1. YAZARLAR

  2. Ahmet Şükrü KILIÇ

  3. Mustafa Fadıl Yıldırım, Mevlana Üniversitesi arazisi kıyağını açıklasın?
Ahmet Şükrü KILIÇ

Ahmet Şükrü KILIÇ

Yazarın Tüm Yazıları >

Mustafa Fadıl Yıldırım, Mevlana Üniversitesi arazisi kıyağını açıklasın?

A+A-

FETÖ Davası'nda tutuklu yargılanan, "Etkin pişmanlık hükümlerinden" yararlanan Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi Mustafa Arıkan’ın 23.11.2016 tarihinde Konya Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği ifadede, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi eski Dekanı Mustafa Fadıl Yıldırım’ın bilirkişi olarak dahil olduğu, Mevlana Üniversitesi arazisiyle ilgili iddiaları da vardı. 29 Aralık 2016 tarihinde “Mustafa Arıkan, Selçuk Üniversitesi'ndeki FETÖ yapılanmasını, rüşvet ilişkilerini ve kurulan kumpası itiraf etti” başlığıyla iddiaları haberleştirmiştik.

Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi eski Dekanı Mustafa Fadıl Yıldırım’la ilgili itirafçı Mustafa Arıkan’ın söylediklerini hatırlayalım önce:

Hakan HAKERİ'nin Mevlana Üniversitesinin arazisi konusuna değinmek istiyorum. Ali Tarık GÜMÜŞ bana Mevlana Üniversitesinin yer tahsisi davasında Avukat Memduh OĞUZ'un bilirkişi ayarlaması için Hakan HAKERİ'yle anlaştığını, Hakan HAKERİ'nin de yakın arkadaşı olan Gazi Üniversitesinde çalışan Mustafa Fadıl YILDIRIM'ı bilirkişi olarak ayarladığını söyledi. Daha sonraki bir tarihte de Ali Tarık GÜMÜŞ gülerek yanıma geldi ve Mevlana Üniversitesi arazisi davasının hallolduğunu söyledi. Ben de nasıl olduğunu sorduğumda Memduh OĞUZ'un bilirkişi Mustafa Fadıl YILDIRIM'a rüşvet verdiğini ve istediği şekilde bilirkişi raporu çıkmasını sağladığını rapor doğrultusunda da mahkemenin karar verdiğini söyledi.

Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi eski Dekanı Mustafa Fadıl Yıldırım’ın avukatı 4 Ocak 2016 tarihinde göndermiş olduğu  ihtarda haberin çıkarılmasını ve gönderdiği tekzibin yayınlanmasını istedi.

Ben de  “Göndermiş olduğunuz tekzip metnini mahkeme kararı aldırttığınızda yayınlayacağız. Erişimin engellenmesi için de müracaatlarınızı yapabilirsiniz. Konya Cumhuriyet Başsavcılığında verilen bir ifadeyi yayınladık. Biz bir iddia olarak ifade tutanağını yayınladık, siz göndermiş olduğunuz tekzip metninde iddialara hiç cevap verme gereği duymadan, imzanın hangi gerekçelerle atıldığını izah etmeden itirafçının iddialarının bir iftira olduğunu belirtmişsiniz. İmza sürecini anlatan bir metin gönderdiğinizde elbette ki tekzip metnini yayınlamayı hiçbir karar olmadan kendi kararlığımız içinde görev biliriz. Bu konuda karar mercii ne sizsiniz ne de bizleriz. Konu yargıya intikal etmiştir, karar verecek olan da mahkemelerdir.” İçeriğinde cevap verdim.

Hukukçu olan Prof.Dr. Mustafa Fadıl Yıldırım ve avukatına üşenmeden ve hiçbir açık kapı bırakmadan meseleyi izah eden bir çabamız olduğunu göstermemiz gerekiyor. Bu işler ne profesörlük payesiyle ne de avukatlık mesleğiyle örtülebilecek meseleler değildir. Yine Mustafa Fadıl Yıldırım’a referans olan avukat arkadaşlar da bu konuda itirafçının iftira kısmını “Rüşvetle” sınırlı tutabilirler, izah edeceğimiz bağlantılarla ilgili onların da ikna olacağını düşünüyorum.

Uzun süredir FETÖ dosyalarıyla ilgilendiğimizi okuyucularımız biliyor, hukukçu arkadaşlara hazırladığım metni belgeleriyle birlikte gösterdiğimi belirtmeliyim. Sözkonusu bağlantıların TCK’nın hangi maddelerine denk düştüklerini de hukukçu arkadaşların görüşlerine müracaat ederek belirledim.

Gelelim esas meselemize; FETÖ'nün kurduğu GESAV'a bağlı Mevlana Üniversitesi, bir devlet üniversitesi olan Selçuk Üniversitesi'ne ait araziye göz dikmiştir. Bu sebeple arazinin tahsis amacının değiştirilmesi için bir dava açılmış ve rekor denilebilecek kısa bir süre içinde sonuçlandırılmıştır. 

Bu Davanın davacısı FETÖ Vakfı GESAV, avukatı FETÖ firari sanığı Memduh Oğuz ve arkadaşlarıdır, davalı ise Selçuk Üniversitesi'dir.

Fezlekeden anlaşılacağı üzere davalı tarafın, hem yargı sürecinde hem de bilirkişi raporunun hazırlanmasında, FETÖ'nün Mevlana Üniversitesi'ne tahsisini sonuçlandırdığı tartışmaya yer bırakmayacak şekilde görülmektedir.

