1. YAZARLAR

  2. Suavi Kemal YAZGIÇ

  3. Medya zihinsel obeziteye de yol açıyor mu?
Suavi Kemal YAZGIÇ

Suavi Kemal YAZGIÇ

Yazarın Tüm Yazıları >

Medya zihinsel obeziteye de yol açıyor mu?

A+A-

Medya ile şişmanlık arasında bir bağlantı olduğuna ilişkin çok araştırma var. Seyreden, seyretmekten başka bir şey yapmayan insanın hantallığı ve doymak bitmez iştahının sebep olduğu obezite ile açlıktan kırılan insanların hızla arttığı bir gezegende yaşıyoruz. Ancak medyanın sebep olduğu obezite maalesef bedensel obezite ile de sınırlı değil. İşin bir de zihinsel obezite yönü de var ki, bu yönün sebep olduğu zarar diğerinden aşağı kalmaz.

Bundan yüz yıl önce Cenap Şahabbettin gazeteler hakkında şunları demişti: “Gazete her tür günlük hadisenin canlı aynası, yirmi dört saatin târihî hâtırasıdır. Matbuat, dünyada olup bitenlere açık bir penceredir. Her sabah oradan insanlık gibi sürekli değişen târihî görünüşleri temâşâya koşarız; âlemin acı ve komik, ürkütücü ve ferahlatıcı, iyi ve kötü geçit resmini izlemek isteriz.” Bu sözlerin sarfedilmesinden beri köprünün altından çok su aktı. Gelişen teknoloji, insanlara neredeyse yaşadıkları ana ilişkin birebir bilgilenme imkânları sunmaya başladı. Bugün televizyondan “canlı yayında” savaşı, suikastleri, sabotajları anı anına seyrediyoruz. İnsanlar birer haber tüketicisi haline geliyor bu hız içinde. O kadar çok malumat boca ediliyor ki “hazmetme kapasitemiz” çoktan iflas etmiş durumda. Bir noktadan sonra ise ne verilirse “yutar” hale geliyoruz.

Zinimizi istila eden enformasyon yağı ile hassasiyetlermiz bir bir zayıflıyor. Zira zihin obezitesi zulme, haksızlığa ve yanlışa karşı değil itiraz etme buğzetme imkânımızı bile elimizden alıveriyor. Anlaşılan o ki bu imkânlar fast-food yiyenin hızlı yemek yemesinin bedelini “obeziteyle” ödemesi gibi zihinsel bir obeziteyle ödemesi ile sonuçlanmakta: Ramonet, “Medyanın Zorbalığı” adlı kitabında yaşanan kolaycılığın gerçek yüzünü bakın nasıl deşifre ediyor: “Salonundaki koltuğuna rahat biçimde yerleşip, ekranda kendisine sunulan, çoğu etkili, şiddet içeren insanın yüreğini ağzına getiren imgelerden oluşmuş olaylar çağlayanını izleyen vatandaşların çoğu, dış dünyada olup bitenlerin kendisine ciddi biçimde aktarıldığını düşünüyor. Bu bütünüyle yanlış. Bu yanılgının üç nedeni vardır: bunlardan ilki, kurgu olarak hazırlanan televizyon haber programlarının insanlara haber sunmak için değil, onları eğlendirmek için yapılmış olması. İkincisi, kısa ve parçalar halinde sunulan haberlerin (her haber programında yirmi dolayında haber yer alır ) birbiri ardından hızla geçişi, iki yönlü, yani aşırı ölçüde bilgilendirirken insanı bilgiden yoksun kılan olumsuz etki yaratması (gereğinden çok haber sunulurken, her birini üzerinde yeteri kadar durulmaz). Üçüncü olarak, da, hiçbir çaba harcamadan bilgi edinmeyi düşünmenin, uygarlık yolunda seferber olmaktan çok, basının yarattığı mitten kaynaklanan bir yanılgı olması. Bilgi edinmek yorucu bir iştir; vatandaş ancak bu yorucu çabayı gösterdiğinde demokratik yaşama bilinçli olarak katılma hakkını elde eder” 

Nasıl obezitenin tedavisi var ise zihinsel obezitenin de bir tedavisi var. Bu hastalığa yakalanmamanın yolu ise halis bir medya ortamı arayışından geçiyor elbette. Birer medya tüketicisi olarak önümüze sunulan ile yetinmeyip halis olanın nerede olduğunu aramaya başlamadan, zihnimizi atıl duruma düşüren bu obezite belasından da kurtulamayız. 

Bu yazıyı da bir yere bağlamak lazım değil mi? Gelin ipimizi sağlam bir kazığa bağlayalım ki gemimiz akıntıya kapılıp dezenformasyon kayalıklarına çarpmasın. Medyaya ait her sorun için şu tespiti yapmamızın şart olduğunu düşünüyorum: medya, hem hitap ettiği hem de istihdam ettiği “insan”ı hatırlamadığı sürece başarı ölçüsü olarak tirajı da kabul etse itibara da talip olsa hüsrana uğramaya mahkûmdur.

Önceki ve Sonraki Yazılar