1. YAZARLAR

  2. Alper Mikdat AKINCI

  3. Müslümanca bir hesaplaşma yapmalıyız!
Alper Mikdat AKINCI

Alper Mikdat AKINCI

Yazarın Tüm Yazıları >

Müslümanca bir hesaplaşma yapmalıyız!

A+A-

Kimseye pabuç bırakma niyetinde değiliz. İstenildiği kadar abluka altına alınmaya çalışılsın. Özgürlüğün keyfini çıkarmaya engel olabilecek tek düşmanımız var; o da kendimiz. Kişiselleştirilen her mesele varsın üzerimizde kalsın. “Adam yokmuş” der geçeriz. Kayıtlarımıza kimseyi almadan, doğru bildiğimiz meselelerde bir başımıza da olsa yürüyeceğiz. Başlattığımız şeyi bırakmak zuldür bize.

Üzülmüyor muyum beklentim olan insanların duyarsızlığına karşı? Üzüldüm yalan değil. Tavır takındığımız insanlar, bir örümcek ağı kadar varlık gösteriyorlar, dokunduğumuzda çığırtkanlıklarından anlıyoruz çaresizliklerini. Bu şehrin insanına değmez aslında demiyor muyum; diyorum, o da hakiki bir itiraf. Değen bir şey var; Hak ve Hakikat…

Sorguluyorum hayata dair ne varsa. Acaba bir mücadeleye girmeden, birilerini bilgilendirmek ve kıvama getirmek daha mı doğru? Doğruluğumuza inandırmak için, bir inanç adamı olduğumuzu göstermeden, bu istek cevap bulabilir mi? Kiminle paylaşacağız ayrıca. Halktan gayrı paylaşabileceğimiz, tanımadığımız, bilmediğimiz insanlardan öte, sesimiz yankı bulur mu bu şehirde? 

Bir ideolojiye, siyasi görüşe, cemaat olmaya dönük bir çağrının peşinde de değiliz. Ne birilerinin peşine takılalım, ne de peşimize takılın istiyoruz. Gazetecilik de değil yaptığımız. İnsanız; sadece insan: Günahlarıyla, sevaplarıyla duyarlıklarını diri tutmaya çalışan birkaç insan işte…

Üzerinize düşen ne varsa yapmanız için bir onay mı bekliyorsunuz da, “Ne yapabiliriz” diye soruyorsunuz? Soranların sayısı da hayli kabarık.

Ey Necip Fazıl! nasıl bir çile çekmişsin ki, anlamamışız topyekun… “Lafını çok dinledik, şimdi iş inkılapta…”  Ve dahi “Yok bizim köyde çeken fikir sancısı…”

Bedenlerinden anlaşılır insanın fikir çilesi… Aşk; insanı yemekten içmekten kesen bir şey. Açlık, sefalet, kol gezerken sokak aralarında, haksızlığa uğrayan insanın elinden mi tutulur, bilmiyorum muyum bütün bunları; tabii ki biliyorum. Cebinde akrep gezdiren insanlar, ateşe mi el uzatacaklar?...

Şahsiyetlerini, kişiliklerini küçülten insanların ne çabalar sarfettiğini, kendi iç muhasebelerinde yaşadıkları çatışmaları, sonra da “Ne olacaksa olsun, önemli olan benim çıkarlarım, parası makamı olan insanların karşısında boyun eğen insan topluluğu bunlar” deyişlerini; ilk vartayı atlatma ardından kendisini kınayacaklarını düşündükleri insanların nasıl da kapılarında beklediklerini bilmiyor muyum sanki! Aşağıladığımız adamlar kadar, bizim de onur adına bir şeyler vermemiz gerekiyor öyleyse. Şeref de, şerefsizlik de insandan bedeller istiyor.

Hiçbir şeyi paylaşmayı bilmiyoruz, bilsek de paylaşmak istemiyoruz. Doğru bildiğimiz şeylere doğru olarak sahip çıkmak en erdemli düşüncedir. Doğrunun yanında yer almak, doğruyu dillendiren adamın yanında yer almak değildir. Doğruyu dillendiren adamın sahiplenmeye ihtiyacı da yoktur. İhtiyaç olunan şey, bizlerin doğruyu sahiplenen insanları sahiplenmemizdir; kendimizi sahiplenmektir, kendi onurumuzu yerlerde sürümemektir. Şimdi kendimizi sahiplenmeye dönük; onur, şahsiyet ve izzet kavramlarını mı hatırlatmış oluyoruz biz de. Belki…

Geriye dönük, geçmişte sorguladığım taleplerin aracısı olmak hiç mi nasip olmadı bizlere. İtiraftır; oldu! Bir medeniyet kurma iddiasında olan insanlar, kendi alın terlerinden vermedikleri sürece medeniyet kuramazlar. Hesaplaşmayı kendimizden başlayarak yapmak zorundayız. Bu kez gerçekten Müslümanca olsun ama…

Önceki ve Sonraki Yazılar