1. YAZARLAR

  2. Alper Mikdat AKINCI

  3. Kalsaydın, yokluğunla yok olmazdı bu şehir!
Alper Mikdat AKINCI

Alper Mikdat AKINCI

Yazarın Tüm Yazıları >

Kalsaydın, yokluğunla yok olmazdı bu şehir!

A+A-

Uzaktan sevilen insanların biraraya gelmeleri zorunluluk taşımaktadır. Tanışıyor olundukları gururla söylenilen, ama birlikte olunmaktan kaçınılan insanlardan bahsediyorum: Bir çağlayan gibi huzur duyguları taşınarak seyredilen, ama birlikte akmaktan çekinilen insan ırmaklarından…

İçteniçe bütün kızgınlıklarımıza rağmen "iyi ki varlar” dediğimiz, düşüncelerimizin coşku kaynağı, görüldüklerinde adamlıklarından gayrı hiçbir şey hatırlatmayan; vefayı, dostluğu, yardımlaşmayı, direnmeyi, varolmayı her seferinde yüzümüze vurabilecek yaşam tutkunlarından... Kimsenin sizi meşru zeminlerde meşhurlaştıracağı yok, kendi meşhurluğunuza meşru zeminler hazırlamalısınız!

Meşruiyetini kazanan insanların meşhurluğu, magazin kültürün meşhurlaştırdıklarından tamamen ayrı bir şeydir. Bilimin de, düşüncelerin de, siyasetin de meşhurlaştırdığı bir çok sığ insan vardır. İnsanın hak etmediği bir sıfatla anılması, hak etmediği bir makamda bulunması telafisi mümkün olamayacak zulümlere sebebiyet verebilir. Ki ülkemizin kesinlikle en büyük açmazı da budur. Sorun düşünce adamlarının cemaat, grup ya da benzer toplulukları bir araya getirenler kadar duyarlı olamayışlarında yatmaktadır. Doğru bir ifade; düşünce adamlarında yatmaktadır. Düşünce üretmenin küçümsenecek bir işlev olduğunu inkara yeltenmeden, üretilen şeyin insan zihnine ekilmesi de üreticiler tarafından yapılmak zorundadır.

Düşünce çiftçilerinin bakir arazilere inmeleri gerekmektedir. Fildişi kulelerin dahi cılkını çıkaran bir atalet yaşanmaktadır. Düşünce üreticilerinin kendi saygınlıklarını gölgeleyen davranışlara esir olmaları, geleceğe ket vurmanın, güzel günleri geciktirmenin zulmü sayılmalıdır.

Durumu fark eden etkin-yetkin güruhla, durumu düzeltmeye namzet düşünce zenginlerinin zenginliklerini paylaşmaları, birbirilerini daha da zenginleştirecek bir sermaye artışına götürecektir. Meşru zeminlerde bulunan etkin insanlar, meşhurlaştırılması gereken düşünce adamlarını kendi platformlarına taşımanın sorumluluğunun farkında olmalıdır. Her iki tarafın da seçicilikleri, sorumluluklarına engel olmamalıdır. Her iki taraf da tanış olduğu çevrenin güven duyulan ilişkisini birbirlerine sunmalıdır. Birbirlerini kendi dostluklarıyla kaynaştırmalı, kendi enginliklerinde selametle dolaştırmalıdırlar.

Hiçbir kompleks taşımadan her birimizin farklı meziyetleri olduğunu bilerek, bilgece bir paylaşımın bildik yaşantılara son verebileceğine inanmalıyız. Bilgilerimizi geleneksel yaşantıya dönüştürmenin yolu, varolan gelenekleri küçümsemekten değil, varlık göstermekten geçmektedir.

Sivilleşmenin bireyselleşme -kendi yaşamından sorumlu olma düşüncesi- olarak algılanması, düşünce düşkünlüğünü üretmekten başka hiçbir şeye yaramamaktadır. Sivilleşmek, yok sayılanları varsayma birlikteliği; bireyselleşmek, bu birlikteliğe insanın kendisini adamasıdır. Sivilleşmekten dem vurup da, mevcut statükodan daha militarist yöntemlere başvuran yapıların söz cazibesine kapılmak da, insanca yaşama dönüşümünün önünde en büyük engel olmaktadır.

Düşünce adamlarına meşru zeminlerde yer açması gereken insanların katlanılacak bir ilişkiyi göğüslemeleri, düşünce adamlarının da kendilerine katlanması gereken insanları en az kendileri kadar önemsemeleri gerekmektedir. Varlıkları birbirlerini varsaymaya muhtaçtır. Bir başına çekip gitmenin kimseye bir faydası yok. Nedense İlhan İrem’den bir şarkı düşüyor zihnime: “kalsaydın, yokluğunla yokolmazdı bu şehir…”

Önceki ve Sonraki Yazılar