Konya 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2009/385 Esas sayılı dosyasından ve mevcut sair delillerden anlaşıldığı kadarıyla Mevlana Üniversitesi’ne yapılan yer tahsisine ilişkin kararın çeşitli hukuka aykırılıklar içerdiği kolaylıkla tespit edilebilir.

Davacı taraf, 20.10.2009 tarihli celse zaptından anlaşıldığı kadarıyla, davacı vekillerinin beyanları göstermektedir ki; davasını ıslah etmeksizin dava dilekçesindeki talebini değiştirmiştir. Dava tarihinde yürürlükte olan HUMK m. 185/2’ye göre talep sonucunun değiştirilmesi yasaklanmıştır. Bu değişikliğe muvafakat edilmediği bilahare davalı idare tarafından bildirilmişse de, mahkeme tarafından dikkate alınmamış ve dava sonuçlandırılmıştır. Bu konuda mahkeme hakiminin görevi ihmali olduğu değerlendirilmektedir. Elbette ki bir ihmal midir, ihtiyari bir karar mıdır, araştırılması gerekiyor?

20.10.2009 tarihli celsede 2 ve 3 numaralı ara kararlarıyla 22.10.2009 tarihinde mahallinde keşif yapılmasına ve Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığı’na müzekkere yazılarak, keşif günü bilirkişilik yapabilecek profesör düzeyinde bilirkişinin görevlendirilmesi ve hazır edilmesi istenmiştir. Öncelikle bilirkişinin “profesör” düzeyinde olmasının istenmesinin mutad olmadığı söylenmektedir. Dava konusu olaya ilişkin değerlendirme araştırma görevlileri de dahil medeni hukuk alanındaki her öğretim elemanı tarafından yapılabilir görüşü elde var bir niteliğinde bir kenarda tutulmalıdır. Bu konuda hakimin hangi saikle böyle bir karar verdiği anlaşılamamıştır.

Burada davacı vekilleri ile el ve işbirliği içerisinde bir bilirkişi heyeti belirlendiği değerlendirilmektedir. Bu noktada davalı idarenin bilirkişilere ilişkin görüşü alınmamıştır.

Normal koşullarda üniversite davada taraf olduğundan, hakimin Ankara Adliyesi’ne müzekkere yazarak oradan bilirkişi tayinini istemesinin genelde uygulanan yöntem olduğu hukukçular tarafından teyit edilmektedir. Hakimin bu yöntemin neden dışına çıkarak iki günlük süre içinde Ankara’dan bilirkişi temini cihetine gidilmesini istediği ve bunun altyapısını hazırladığı anlamlıdır.

20.10.2009 tarihli celsenin ara kararında müzekkerenin kapıdan kapıya teslimle gönderilmesine karar verilmiş, ancak her nasılsa, Gazi Üniversitesi’ne yazılan yazının altında “elden takiplidir” notu düşülmüştür. Mahkeme bu suretle davalının bilgisi dışında ara kararının dışına çıkmış ve uygulamada görülmeyen bir surette bilirkişi tayini yazısının il dışında takibini davacı avukatlara yaptırmıştır.

Davacı vekillerinden Meryem Gümüş, 22.10.2009 havale tarihli dilekçesi ile ismi dilekçede zikredilmeyen bilirkişinin keşif günündeki mazereti nedeniyle hazır edilemeyecek olduğunu mahkemeye bildirmiştir. Mahkeme kimliği gösterilmeyen bu bilirkişiye ilişkin dilekçeyi kabul etmiştir.

22.10.2009 tarihli yazı ile 4. Asliye Hukuk Mahkemesi hakimi, katibi ve mübaşirinin imzası ile, keşif masrafı yatırılmadığı ve Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesinden gelecek kimliği tutanakta yer almayan bilirkişinin mazereti nedeniyle hazır olmadığına ilişkin bir belge düzenlenmiş ve kullanılmıştır. Bu belgeyle resmi evrakta sahtecilik suçunun işlendiği düşünülebilecektir. Zira belge düzenlendiği tarihte resmen atanmış bir bilirkişi yoktur. İçeriği gerçeğe aykırı olan bu belgeye istinaden keşif tarihi ertelenmiş ve davacı tarafla el ve işbirliği içinde bir bilirkişi raporu alınması için zemin hazırlanmıştır.

5237 sayılı TCK’nin 204. maddesinin ikinci fıkrasında; “Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmî bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmî belgeyi kullanan kamu görevlisi 3 yıldan 8 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır” denilmektedir. Burada, hakim ve resmi belge düzenlenmesine katılan diğer görevlilerle, resmi belgenin düzenlenmesine iştirak eden yahut bu belgenin düzenlenmesine vesile olan kimseler iştirak hükümleri çerçevesinde re’sen kovuşturulabilecektir.

Ayrıca bu işlemi gerçekleştiren kamu görevlilerinin görevi kötüye kullanma (TCK m. 257) suçunu da işledikleri düşünülebilecektir.

Bir başka bilgiye daha ulaşıyoruz; Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekan Vekili Mustafa Fadıl Yıldırım, 23.10.2009 tarihli dilekçe ile kendisini bilirkişi olarak atamıştır.

Not: Mevzu uzun olduğu için kaldığımız yerden yarın devam ederiz, çok daha çarpıcı bağlantıları paylaşacağım…

"Mustafa Arıkan, Selçuk Üniversitesi'ndeki FETÖ yapılanmasını, rüşvet ilişkilerini ve kurulan kumpası itiraf etti" başlıklı haberi okumak için tıklayın!

Önceki ve Sonraki Yazılar