1. YAZARLAR

  2. Alper Mikdat AKINCI

  3. Osmanlı’yı ırkçılık parçaladı, Türkiye’ye ırkçılık fitnesi miras kaldı!
Alper Mikdat AKINCI

Alper Mikdat AKINCI

Yazarın Tüm Yazıları >

Osmanlı’yı ırkçılık parçaladı, Türkiye’ye ırkçılık fitnesi miras kaldı!

A+A-

Kırk yıla yakın PKK Terörü’nü anlamak için daha öncemizi de hatırlamamız gerekiyor. Misak-ı Milli sınırları Amerika Başkanı Woodrow Wilson’ın 1918 yılında ABD Kongresi’nde yaptığı konuşmayla çizilen bir ülkeyiz her şeyden önce. Birinci Dünya Savaşı sonrası kurulacak ülkeler nasıl belirlenmişse, sınırlarına kadar da çizilmiştir.

On dört maddeden oluşan Wilson Prensipleri’nin on ikinci maddesi Türkiye’nin kaderini belirlemiştir: “Bugünkü Osmanlı İmparatorluğu'ndaki Türk kesimlerine güvenli bir egemenlik tanınmalı, Türk yönetimindeki öbür uluslara da her türlü kuşkudan uzak yaşam güvenliğiyle özerk gelişmeleri için tam bir özgürlük sağlanmalıdır...

Osmanlı toprakları üzerinde ulus devletler kurduran Amerika ve İngiltere Türklerin çoğunlukta olduğu yerler Türklerindir kararını bizlere lütuf gibi sunmuştur. Savaştan bitap düşen Türk Milleti parçalanmışlık sonrası Amerika’nın aldığı kararı Kazım Karabekir Paşa’dan Fevzi Çakmak’a, İnönü’den Mustafa Kemal Atatürk’e kadar davulla zurnayla kutlamıştır. Bizim tarih kitaplarımız, Amerika’nın İstanbul’u işgalini de, İngiliz ordusunu darmaduman ettiğimiz Kut’ül Ammare Zaferimiziyazmaz.

ErmenilerKürtlerle aynı ırktan olduklarını iddia etmişlerdi, Misak-ı Milli sınırının Kürtleri kendilerinde bırakılacak şekilde çizilmesini istemişlerdi. Asala-PKK işbirliğinin temelini anlayalım diye hafızalarımızı tarih bilgileriyle yenilememiz gerekiyor.

17 Haziran 1920 tarihinde Erzurum’da Vilayeti Şarkiyye Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin düzenlediği toplantıda, savunma hazırlandı:“Vilayeti Şarkiye’de Türk Kürtsüz, Kürt Türksüz yaşayamaz. Musul’un cenubundan başlayarak Urfa’ya, Haleb’e ve Bahr-i Hazer’den Asy-ayı Suğra’ya kadar imtidat eyleyen arazide Türkler ekseriyeti teşkil etmekte ve Kürt mecmuaları bu iki hat arasında ve aynı zamanda Türklerle mahlut bir halde bulunuyorlar’ denilmiş, Türk-Kürt ayrılığı reddiyesi karara bağlanmıştı. Daha sonra karar açıklandı: “Memleketimizin ne suretle olursa olsun bir Ermeni tecavüzüne maruz kalmasına tahammül edilemeyeceği ve bu yolda her türlü fedakarlığı ihtiyar etmekte tereddüt edilmeyeceği ve herhangi vaziyete karşı mevcudiyeti milliyenin ve hukuki İslamiyetinin muhafazası uğrunda her türlü müşkülatın ihtiyar olunacağı müttehiden tekarrür ederek camia-i Osmaniye ve İslamiyeden ayrılmamak ve bu yolda her türlü ihtimali derpiş ve ona göre fedakarlık etmek ibraz olunmak”

