1. YAZARLAR

  2. Ali SALİ

  3. İslâmcı arkadaşlara açık mektup
Ali SALİ

Ali SALİ

Yazarın Tüm Yazıları >

İslâmcı arkadaşlara açık mektup

A+A-

Devlet bir kurumdur, temsiliyet Devlet değildir

İslâmcı arkadaşlara açık mektupları peş peşe yayınlayacaktım güya. Demek ki yazmamam gerekiyormuş. Yazmamam gerekiyormuş ki canımızı çok acıtan olaylarla karşı karşıya kalıyoruz sürekli. Şeytan taşlamaktan salâvat getirmeye fırsat bulamaz hale geldik iyice. Bu arkadaşlara 4 – 5 açık mektup yazacaktım. Fakat muhtemelen bu açık mektup son mektup olacak. Bu mektuptan sonra bu tırnak içinde “İslâmcı” arkadaşlarla bir daha klavye başına oturmayacağım. Bu açık mektupta meramımı istediğim sarihlikte anlatabileceğimi de sanmıyorum. İstidadımın müsaade ettiği kadarıyla bir şeyler dile getirmeye çalışacağız artık.

Burada birçok meselenin yanı sıra arada bir de olsa bazı tırnak içinde İslâmcı arkadaşları uyaran yazılar da yazdık. Uyarılarımızın temelinde iki şey vardı: Ankara’nın (yeni Devlet’in) hassas olduğu bazı kavramlar var. Bu kavramlarla dalga geçmeyin, bu kavramlarla alay etmeyin demeye getirdik yazdığımız her satırda. Hiçbir zaman eleştirmeyin demedik. Eleştirin, ama dalga geçip alay etmeyin dedik. En temel uyarımız buydu. Bu uyarımıza zemin hazırlayan da uyardığımız İslâmcı arkadaşların Devlet telakkileriydi. Bu arkadaşların Devlet telakkileri üzerine bu telakkiyi ve bu telakkinin doğurabileceği muhtemel sonuçlarını doğrudan muhatap alan yazılar yazmadık, ama yaptığımız uyarılar arasında meselenin Devlet telakkisinden kaynaklandığını ima eden cümleler de kurduk. Her şeyden önce bu arkadaşlar Ankara’da yeni bir Devlet’in var olduğunu kabul etmiyorlar. Bizim burada ve başka birçok zeminde dile getirdiğimiz Devlet’in varlığını kabul etmiyorlar. Var olduğuna inandıkları Devlet ise bir kurumdan ziyade bir kişiden müteşekkil bir yapı. Biz Devlet’in her ne ise o, işte onun soyut bir yapı olduğunu dile getiriyoruz. O arkadaşlar ise Devlet’in somut bir yapı ve bu somut yapının da ömrü kısıtlı bir şahıstan ibaret olduğunu sanıyorlar. Kaldığımız yerden devam edelim açık mektubumuza.

Tamam, hiç kimse bir başkasının inandığı bir düşünceye onun inandığı gibi inanmak zorunda değil. Zaten birebir örtüşen bir düşünce birliği iki kişi arasında bile mümkün değildir. Bunları bilmiyor değilim, bunları görmezden geliyor değilim. Tamam, sizin Devlet telakkiniz ile benim Devlet telakkim birbirine benzeyecek diye bir şart yok. Öyle olmasını bekleyecek kadar da bencil değilim. Ben size özellikle bu meselede uyarıda bulunurken bir Devlet refleksinin (hadi Devlet refleksi demeyelim de Yeni Ankara’nın refleksi diyelim, çünkü Devlet telakkilerimiz uyuşmuyor birbirimizle) devreye girmesinden endişe ettiğim için özellikle iki kavramla ilgili dalga geçmeyin deme gafletinde bulundum. Bir şeyi atlamıştım çünkü!

