1. YAZARLAR

  2. Alper Mikdat AKINCI

  3. Kendi devletinde asimile edilmiş tek Türk halkıyız bizler
Alper Mikdat AKINCI

Alper Mikdat AKINCI

Yazarın Tüm Yazıları >

Kendi devletinde asimile edilmiş tek Türk halkıyız bizler

A+A-

Yaşadığımız yılların, kendi üzerimizdeki hatırlatmaları her geçen gün daha da ağırlaşıyor. 1926 Yılından buyana değişen yasalar, değişen dil, değişen alfabe, değişen kılık-kıyafet yeni bir cehaletin başlangıcı oldu. Bir toplumu, medeni ülkeler seviyesine yükseltme ifadesi dahi ne kadar aşağılayıcı oysa!

Dil’i ve alfabesi değiştirilen bir milletin yaşadıklarını hayal etmeye zorlayalım kendimizi. Bıçak gibi kesilen yazışmaları düşünelim. Bütün bir millet yeni alfabeyi öğrenene kadar neler çekmiştir? Bir çok insanımız da öğrenememiştir zaten. Osmanlıca yazılan bütün eserler, bir anda arşiv olmuştur. Bir çokları da yakılmış, bir çokları da kayıplara karışmış/karıştırılmıştır. Yüzlerce yıllık yaşanan geçmişimizden koparıldık. 6 asırdan fazla olan köklerimizi düşmanlarımız da değil, bizim kanımızdan olan insanlar kopardı. Daha da çarpıcı hale getirelim sorumuzu: Ülkemiz yabancı devletler tarafından işgal edilseydi, alfabemiz değiştirilseydi, bir millet olarak ne yapardık?

Türkiye halkı, savaş yenilgisini bile Kurtuluş Savaşı olarak kutlayabiliyorsa, söylenecek başka bir şey kalmıyor. Bağımsızlık ülküsünden koparılmış, kendisini hürriyetine kavuşmuş zanneden bir milletin bu derin uykudan uyanması zor gözüküyor. Bir avuç insan bizleri yönetiyor, bir avuç insanın isteklerine boyun eğiyoruz. Mandacılık sadece ülkelerin ülkeler üzerindeki belirleyiciliği değildir; bir millet, bir avuç insanın mandacılık ilkelerine boyun eğmiştir hala da eğmektedir.

Bir esnaf çocuğu geçmişimin derin izlerini taşıyorum. Babam ben 13 yaşındayken vefat etti. Bütün hesaplarını Osmanlıca tutardı. Bir günlük defteri, bir de esas defteri vardı. Veresiye alış verişler oraya yazılırdı. Ablarım ve ben veresiye alış-verişleri farklı bir alfabeyle, babam farklı bir alfabeyle yazıyordu. Babam yeni alfabeyi de biliyordu, ama bizim kadar anlam yükleyerek okuması mümkün değildi. Bizler babamın yazı dilinden hiç anlamıyorduk. Vefatı sonrası alacak defterini birkaç kişiye Türkçeleştirmek için gösterdik, doğrusu kimse de kalmamıştı. O defter alacaklı listesiyle yıllarca bekledi. Sayıları beş’i geçmeyen borçlular paralarını getirdiğinde, onların sözü esas alındı. Yüzlerce isim o defterle birlikte, kayıp bir miras olarak kayboldu. Tabii ki birileri bulunarak Türkçeye çevrilebilirdi, tabii ki alacaklıların peşine düşülebilirdi, tabii ki bu bizim ihmalimiz denilebilir. Peki, bu uğraşıyı yaşatmaya kimin hakkı olabilir? Yüzbinlerce eser, milyonlarca kayıt, binlerce anlaşma, yüzbinlerce yazışmalar nasıl telafi edilebilir? Bizlerinki sadece maddi kayıp, ya 700 yıla yakın mirasımızın kaybını nasıl telafi edebiliriz?