Misak-ı Milli Beyannamesi’nin birinci maddesinde bütün ırk ve dil ayrımları reddilerek, İslam kardeşliği birlikteliği ilkeleştirildi: “Osmanlı Devleti'nin yalnızca Arap çoğunluğuyla yurt edinilmiş olup,  30 Teşrinievvel 1918 tarihli Mütareke'nin yapıldığı sırada düşman orduların işgali altında kalan kısımlarının mukadderatı, ahalisinin serbestçe beyan edecekleri oylara göre tayin edilmek lazım geleceğinden, belirtilen Mütareke hattı dahil ve haricindedinen, ırken, emelen birleşmiş ve yekdiğerine karşılıklı hürmet ve fedakârlık hissiyatıyla dolu ve ırki ve toplumsal hakları ile çevre şartlarına tamamıyla riayetkâr Osmanlı İslam çoğunluğuyla meskûn bulunan kısımlarının tamamı hakikaten veya hükmen hiçbir ayrılma kabul etmez bir bütündür.”

Mustafa Kemal Atatürk24 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi’nde yaptığı konuşmada -0 dönem Türk ifadesi yoktur-  : “Bu hudut sırf askeri mülahazat ile çizilmiş bir hudut değildir, hudud-ı millidir. Fakat bu hudut dahilinde tasavvur edilmesin ki, anasır-ı İslamiye’den yalnız bir cins millet vardır. Bu hudut dahilinde Türk vardır, Çerkez vardır ve anasır-ı saire-i İslamiye vardır.” 1 Mayıs 1920’de aynı şeyleri söylüyordu: “Burada maksut olan … yalnız Türk değildir. Yalnız Çerkez değildir. Yalnız Kürt değildir. Yalnız Laz değildir. Fakat hepsinden mürekkep anasır-ı İslamiye’dir, samimi bir mecmuadır.”

Türkiye; Türkler ve Kürtlerle birlikte kurulmuştur, Kürtlerin Ermeni sınırları içinde yer almasının önüne de Türkler geçmiştir.

İşin en başında Amerika vardı bugün de Amerika var. 1920’den 1950 yılına kadar tek parti iktidarı, on yıllık askeri darbe korkusu altında geçen Demokrat Parti iktidarı, sonrası malum muhtıralar ve darbelerle 1980 yılına kadar gelindi. Türkiye bir türlü nefes alamadı. Kendi meselelerini konuşacak fırsatı olmadı. Amerika, İngiltere ve benzer ülkelerin başımıza sardığı ırkçılık belası koskoca Osmanlı’yı parçaladı, Türkiye sınırları içinde de bu fitne mirası sürekli taşındı. Yetmedi ideolojik kamplaşmalara sürüklendi. Biri bitmeden diğeri başlatıldı; alevi sünni, sağcı solcu, laik İslamcı, hâlâ devam ediyor. Kavgaların hepsini toplasan bir incir çekirdeğini dolduracak türden değil. Hiç biri açlık ve kalkınma kavgası da değil.

Ortadoğu’nun parçalanmışlığı yetmiyor gibi, devletler daha da küçültülmeye başlandı. Devletlerin içinden çıkarılan terör örgütlerinin arkasında kim var sorusu bile fazlalık artık. Bizi kendi halimize bırakmayacakları belli, biz kendimiz kendimize gelmediğimiz sürece bizi kavgaya düşürenler zevkle birbirimizin akıttığı kanları seyretmeye devam edecek. Hangi ideolojik kavga verilirse verilsin Amerikancı sosyalist, Amerikancı İslam olmanın ötesine de geçmeyecek.

Türkiye yıllardır Avrupa Birliği çabası da verdi zaman geldi İslam Birliği çabası da verdi. Türkiye daha siyasi parti liderlerinin birliğini sağlayamamışken, hangi birlikten bahsedebiliriz?

Türkiye’de Gezi olaylarından 17 Aralık’a, Kobani eylemlerinden Suruç’a kadar her şey bir projenin sokaklardan şehirlere taşınmasıdır. AK Parti iktidarının önüne geçiş de bir projenin semeresidir. Cizre’de denenmeye çalışılan kanton bölge çıkışı son hamlenin başlangıcıydı.

Kanda birlik olunmaz, bu kavga hiç birimizin kavgası değil. Emperyalist ülkelerin ekmeğine yağ sürmekten ne zaman vazgeçeceğiz?

 

Önceki ve Sonraki Yazılar