1. YAZARLAR

  2. Ahmet Şükrü KILIÇ

  3. Kendim alındım, alınanlar da alınsın!
Ahmet Şükrü KILIÇ

Ahmet Şükrü KILIÇ

Yazarın Tüm Yazıları >

Kendim alındım, alınanlar da alınsın!

A+A-

Hiçbir şeye bulaşmadan temiz kaldığını sanıyor insanlar. Objektif değerlendirmelerin söz kirlenmesine sebep olmayan bir yanı olduğunu düşünenler, nedense hiç samimi gelmemiştir bana.

Yaşanan olayları bir filim gibi seyretmek; şu haklı, şu haksız, bazen de her iki tarafın da doğru ve yanlış yanları var demek; değerlendirme doğrucusu bir görüntü kazandırıyor.

Hayatı kitaplardan ibaret zanneden, kitapların sunduğu hayal dünyasından sıyrılamayan insanların, işleri düştüğünde en olmadık insanlara nasıl ulaştıklarına, hedefe ulaşmak için ayaklarının nasıl da yere bastığına tanık oluyorsunuz.

Bir siyasi partide bayrak asan insanla, oturduğu yerden siyasi partiler üzerinde kanaat önderi kesilen kişiler kıyaslaması yapma niyeti taşımıyorum.

Bir cemaat adına organizasyonlar üstlenen samimi insanların, niyetlerini hiç bozmadan aynı samimiyetle İslam adına bireysel gayretleriyle organizasyonlara soyunmasındaki yalnız bırakılışlarını da kıyaslayacak değilim.

Cemaatlerin hepsinin dine hizmet ettiğini söyleyen, sonra kendi cemaatini hak din üzerinde gören bir inancın sorgulamasını yapmak istesem de, bu tartışmaların da kuru bir söz düellosuna dönüşeceğinin farkındayım.

Yazarların, düşünürlerin, siyasetçilerin birbirleriyle yarıştırılmasından, kendimizden hiçbir şey katmayan, hep birilerinin sözünü taşıyan olmaktan yeterince bıktım.

Dinin cemaat vaizlerinden alınıp, akademik bir mecrada boğulması, siyasetin sürekli milli irade vurgusundan öteye geçmeyen, mili iradenin en çok siyasiler tarafından boğazlanması, sivil inisiyatifin sivil toplum örgütlerince kurumsal bir hiyerarşiye dönüştürülmesi beni fazlasıyla rahatsız ediyor.  

Makam saygınlıklarını, yaşanmışlık saygınlıklarına dönüştüremeyişimizin tek bir nedeni var; hepimiz belki de makamlar için yaşıyoruz.

İmtiyaz ve makam sahibi olan insanları kendimiz gibi bir kul görmeyen iradelerimiz, kendimizi saygı duyduğumuz makam sahiplerinin üstünde de gören bir hayal dünyasında yaşatıyor.

Pratik hayatımızda imtiyaz sahiplerine duyulan saygı, hayal dünyalarımızda hepsini yeren bir kişisel üstünlük de sağlıyor.

Hayal dünyamızdaki benliklerimizi, gerçek hayata taşımanın cesareti olmuyor, çünkü o cesaret kendimizi hayal dünyasında kandırdığımız bir gerçeklik olarak da karşımızda duruyor.

Hayatımızı kuşatan belirleyicilikleri, kendi yaşam sınırlarımız içine kendimiz çekiyoruz. Kendimize ait özerk bir alan oluşturmaktan dahi çekinen,  gelenekselleşmiş alışkanlıklar ediniyoruz. Başkasında gördüğümüz özgüveni kendimize yakıştıramayışımızın nedenlerini de biliyoruz; her kişisel özgürlük küçük de olsa bedeller istiyor.

Yüreklerimiz toplu vuruyor, sözlerimiz koro halinde çıkıyor, kendi yürek atışımızla yürekleri attırma niyeti taşıyor, yüreklerimizin atan duyarlıklarda yalnızlığını keşfettiğimizde, kalp atışlarımızı durduran, her seferinde ölüme terkeden yine kendimiz oluyoruz. Bir kez olsun, hiç kimsenin yüreğinin atmadığı, sadece kendi yüreğimizin attığı bir gerçeklikte, yürek atışlarımızı devam ettirebilsek, diğer duyarlıkları da kendimizde yaşatacağız. Kendi yüreklerimizde onlarca ayrı gerçekliğe yürek attıran, bir yürek atışıyla binlerce yürek atışını tutuşturan bedenlerimizde,  binlerce yürek atışını duyacağız.

Bizlere kendi içimizde, her ayrı duyarlığın yürek dilini öğrenmemiz, yüreklice konuşmamız, iki dil bilen iki insandır nisbetinden daha üstün bir  yürek dili zenginliğini kazandıracaktır! 

https://twitter.com/ahmetsukrukilic

https://twitter.com/cafekulis

Önceki ve Sonraki Yazılar