Ahmet Şükrü KILIÇ

Ahmet Şükrü KILIÇ

Yazarın Tüm Yazıları >

Şeriatçıyım

A+A-

1989 yılının ilk ayında, Dönüşüm isimli on beş günde bir yayınlanan gazete çıkardım Doğanhisar’da. Yirmi iki yaşında bir gencin, bir anlık kararıydı. Gazete daha ilk sayısında toplatıldı. Bir sonraki sayısında ifadem alınmak üzere Savcılığa çağrıldım. Ben bir gazete çıkarmıyordum aslında, bildiri yayınlıyordum. Gazete merak edilse de, kimse gidip alamıyordu, Belediye Başkanıyla uğraşımızdan dolayı, gazete bayiliği takibe alınmıştı. Bir arkadaşımla birlikte evlerin kapı altlarına ya da balkonlara gazete atıyorduk. Kahve maslarına bıraktığımız gazeteler, hemen toplanıyordu. Biliyordum ki, herkes gazeteyi okuyordu.

Bir gün eve iki polis geldi, Kaymakam’ın beni çağırdığını söyledi, sabahtan yapılacak iş miydi! “Ben gelirim” dedim ama emir verilmiş, “Gazete sahibini alın getirin” demiş Kaymakam Bey. Elli beş kilo ağırlığında bir gencin kendini heybetli göstermesi de mümkün değil, yine de atlet içine süveter giydim, üstüme kalın bir fanila geçirdim. Ne yapsan fayda vermez, elim sıkılsa elinde kalır sanki insanın. Ellerimin üzerindeki damarlarım bir oraya bir bu yana oynardı. Yalnızken kendimi eğlendirirdim de, başkalarının yanında parmaklarımın inceliği, bileklerimin zayıflığı bazen utandırırdı.

Evden aşağıya indirildiğimde, polis otosuna bindirdiler, doğru Kaymakam Bey’in makamına. Önce içeri polislerden biri girdi, beni getirdiklerini söyledi.

Kaymakam Bey’in odasına girdiğimde, iki metre on santim boyunda bir adamla karşılaştım. Bir kendime bir ona bakmak gelmedi aklıma. Kaymakam şaşkındı, “Ahmet Şükrü Kılıç sen misin?” dedi. “Evet” dedim. Belli ki gazete sahibi denilince kelli felli bir adam bekliyormuş. Karşısında bir çocuk olma rahatlığında ses tonunu yükseltti, “Sen Şeriatçı mısın lan” dedi. Ben de aynı ses tonunda, öfkemi sesime yansıtan bir kararlık ve onurla, “Şeriatçıyım” dedim.

Birkaç saniye bakıştık, gözlerimi kaçırmamı istercesine sert bakışını devam ettirdi. Sonra, “Gel lan ben de şeriatçıyım” dedi. Yüzünde öfkeyle tebessüm yer değiştirdi. Daha 163. madde kalkmamıştı.

Yanımda ses kayıt cihazı vardı, kemerimde takılı duruyor, bütün konuşmalarımızı kaydediyordu.

Kaymakam aslında İl Emniyet Müdür Yardıcısı’ymış, ilçede şeriatçı oluşumları takibe almak için vekaleten Kaymakamlığa atanmış. “Bu komünistlerle açıktan uğraşmayacaksın, bundan sonra benden habersiz bu tür haberler de yapma, bunları karıncanın belini incitmeden bilmem ne edeceğiz” diye açıkça küfürlü konuşmalarını seriye bağladı. “Ben Kaymakam değil, senin abinim, bunlara karşı birlikte mücadele vereceğiz. Problem istemiyorum, ilçenin tanıtımı, gelenekleri gibi haberlere ağırlık vereceksin, ben çağırdığımda da kimseye bir şey demeden yanıma geleceksin, idealist gençleri severim ben, anlaştık mı” dedi. Kaymakam Ülkücüymüş.

Nasıl bir karşılık vereceğimi bilmiyordum, teklifine nasıl karşı çıkacağımın uygun cümleleri yoktu pratiğimde. “Ben şeriatçıyım, kendi mücadelemi kendim veririm, sistemin çarkları içinde yer alarak mücadele verilmez” dedim. En az kaymakam kadar ben de şaşkındım. Abi olan Kaymakam gitmiş, sistemin çarklarını döndüren adam gelmişti. “Ne demek sistemin çarkları, anlamadım anlat şunu tane tane” dedi. “Kaymakam Bey şahsımla ilgili bir şikayet olursa yine getirtirsiniz, ben sizi ziyarete bile gelmem, gazetecilik yapıyorum” dedim, kestirip attım. Hazırlıksızdım, deneyimsizdim, bu durumlarda resmi makamlar karşısında nasıl bir üslup kullanılır bilmiyordum, bildiğim tek bir şey vardı, ben Müslüman’dım Allah’tan başka kimse karşısında da boyun eğmemeliydim.

Ertesi gün de Savcı çağırttı. İçeri girdiğimde, karşısında duran koltuğa oturmak için yöneldiğimde, “Nereye oturuyorsun, burası dingonun ahırı mı” dedi. Hakkımda ne şikayet vardı, ne de önünde bir soruşturma dosyası. Beni uyarmak için çağırmış. O da Kaymakam gibi her adımımı takibe aldığını, ilçede sorun istemediğini söyledi. Tunceli’den gelmiş, rahat bir yerde görevlendirildim derken, karşısına bizler çıkmışız. “TİKKO’cular bile sizin kadar problem çıkarmadılar” dedi. Tunceli’de, TİKKO’nun o yıllarda PKK’dan daha etkin olduğunu sonraları öğrendim. Ben bir TİKKO biliyordum doğrusu, Seydişehir Eti Alümünyum Fabrikası’ndan emekli bir ağabeyin lakabıydı. Çok oturduk, kalktık, çok muhabbetimiz oldu ama adını sormak hiç aklıma gelmedi, muhabbet diyaloglarında da abi seslenişlerim durumu hep kurtarmıştır. Savcıyla olan görüşmemizde de, ses kayıt cihazı yanımdaydı. Savcı sosyalistti. Her iki konuşmayı da çözümledim. İki gün sonra da gazetenin yeni baskısı çıktı. Gazete başlığı, “Resmi tehdit”ti!

https://twitter.com/ahmetsukrukilic

https://twitter.com/cafekulis

Önceki ve Sonraki Yazılar