1. YAZARLAR

  2. Ahmet Şükrü KILIÇ

  3. İlk İslamcı Hocam: Mehmet Tüğbek
Ahmet Şükrü KILIÇ

Ahmet Şükrü KILIÇ

Yazarın Tüm Yazıları >

İlk İslamcı Hocam: Mehmet Tüğbek

A+A-

1980. 

Orta Okul İkinci sınıftaydım. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi’nde ilk kez “Tevhid” kavramıyla tanıştım.

Hocamız Mehmet Tüğbek’ti.

Heyecanlı bir adamdı.

Kurduğu cümleler çarpıcıydı.

Bakışları sert, tebessümü bir çocuğun yüreklerine işleyecek kadar sıcaktı.

Onun dersinde kendimi büyümüş bir adam gibi hissederdim. Diğer hocalar gibi değildi. “Arkadaşlar” diye söze başlaması bile yeterliydi. Her hocanın elinde bir sopa vardı, onun sopası kızdığında insanı mahcup eden cümleleriydi.  

Ne hırçınlaşabilirdik dersinde ne de her öğrencinin geçebileceği bir ders kolaylığını hissedebilirdik. İkinci sınıfa kadar, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersleri’nin dersten sayılır bir tarafı yoktu benim için. Daha önce o derslere kimlerin girdiğini bile hatırlamıyorum. Herkes girmiş olabilir, herkesin hocalık yapabileceği basitlikte bir ders, her öğrencinin de not ortalamasını yükseltmesine yarayacak bir puandan ibaretti.

Müslüman şeriatçıdır. Şeriat İslam Kanunudur. Şeriat Kur’an hükümleridir.” diyen bir adam. Hz. Muhammed’in en büyük devrimci olduğunu çocuk zihnime kazıyan ilk öğretmen. Yine de mesafeli duruyordum. İlk kez İslam’ın insanı kuşatan bir din olduğunu söyleyen, insanın bütün hayatını Kur’an’a göre yaşamasının Allah’ın emri olduğunu duyuran, İslam’dan başka hiçbir yolun adalet ve eşitlik getiremeyeceğini anlatan bu adam büyüdükçe büyüyordu dünyamda. Okulda hocaların çoğu solcuydu, azımsanmayacak kadar da ülkücü vardı. Tek bir şeriatçı vardı, o da Mehmet Tüğbek Hocaydı.

Gece olduğunda, yatağıma uzanıp, yorganı başıma çektiğimde tekrar tekrar, üzerine basa basa “Şeriat, Şeriat, Şeriat” derdim. Bir süre sonra, “Şeriatçıyım” demeye başladım. “Şeriat” çarpan bir kavramdı. “Ş” harfinin sert başlangıcı, “T” harfinin son vuruşu yapan tılsımı dilimde sloganlaşıyordu. Bir çocuğun kelime oyunuydu “Şeriat.” Bazen tersten söylerdim; “Taireş”, bazen parçalardım; “Şeatri.”

Bir gün Mehmet Tüğbek Hoca, Milli Türk Talebe Birliği’nde seminer vereceğini, hepimizin de davetli olduğunu söyledi. “Seminer”le de ilk tanışmamdı. O akşam Milli Türk Talebe Birliği’ne gittim. Bir çocuğun yabancı bir yere gidişiydi. Daha önce onlarca kez Ülkü Ocakları’na da çıkmıştım, Halkevi’ne de. Erbakan Hoca’nın aşağılanması, alaya alınması bir çocuğun kaldırabileceği bir şey değildi. Benim dünyamda Erbakan Hoca yoktu ama orası Erbakancı gençlerin yeriydi. Mehmet Tüğbek, bir militan duruşu sergiliyordu; öykünüyor, özeniyordum ona. Milli Türk Talebe Birliği’ne çıktığımda sandalyelerin sıraya dizildiğini, bir çok gencin çoktan yerlerini aldığını gördüm. Çok sıcak karşıladılar. Kaç kişinin “Hoş geldin” dediğini saymakta zorlandım, kaç kişinin elini sıktığımı da hatırlamıyorum. Bayram Namazları çıkışlarında sıraya dizilen cemaatin tek tek bayramlaşmasını andıran bir el sıkma şaşkınlığı yaşadım. Sadece el sıkılmıyor, kucaklaşılıyor, başlar tokuşturulmuyor, sarılınıyordu. Hangi abinin olduğunu hatırlamıyorum, beni kucaklayak havaya kadırdı, bir anda da yere bıraktı. Adalet Partili bir babanın oğluydum. Oradaki ilgi babamdan kaynaklanıyordu.

Mehmet Tüğbek Hoca, seminere başladı. Önce selam verdi, sonra besmele çekti. Selam verişi, besmele çekişi bile farklıydı.

O gece yine kim olduğunu hatırlamadığım bir abi, “Tebliğ Gecesi” düzenleneceğini, gecede bir şiir okumamı teklif etti. Hiç düşünmeden kabul ettim. Her gece “Şeriatçıyım” diyen bir çocuğun “Şeriatçı” olduğunu dünya aleme duyuracağı bir fırsattı. Abdurrahim Karakoç’un “Tamam mı” şiiriydi. Bir günde ezberledim şiiri.

Gecede bir de konferans vardı. Konferans kavramıyla da o gece tanıştım. Konuşmacı, yazar “Mustafa Yazgan”dı. Heyecanla sıramı bekledim. Adım anons edildiğinde sahneye çıktım, selamı Mehmet Tüğbek Hoca gibi verdim. Solon hınca hınç doluydu. Şiirin her dörtlük sonu, “Tamam mı” diye bitiyordu. Solondakiler hep bir ağızdan, “Tamam” diyordu. İşte o an ne olduysa oldu. Koca bir solona “Tamam mı” diye sesini yükselten bir çocuk vardı, kocaman adamlara “Tamam” dedirtiyordu. Kendimi bir lider gibi hissettim.

Şiir bittiğinde, Mustafa Yazgan takdim edildi. Doğanhisar'a bir yazar gelmişti. Yine ilk kez bir yazar tanıyordum. Merdivenlerde karşılaştık. Saçımı okşadı, alnımdan öptü. “Tebrik ederim Mücahit” dedi. Ben de o gün “Mücahit” oldum.

Hafta başıydı. Okuldaydım. Matematik dersiydi. Hocamız solcuydu. Derse başlamadan beni tahtaya kaldırdı. Ne olduğunu anlamadım bile. Çocuk bedenime tekme tokat girişti. Başımı kaç kez tahtaya vurdu hatırlamıyorum. Ağzım burnum kan içinde yere yığıldım. Ne yaptığımı, neden dayak yediğimi bilmiyorum. Kendimi savunacak, elimle yüzümü kapatacak mecalim de kalmadı. Yere yığıldığımda hala tekme vuruyordu. Yoruldu, öyle bıraktı. Yerime geçmemi söyledi. “Bölerler, parçalarlar, yutarlar” dedi. Uzunca bir nutuk çekti. Suçum, “Tebliğ Gecesi”nde okuduğum şiirmiş. Matematik Hocamız Hacı Ali Yavuz’du.

Mehmet Tüğbek Hoca, benim ilk İslamcı hocamdır. Hocama minnet borçluyum. Hidayet vesilesi olmasını Rabbim kabul buyursun. 

https://twitter.com/ahmetsukrukilic

https://twitter.com/cafekulis

Önceki ve Sonraki Yazılar