Atladığım şeyin ne olduğunu izah etmeye gayret edeyim: Bürokraside olsun, siyasette olsun belli bir noktadan sonra ebedi dostluk, ebedi düşmanlık gibi bir tavrın olmadığını unutmuşum, öyle görünüyor. Oysa hepiniz benden daha iyi bilebilecek durumdasınız belli bir noktadan sonra kimsenin her daim dost, kimsenin her daim düşman olamayacağını. Hatta bazılarınız kendi hayatında bittecrübe şahit de olmuştur bu hale. Sizin düşman kategorisinde değerlendirildiğinizi söylemek istemiyorum dile getirdiğim bu gerçeklikle. Siz Mart 2016’da nasıl muhalif olarak değerlendiriliyorduysanız, şimdi de muhalif olarak değerlendiriliyorsunuz muhtemelen. Atladığım nokta ise burada devreye giriyor işte. Muhalif olarak değerlendirilmeniz bende sizin bir müddet sonra bir şeyler bahane edilerek düşman kategorisine kaydırılmanızın mümkün olabileceği endişesini oluşturmuştu. Oysa siz gözden çıkarılabilecek bir grup değilsiniz. İşte atladığım buydu. Siz her ne kadar vefalı olmanın bazı şeyleri engellediğini görmezden geliyor gibi gözükseniz bile, bazı insanların vefasından dolayı sizde herhangi bir numara olmasa da gözden çıkarılmanızın önüne geçer ve size hiçbir şey olmaz. Ayrıca ne yazık ki memleketimizin insan harcamada çok bonkör olması, elinde herhangi bir numara olan insanların kıyıya köşeye çekilmesi de etkili olduğu için, siz halen piyasanın en iyi yetişmiş grubusunuz. Elinizde bir değil, birden fazla numara var yani. Bundan dolayı da gözden çıkarılabilecek durumda değilsiniz. Ayrıca dün karşıt kamplarda gibi görülseniz bile yarın aynı mekânda saf tutabilirsiniz muarız olarak görülenlerle. Belli noktadan sonra devamlı dostluğun da, devamlı düşmanlığın da olmadığını siz benden daha iyi bilecek konumlarda bulundunuz sürekli. Onun için benden çok daha iyi bilirsiniz. Bu da sizin gözden çıkarılmanızın önündeki en önemli etmenlerden biriydi. Ayrıca siz bir güç merkezisiniz de. Geçmişte de bir güç merkeziydiniz, şimdi de bir güç merkezisiniz. Üstelik gelecekte de bir güç merkezi olmaya devam edeceksiniz.

Bunların hiçbirini yazmaya gerek kalmayacaktı muhtemelen, eğer size sesim ulaşsaydı. Eğer siz o uyarıları uyarı olarak alsaydınız. Uyarı olarak almak yerine onları bir ihbar olarak değerlendirmişsiniz. Hani bir söz vardır ya “bin yıl düşünsem aklıma gelmezdi” diye, işte ben öyle bir konuma düştüm ihbar olarak değerlendirdiğinizi öğrenince. İhbar olarak değerlendireceğiniz aklımın ucundan geçse, bir toplu iğne ucu kadar bile bir ihtimal olarak aklıma gelse o uyarıların hiçbirini yapar mıydım sanıyorsunuz? Ankara’da nasıl görüldüğünüz, en azından benim ilişkide bulunduğum çevreler tarafından nasıl algılandığınızı görün istemiştim hepi topu. Üstelik o çevreler nezdinde sizi savunan tek kişi de ben oldum sürekli. Sizin davayı satmayacağınızı, insaf sahibi olduğunuzu, bu mahallenin insanı olduğunuzu yazdım bile. Fakat bu sözlerin de bir ehemmiyetinin kaldığını sanmıyorum. Sizin ihbar olarak değerlendirdiğiniz bir mevzuda benim sizi savunduğuma inanmanızı beklemek safdillik olur. Bunu görmezden geliyor değilim. Muhtemelen benim sizden intikam almaya çalıştığımı düşünüyor bile olabilirsiniz. İntikam alacak olsam böyle yapmazdım, birtakım şahitliklerimi abartarak aktarırdım, olur biterdi. Bu kadar meseleyi dolandırmaya gerek kalmazdı. Tamam, insanlar da muntakim olmak ister, intikam sahibi olmak isterler, ama mutlak intikam sahibi sadece Allah’tır. Muntakim olan sadece Allah’tır, insan değil, hele benim gibi acizler hiç değil.

Sizin bazı hatalarınızdan dolayı ortalık birtakım zibidilere kaldı. Üstelik o zibidiler maslahat gereği sizin terk ettiğinizi sandıkları mevzileri ele geçirdiler. Ortalığın bu zıpırlara kalmasının sorumluluğunun büyük kısmı sizde, siz sorumlusunuz onların bu mevkileri işgal etmesinden. Çünkü bir kısmını bizim başımıza siz bela ettiniz. Sizin kol kanat germeleriniz yüzünden onlar adam yerine kondular. Üstelik ilk tökezlemede onların mevzileri, barikatları terk edecekleri bilinmesine rağmen rağbet görüyorlar.

Bu arada sizin yeni ikbal günleriniz yaklaşıyor, onu da haber vereyim istedim. Siz gözden çıkarılamayacağınız için, bu kadar sütre gerisinde kalmanıza yeter deniyor olabilir. Siz yeniden makbul ve muteber olacaksınız. Siz her zaman haklı olduğunuz gibi, yine haklısınız. Ben her zaman haksız olduğum gibi yine haksızım. Hani İsmet Özel’in bir şiiri var ya “haksız olduğum bilinsin” der bir yerinde, işte onun gibi ben de bırakın haksız olduğum bilinsin diyorum.

Tamam, ben oyundan çıkıyorum. Bu sizinle ilgili yazdığım son yazı (açık mektup) olacak. Sizi hiç eleştirmedim, bundan sonra da asla eleştirmeyeceğim. Sadece helallik istiyorum. Helallik istiyorum, çünkü tanışıyor olmak bile bir hak oluşturur benim kavlimce. Ayrıca beni kastımın dışında anladığınız için sizin bana gönül koymuşsunuz. Onun için de helallik istiyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar