1. YAZARLAR

  2. Alper Mikdat AKINCI

  3. Tombaladan kime ne çıktı?
Alper Mikdat AKINCI

Alper Mikdat AKINCI

Yazarın Tüm Yazıları >

Tombaladan kime ne çıktı?

A+A-

Günün yorgunluğu üzerimizde. Çocuklara laf anlatmak imkansız. Akşam tombala oynayacağız diye tutturdular. Çocukluk günlerimde yenilgiyi hiç kabullenemezdim. Çocuklar da aynı.

Şans oyunu olsa da fark etmiyor. Kartların üzerindeki numaralar tutmasa da ben çekiyorum numaramı. Onyedi mi denildi, pulu alıyor kırküçün üzerine koyuyorum. Kırküç denildiğinde de alıyor, sekizin üzerine koyuyorum. İlk tombalayı tabii ki ben yapıyorum. Çocuklarla çocuklaştığım için çocukluktan yapıyorum bu hileyi. Yetişkinlerle oynasam inanın yapmam.

Oyun oynadığımız odada küçük bir kitaplığımız var. Hemen orada kendimce bir oyun uyduruyorum. Kızım, oğlum ve ben gözlerimizi kapatarak, kitaplıktan birer kitap çekiyoruz. Sırayla elimizdeki kitaptan ilk açtığımız sayfanın ilk paragrafını okuyacağız. Her okunan paragraf kayıt altına alınacak. Katiplik görevini hanım üstleniyor. Niyetim köşe yazısı oluşturmak. Kitap isimleri vermeyeceğim. Niye’sine gelince bu da oyunun bir kuralı. Ama hayli ilginç bir köşe yazısı çıktı. Haydi hayırlısı…

Ne olduğunu sorma sakın
Ben başımın çaresine bakarım
Olan oldu bir kere
Su olur kendi yolumda akarım


Padişah Allah’ın nimetini tanırsa Allah kendisinden razı olur. Hakk’ın rızasında, halkıyla birlik olma, adaletinin yayılma imkanı vardır. Çünkü halkın hayır duası günden güne artarsa onu ebedi kılar. Böyle padişah, devlet ve zamanından hoşnut olduğu gibi bu dünyada iyi olarak anılır, ahirette de hesabı kolaylaşıp, saadete erer. Şöyle demişlerdir: Melik inkar ve küfürle ayakta kalabilirse de zulümle ayakta kalamaz.

Duydum ki; bazı densizler hafiyelerine buyrukta bulunmuş: “Tez kelle-i şerifesini getürün” demiş malum şahsım içün. Padişah-ı Zişan Hazretleri’nin varisleri ve Vezir-i Azam’ın imdiki veled-i kiçi, dellalcıbaşını görevlendirmişler. Hilkatından sual olunmaz, bunların hulkunda nermlik de varmış. Padişah-ı Zişan Hazretleri geçmiş günleri yad etmek istediği zaman; şairleri, edipleri, köçekleri, çengileri ve dahi Şeyh’ül İslam Efendiyi davet eyler, keyfine bakarmış. Ayş gecelerinde havasın içinde kasılan Padişah Hazretleri ve Vezir-i Azam, bamya çorbası, kat kat suböreği ve höşmerimin taamını ağızlarının kenarında dillerini kıvrım kıvrım dolandırarak gösterir, takrir anında ağızlarını silmeyi de ihmal etmezlermiş.

Ne hayallerimiz vardı be Dilan! Aşkı kıskandıracak tutkularımız vardı. Sen bir yandan, ben bir yandan kavruk yürekleri tutuşturacaktık. Yanmamış bir yürek, sevmemiş bir gönül bırakmayacaktık. Ömre sığmayan istekleri, bir güne sığdırmaya çalıştık ya, ondandır bu yılgınlık. Ondandır yığınlar altında kalışımız. Ondandır ses verdiğimiz halde, ses alamayışlarımız. Ondandır nefes nefese kendi dertlerimize düşüşümüz. Ondandır be Dilan…

Hikaye: Hadislerde rivayet edildiğine göre, Yusuf Peygamber (a.s) vefat edince, Hz. Yakup ve Hz. İbrahim’in haziresine ve kardeşlerinin yanına defnetmek üzere getirdiler. Cebrail Aleyhisselam gelerek şöyle dedi: “Onu yerinde bırakınız. Melik’in sorularına cevap verdiği için, kardeşleri yanında yeri yoktur. Kıyamette bunun cevabını vermelidir.” Yusuf Peygamber (a.s)in durumu böyle olursa, diğerlerinin nasıl olacağını ve ne cevap vereceklerini seyret.

Gergeslerin yemeğe saldırmasından cuşa gelen Padişah Hazretleri, gussa anında da suböreğini hayal eyler, rahatlarmış. Hususi halayığı bütün ihtiyaçlarını karşıladığı gibi, hane halkının bütün efradının ihtiyaçlarını gidermekten de zevk alırmış. Padişah Hazretleri’nin her söylediğini tuti titizliğinde tekrarlayan hususi halayık, Padişah-ı Zişan Hazretleri’ni avamla da pek görüştürmezmiş.

Ondandır da, keşke hiç bulaşmasaydık bu gönül işine! Keşke hiç karşılaşmasaydık birbirimizle. Keşke gözbebeklerimiz hiç değmeseydi birbirine. Keşke kaçamak duygular sarmasaydı düşüncelerimizi. Keşke kırmızıya çalmasaydı yanaklarımız. Keşke zikir ritminde tekrarlamasaydık isimlerimizi. Keşke yollarımızı değiştirmeseydik karşılaşmalarımızda. Keşke yalnız kalma istekleri depreşmeseydi içimizde. Keşke aynı zamanda yaşamasaydık be Dilan. Yaşadık da denilmez ya zaten. Yaşanan ne ki şunun şurasında.

Hadis: Peygamberimiz (a.s) bir hadisinde, “Kıyamet gününde, Allah’ın kulları üzerine hükümranlık ve emretme yetkisi verilenlerden bir kişiyi elleri bağlı olarak huzura çıkarırlar. Eğer adil biri ise adaleti onun ellerini çözer ve Cennete götürürler; zalimse zaten zulmü ellerini bağladığından götürüp Cehenneme atarlar” buyurmaktadır.

Padişah Hazretleri’nin muarızları şerrinden Allah’a sığınır, şerri ulaşmadığı günler, şükür namazı kılarlarmış. Bulh olan Padişah Hazretleri, halefi olan padişaha da pek kızarmış. Tebayı kanlandırdığını düşündüğü içün bütün ulufeleri yasaklamış. Amele-yi Haşmetlü her gece beddua eder: “Tiz elden biz kullarını Padişah Hazretleri’nden kurtar Yarabbi!” diye yalvarır, yakarırlarmış. Padişah-ı Zişan Hazretleri sabilere dahi seha değilmiş. Merhumdan sadır olan tek izhar-ı hüner, Vezir-i Azam eliyle kesesine akçeler doldurmakmış. Amuşluk anında dahi neyi, nereden, nasıl alacağını hesap eyler, vakti nakte çevirirmiş.

Önceki ve Sonraki Yazılar