1. YAZARLAR

  2. Alper Mikdat AKINCI

  3. PKK, PYD, HDP ile FETÖ Terör Örgütleri ve Başkanlık Sistemi
Alper Mikdat AKINCI

Alper Mikdat AKINCI

Yazarın Tüm Yazıları >

PKK, PYD, HDP ile FETÖ Terör Örgütleri ve Başkanlık Sistemi

A+A-

PKK Terör Örgütü’nün kurduğu HDP bugüne kadar siyasi pazarlığın bir parçası olarak kullanıldı. Bunun böyle olduğunu herkes biliyordu. Buna rağmen siyasi meşruiyet zemininde demokrasinin gerekleri yerine getirilmek istendi.

PKK meselesi sadece Türkiye kamuoyunun değil Dünya kamuoyunun da takip ettiği, insan hakları boyutunda gözlemcilerin Türkiye’ye akın ettiği bir mesele haline dönüştürüldü.

Türkiye içinde emperyalist devletlerle sermaye ortaklığı olan medya grupları da terör örgütünün emir aldığı yerden medya terörünü devreye sokmakla görevlendirildi. Zaman zaman devletin yanında yer alan çoğu kez de devleti suçlayan bir yayın politikası izlendi, kafa karışıklığı değildi elbette, bilinçli bir şekilde devletin operasyonlarına karşı algı operasyonları oluşturuldu.

Gazete izlek’inde “Türkiye Türklerindir” yazan gazete başta olmak üzere Zamanı kollayan yeni Sözcüler de Cumhuriyet savunucusu sosyalistler de terör gruplarının sesi soluğu oldu. Aslında geçmiş tarihimizde de en büyük ırkçılık söylemlerini geliştirenlerin Türk ırkından daha çok farklı ırklardan insanların Türkçülük yaptığına tanıklık ettik. Türkçülük yapanlar farklı ırkların da kendi ırklarını hatırlamasına, ırk eşitliği ya da ırk üstünlüğü kavgasında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı ırkçılık saldırılarının zeminini hazırlamış oldu.

Çözüm Süreci başladığı gün Almanya’nın PKK’yı terör listesine alması Türkiye’ye bir destek verme algısı gibi karşılansa da Almanya esas mesajı PKK Terör Örgütü’ne veriyordu: Barış Sürecini devam ettirdiğiniz sürece sizi terörist ilan ederiz. PKK Kurmaylarını Almanya’dan sınırdışı eder ya da cezalandırırız. Ne kadar kurduğunuz sivil toplum örgütü varsa hepsinin kapısına kilit vurur, sizleri burada barındırmayız.

Çözüm Süreci başlayana kadar Almanya neredeydi diye sormak kimsenin aklına gelmedi. Benzer mesajlar bütün emperyalist ülkeler tarafından PKK’ya verildi; sizi bugüne kadar besleyen bizlersek, çözüm sürecini başlatacak olan da bitirecek olan da bizleriz denildi.

Suriye’nin bölünmesini en başta kafaya koyan emperyalist devletler Suriye içindeki muhalif grupları destekleyen, silahlandırılmasını sağlayan bir anlaşmayı kendi aralarında planlamıştı. Bu anlaşma sadece Amerika ve Avrupa Ülkeleri arasında değil Rusya ile de yapılmıştı. Esed’i Rusya, muhalif grupları Amerika ve Avrupa Ülkeleri silahlandıracak, Suriye Halkı birbirini katledecekti. Plan istedikleri gibi sekteye uğramadan da devam etti.

Türkiye tezkere girişimiyle bu planın eli güçlü ortaklarından biri olmaya niyetlense de, tezkere meclisten geçmedi. Diğer ülkeler hem muhalif grupları organize eden hem de kendi askerlerini Suriye’de konuşlandıran bir duruma geldi. AK Parti, Esed’in tahtının devrilmesi planını gördü ve bu plan içinde kendine bir mevzi edinmek istedi ama meclisten tezkereyi geçirecek bir oy çokluğuna sahip olamadığı gibi bir çok siyasinin de iplerinin başka yerlerden bağlandığını biliyordu. Kendi siyasi gücünü millet iradesi seslendirmesiyle büyütmekten başka çare kalmamıştı. MHP de durumun farkındaydı, Suriye politikasında AK Parti’ye eleştirileri olsa da stratejik kararlarda hep yanında yer aldı.

Türkiye, Cumhuriyet rejimine geçtiği günden buyana hep aynı tehdit ve tehlikelerle karşı karşıya kaldı. Her ne kadar parlamenter sistem kağıt üzerinde varlık gösterse de rejim hem iç tehditlere karşı hem de dış tehditlere karşı tek parti yönetimini işletti. Tek parti döneminin elle tutulur tarafı olmasa da rejim kendini korumak için zora başvurdu, birçok katliamlar devlet eliyle işlendi. Rejim koruması emperyalist ülkelerin de işine geldiği için her hangi bir müdahalede bulunmadı tam tersine rejimi tehdit edecek demokratik gelişimlerde darbelerin oluşmasına destek verdi.

Gelinen noktada Başkanlık Sistemi’nin tartışılmasının gerçek nedeni de inisiyatifin parçalanması tartışmasıdır. Emperyalist ülkeler sömürgesi gördüğü ülkelerde toprakların parçalaması planlarını uyguladığı gibi siyasi iradenin de parçalanmasını hep istemiştir. Onlar için en iyi yönetim koalisyon hükümetleridir. AK Parti’nin bunca zaman tek başına iktidar olması Türkiye’nin bir çok konuda parçalanmasının önüne geçmiştir. Bu bütünleşmeyi sağlayan da milletimiz olmuştur.

Türkiye, Cumhuriyetle yönetilen bir ülkedir, Cumhuriyet mevcut sistemler içinde en iyi yönetim şeklidir, Cumhuriyet Devleti’ni yönetecek olanların Başkanlık Sistemiyle mi yoksa Parlamenter Sistemle mi yönetmesi tartışması vardır. Bir ticari kuruluşun yönetim kurulu üyelerini hissedarlar mı seçmelidir yoksa imtiyazlı hisse sahibi olan insanlar mı seçmelidir tartışmasından farksızdır. Başkanlık Sistemi imtiyazlara son veren millet iradesinin seçme ortaklığı olduğu gibi yönetme ortaklığına da geçiş sağlayan bir yönetim biçimidir.

Başkanlık Sistemi Misak-ı Milli sınırlarını koruyan toprak bütünlüğü olduğu kadar, siyasi yönetimde de Misak-ı Milli Sınırlarını koruyan bir irade bütünlüğünü taşımaktadır. Millet iradesini parçalamanın önüne geçen bir seçme ve seçilme sistemidir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın isteğiymiş gibi algı oluşturulan Başkanlık Sistemi, emperyalist ülkelerin, PKK ve Fethullahçı Terör Örgütü gibi örgütlerin iştahlarını kursaklarında kurutacak olan bir yönetim iradesini getirecek, çıbanın başını daha deriden çıkarmadan ezecektir!

Önceki ve Sonraki Yazılar