervanına dahil eden bir hal aldık.

Bizlere kazandırılan İslamî hassasiyetlerin kavramlar ve anlayışlar üzerine şekillendirilmesi, davranışlarımızda bizlere bir şahsiyet kazandıramadı.

Savrulduğumuz doğrudur, toparlanacağımız da doğrudur; bu savrulmalar bizlerde taklidi imandan tahkiki imana geçiş bilincini er ya da geç kazandıracaktır. Çünkü bizlerde düşünce beraberliği de olsa, kayıtlardan düşmeyen hafıza belleği var.

Yine Yaşar Kaplan’ın çok önemsediğim, hayatımın denklemi diyebileceğim bir sözü daha vardır; “Makamda da, şan-şöhrette de, para içinde de insan kalmayı bilmeliyiz!

Makamda, şanda, zenginlikte insan kalmaktan daha çok, siyasette insan kalmak her durum ve şartta insanlarımıza insan kalmayı öğreten bir model oluşturabilecekti.

Mark Twain’in “Politikacının hayatının yarısı seçmeni, diğer yarısı ise birbirini aldatmakla geçer” tespitinin en önemli sacayaklarından biri “Hiçbir kuvvet sizi bir düşmanınızIa dostunuzun beraber çaIışması kadar sarsamaz, biri hakkınızda iftiraIar yayar, öteki ise havadisi kuIağınıza uIaştırır” değerlendirmesidir.

Bizlerin yaşadığı da tam anlamıyla budur.

Oğuz Atay’ın “Bir silgi gibi tükendim ben. Başkalarının yaptıklarını silmeye çalıştım. Mürekkeple yazmışlar oysa ben kurşun kalem silgisiydim. Azaldığımla kaldım” serzenişleri alnı çatımıza vurulsa da azalmanın da bir erdem olduğunu bilmemiz gerekiyor.

Bizlerin toparlanmasını sağlayacak olan yine vicdanı, adalet duygusu diri olan insanlar olacaktır, mürekkep kalemle yazılanları silmekle uğraşmayacağız, kazandığımız deneyim ve tecrübe, o yazılanları yırtıp çöpe attıracaktır.

Ali Şeriati’nin, “Ebu Zerr”inde anlam ve içeriği farklı yorumlanabilecek bir sözü vardır. “Beni, kendisine ulaşamayacağım arzularım öldürdü” demektedir, öncelikle isteklerimizi arzu olmaktan arındıracağız, hepimizin ulaşacağı gerçekler gözümüzün önünde durmaktadır.

Öncelikle kendi arzularımızı öldüreceğiz, değerlerimize kim zarar veriyorsa karşısında durmayı bir ilke haline getireceğiz.

Arzularımızın peşinde koşmak, hayallerimizin esiri olmaktır, bizler hayal kuran değil, yaşadıklarımızı rüyalarına taşıyan bir diriliş yaşamak zorundayız.

Soren Kierkegaard’in aklımızı başımıza devşirmezsek, -sonumuzu gösteren- insana zelzeleler yaşatacak bir tespiti vardır: “Bir gün bir tiyatronun perde arkasında yangın çıktı. Palyaço gelip izleyicileri uyardı. İzleyiciler bunun bir şaka olduğunu düşünüp alkış tuttu. Palyaço söylediklerini tekrarlayınca alkışlar arttı. Bana sorarsanız dünya böyle sona erecek. Her şeyin bir şakadan ibaret olduğunu sanan, cin fikirli tiplerin tezahüratları eşliğinde…”

Bizler tezahürat edenler olmayacağız, oyun kuran olduğumuz gibi kendi oyunumuzun senaryosunu da kendimiz yazacağız, yönetmenliğini de kendimiz yapacağız, oyuncuları da kendimiz olacağız.

Mevlana’nın “Günün adamı olmaya çalışma, hakikatin adamı olmaya çalış. Çünkü gün değişir, hakikat değişmez” sözü bizlerin rehberi olmalıdır!

Önceki ve Sonraki Yazılar