1. YAZARLAR

  2. Alper Mikdat AKINCI

  3. Senden ne köy olur ne kasaba!
Alper Mikdat AKINCI

Alper Mikdat AKINCI

Yazarın Tüm Yazıları >

Senden ne köy olur ne kasaba!

A+A-

Bırakman gerekenleri, bırakman gerektiği an bırakacaksın.
Ne erken ne de geç.
Birlikte oldukların için söylenenlere “doğru da ben ne yapabilirim ki” dediğin an, birliktelik bozguna uğramıştır.
Birlikte oldukların gözetmiyorsa birliktelik hukukunu, sadece hukuku dost edinmelisin yürüdüğün yolda.
Bilmelisin ki; büyütmek istediklerin büyültülmüşlerce büyümez, küçülür ancak.
İnançlarına aşkla sarılmalısın.
Tutkuyla bağlanmalısın.
Sakın inanma, aşkın gözü kör ettiğine.
Gözü açık gitmektense, gözü kapalı dalmalısın tutkularına.
Unutma ki; en çabuk aşk büyütür insanı.


İnsan ne için yaşar? Her insan bir şekilde, öyle ya da böyle yaşamını sürdürür. Sürdürülen yaşamın bir amacı olmalı mıdır, yoksa olmamalı mıdır? Varsa; amaçlarınız kişisel midir, toplumsal mıdır? Kişisel hesapların amaçla örtüşmesi dahi, insanı bir tanımlamayla adlandırmanızı zorunlu kılar; bencil diyebilirsiniz, çıkarcı diyebilirsiniz, anasının gözü diyebilirsiniz. Toplumsal inancı olan insanlara da; idealist diyebilirsiniz, ütopyacı diyebilirsiniz, ahmak diyebilirsiniz. Her iki tipolojide de esas olan, bir adlandırmanın olmasıdır. Adlandırmadan nasipsiz insanlar için kullanabileceğiniz sadece deyişler vardır. En yerinde deyiş ise; “Ondan ne köy olur, ne kasaba”dır. Köyü kasaba, kasabayı ilçe yapsanız da; köy yine köydür, kasaba yine kasabadır. Köylüye köylü, kasabalıya kasabalı denilmesini engelleyemezsiniz.
Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” demek; yılanı, yılan olarak tanımamaktır.
Her gün yılanın soktuklarını görmezden gelip, yılanın zehir akıtan dilinin kendi üzerinize doğru yöneldiğini gördüğünüzde, yılanzedelerin merhametine sığınmak isteseniz de; ne yılanın zehrinden kurtulabilirsiniz, ne de yılanzedelerin kucağında bir yer bulabilirsiniz. “Kuyruk acısıyla, evlat acısını” birbirine öğütleyen yılan-padişah geçmişine sahip bir düşmanlık öncesi dostluğunuz da yoksa, yalnızlık içerisinde kıvranır gidersiniz.
Bir insana yüklenen misyon, o insanın kendi emek ve çabalarıyla elde ettiği bir misyon mudur, yoksa etrafındaki insanların zorla yükledikleri bir misyon mudur? Şartların oluşumuyla yükselişe geçenler, şartların kaybolmasıyla düşüşü yaşarlar. Misyon ektiğiniz toprak, onu yetiştirecek özelliklere sahip değilse, hangi cins tohumu ekerseniz ekin, büyümesine katkı sağlayacak hangi ilacı kullanırsanız kullanın fayda vermez. Zorla bir insana misyon yüklemek, misyonu küçümsemek ve küçültmektir. Tutunmak istedikleriniz, eliniz tutulması gerektiği an elinizi tutmuyorsa, hiç düşünmeden diğer elinizle kendi elinizi tutmayı bilmelisiniz. Ellerinizin sıcaklığını hissetmeyen eller, elverilecek eller değildir. İstediklerini, iki elleriyle ellerinizden koparıp alanlar, isteklerinizde el gibi duruyorsa, el olmayı onlara da yaşatmalısınız.
İster siyasi, ister ideolojik, ister insani olsun fark etmez; birliktelikler, birliği bozmaya başlamışsa, yeniden birleşmeler fayda vermiyorsa eskiyi yaşamaya ve yaşatmaya, bir daha olmuyor’lara kulak asarak, seslerinizi olanca gücüyle yükseltmelisiniz. “Seninle olmuyor; senden ne köy olur, ne kasaba” demelisiniz.
Eba Müslim Horasani’ni ne de güzel söylemiş: “Çünkü onlar, zararlarından emin oldukları için dostlarını uzak tuttular, kendilerine bağlamak ve kazanmak için de düşmanlarını yakınlaştırdılar. Yakınlaştırılan düşman dost olmadı, ama uzaklaştırılan dost düşman oldu. Herkes düşman safında birleşince, yıkılmaları mukadder oldu.”

Önceki ve Sonraki Yazılar