1. YAZARLAR

  2. Alper Mikdat AKINCI

  3. Konya insanında olmayan ne?
Alper Mikdat AKINCI

Alper Mikdat AKINCI

Yazarın Tüm Yazıları >

Konya insanında olmayan ne?

A+A-

Zamanla yarışıyoruz. Zamana yüklenen anlamı bir çoğumuzun teğet geçtiğini ifadelendirmemize gerek var mı? Bu zamana kadar içinde yer almadığımız, insanın yaşamına dair ne varsa eleştirdik. Ya da ben kendi adıma öyle yaptım. İşin içine girildiğinde de değişen bir şey olmuyor diyebilirsiniz. Ama ben yine kendi adıma öyle düşünmüyorum. “Uzaktan gazel okumaya benzemez” cümlesinin sizin için ne kadar değersiz-değerli olduğunu muhatabınıza hissettirmek az bir şey mi?

Azımsadığımız ne varsa, çokluğun parçası aslında. İnsanın yaşanabilir bir hayatı yaşadığı ülkede gerçekleştirmesi az gidip-uz gitmekle gerçekleşecekse; bu gidişin, bu yol alışın muhataplarının güçlerinin bu kadarına yettiğini kabullenmek zorundayız. Beklentilerden iyice sıkılmaya başladığımı da söylemeliyim.

Adam kenarda oturuyor, beklentilerini birilerine havale ediyor, beklentilerine cevap alamayınca da veryansın ediyor. Veryansın etmeye gerek yok. Her veryansın yanışın artırışını sağlıyor. Sorgulamaları kendimize döndürmenin bir yolunu bulmalıyız. Kim ne yanlış yapıyorsa, o yanlışa bizlerin de ortak olduğunu kabul etmeliyiz. İçinde yer almadığınız yapıların hayatımıza müdahalesi varsa, bizim de hayatımıza şekil vermeye kalkan yapılara müdahale etme haklarımızı kullanmayacak mıyız?
Dürüstçe, bir şeyin sorgulamasını yapmak istediğimin farkındasınız zannediyorum. Diyorum ki ben; taşın altına elimizi koymadığımız ne varsa elimizde kalıyor. Yükleri sırtımıza alma gibi bir niyet taşımıyoruz. Herkes kendi gücü yettiğince bir şeyleri sırtlansa, ortada yük kalmayacak. Daha kendimizi canlandırma çabalarına girmeden, bir şeylerin canlanmasını istiyoruz. Kimilerimiz kendince önceliği olan konuları yılda bir-iki kez gündeme taşımakla görevini yerine getirdiğine; kimilerimiz yanlışları yüksek sesle dile getirmekle sorunların üzerine gittiğine inanıyor; kimilerimiz kendi sınırları içinde kalan kafa tutma refleksleriyle heriflik taslayarak bir oyun oynuyor. Bu oyunu benim de oynadığımı gizleyecek değilim. Çok da eğlenceli bir oyun. Seyirciniz de hazırsa, müşteri artırma gibi bir seferberlik başlatıyorsunuz.
“Asıl mesele ölümden kaçmak değil, haksızlıktan kaçmaktır. Çünkü kötülük ölümden daha hızlı koşar” diyen Atina soylusu Sokrates, meşhur müdafasında kendi misyonunu atsineğine benzetiyor: “Büyüklüğünden dolayı ağır ve dürtülmek isteyen, bir ata benzeyen devleti, yerinden oynatmak için Tanrı’nın musallat ettiği benim gibi bir atsineğine kolay kolay bir halef bulamazsınız. Ben Tanrı’nın devlete musallat ettiği bir atsineğiyim. Her gün, her yerde sizi dürtüyor, azarlıyorum; peşinizi bırakmıyorum. Belki de ansızın uykusundan uyandırılan biri gibi, canınız sıkılarak beni kolayca vurup, öldürebilirsiniz, ama; Tanrı size acıyıp, başka bir atsineği gönderinceye kadar, hayatınızın geri kalanında yine uykuya dalarsınız.”
İnsan onurunu rencide edici kurallara karşı koyan Sokrates’in durumu malum!

“Bir kölenin oğlu da kendisi gibi köle doğar demek, insan olarak doğmadığını ileri sürmektir” tespitinde bulunan Jean Jacgues Rousseau da dayatılan zorbalıkları ya da özgürlükten kaçışın sırrını çağdaşlarıyla paylaşamadı. Tüm bu çığlıklar günümüzde de muhatap bulabiliyorsa, bütün insanlığın paylaşması gereken bir utanç vardır.
Hayata katmak istediğiniz şeyler, sizde değer bulmadıkça, karşı taraftan değer verilmesini beklememelisiniz. Bir inanç taşımalıyız. Taşıdığımız inanç öncelikle bizde kendini bulmalı. Sizleri, kaçıncı asrın adamı görürlerse görsünler fark etmez. “Adam doğru söylüyor, ama biz yapamıyoruz” derler en fazla. M.Ö. yaşayan bir filozof hala günümüz insanına bir şey öğütleyebiliyorsa, öğütlediği şeyin hayatına malolduğunu bilmek zorundayız.
Medeniyet şehri Konyamız’da, yeni bir medeniyet kurabiliriz. Müthiş bir insan potansiyelimiz var. Bizim sorunumuz kendi insanımızı küçük görmekte yatıyor. Muhafazakar kimliğimizin bizlere kazandırdığı bir sorumluluk bilinci var. İnsan sevgimiz var. Hayırseverliğimiz var. Bitmek tükenmek bilmeyen bir dindarlığımız var.

Olmayan ne biliyor musunuz?

Oymayan azmimiz. Eyl-i keyf insanlarız. Çokluk içerisinde kaybolup giden, yeniden yokluğa dönen bir ataletimiz var. Tuttuğunu koparmayı bilmiyoruz. Bir çok kurumumuz ve sivil toplum örgütümüz kendilerini aşağılayanlara itaat etmekte bir beis görmüyor. Bir çok hocalarımız dahî öyle. Nerede ne yapmamız gerektiğini söyleyen, ama sorumluluk üstlenmeyen insanlarımız var. Biz kendimiz olmayı beceremiyoruz. Ama becermek zorundayız ve becereceğiz de!

 

Önceki ve Sonraki Yazılar