Bir millet, yazı dilinde bir anda cahilleştirilerek, yeni bir nesille yeni bir millet yaratılmaya çalışılmıştır. O da yetmemiş, bir önceki neslin yazı alfabesi her ortamda aşağılanmıştır. Alfabenin değiştirilmesi, geçmişin silinmesi olmuştur: Hafıza kaybı yaşayan bir millet olduğumuzun idrakine bile varamadık!

Bir an olsun düşünelim şimdi: Türkiye Büyük Millet Meclisi yeni bir anayasa maddesi değişikliğiyle Latin alfabesinin değiştirilmesi kararı alsın. Japon alfabesi ya da yine Arap alfabesi kullanma kararı çıksın. Latin alfabesiyle yazışmaların yapılması yasaklanan bir ülke oluyoruz, hayallerinizi zorlayın. Bütün bir halk; yeni bir alfabenin öğrenilmesine zorlanıyor. Bütün meslek grupları, meclis, yargı, askeriye, kamu kurumlarının hepsi; avukat, doktor, mühendis, öğretmen; memur, işçi, çiftçi yeni alfabeyle yazışmalarını nasıl yapabilir? Medya yeni alfabeyle haberlerini yazacak, gazeteler yeni alfabeyle çıkacak! Her şeyden önce bir gazeteyi çıkaracak kadar bile adam bulmak mümkün müdür? Öğretmenler yeni alfabe öğrenecek; yeni nesil, yeni alfabeyle öğrenimlerine başlayacak. Bizler ne olacağız? Sadece Cumhuriyet tarihinde Latin alfabesiyle yazılan eserlerin, romanların, hikayelerin, makalelerin, gazetelerin, konuşma metinlerinin bir sonraki nesle, nasıl bir geçmiş silinmesi yaşatabileceğini, anlayabiliyor muyuz? Çocuklarımız bizlerin yaşadıklarını, yaşanmışlıkları çeviriler olmadan nasıl öğrenebilecek? 90 yılık bir geçmişin silinmesi bile ne kadar korkunç gelmedi mi sizlere de? 700 yıla yakın bir geçmişin silinmesi, nasıl bir bıçak gibi saplanmıyor yüreklerimize? Bundan 100 yıl kadar önce atalarımız hem kendi dilleri olan Osmanlıca’yı, hem Arapça’yı, hem de Farsça’yı biliyordu. 3 dilin zenginliğini yaşayan bir milletin, batı dillerine karşı ilgisi de hep vardı. Bırakın günlük konuşmalarımızı, yazışmalarımızda kaç kelime kullandığımız durumun vahametini göstermeye yetecektir: Türkçe’yi bile doğru dürüst konuşamayan bir millet olduk. 700 yıl boyunca yaşayan insanlarımızın eserlerini okuyamayan, kendi felsefecisinden, kendi tarihçisinden, kendi hukukçusundan, kendi edebiyatçısından, kendi atalarının hatıralarından habersiz bir nesil olmak; sizleri delirtmiyor mu? Bir İngiliz tarihine, İngiliz edebiyatına; bir Alman tarihine, Alman edebiyatına; bir Arap tarihine, Arap edebiyatına ne kadar uzak duruyorsak; Osmanlı tarihine, Osmanlı edebiyatına da o kadar uzaklaştırıldık!

Osmanlıca’nın arşivlere hapsedilmesiyle, sadece tarihi bir miras yok edilmedi, soy kütükleri de kaybedildi. Hiç birimiz, büyükbabalarımızdan daha ötesini bilmiyoruz. Alfabenin değiştirilmesi bazı insanımızda kayıtdışı ahlaksızlıkları da yeşertti. Mirasçısı olmayan insanların miraslarını geçmiş tarihli senetlerle birileri satın aldı. Tapu kayıtlarında mirasçısı olmayan insanların mülkleri, ahlaksızlarca sahte senetlerle mirasa dönüştü.

Yazılacak çok şey var, kayıt dışılığa alıştırıldığımız gibi kendi devletinde asimile edilmiş tek Türk halkıyız bizler!

Önceki ve Sonraki Yazılar