1. YAZARLAR

  2. Doğan HİSAR

  3. Halkın omuzlarında adam olanı taşıyacağını nasıl da unutuyorlar!
Doğan HİSAR

Doğan HİSAR

Yazarın Tüm Yazıları >

Halkın omuzlarında adam olanı taşıyacağını nasıl da unutuyorlar!

A+A-

Masal kadar gerçek, gerçek kadar masal…

Yıllar önce bir adam yaşarmış.

Gün gelmiş yaşadıkça, yaşanmış hikayelerden biri de kendi olmuş.

İyi insanlar da girmiş hayatına, kötü insanlar da.

İyi şeyler de yapmış kötü şeyler de.

Yıldızlar parlamış üzerinde, yıldızlar parlatmış.

Bazen dünyayı kendi etrafında döndürmüş, bazen dünyayı dört dönmüş.

Umut taşıdıkları, kendinde başkalarının umudu olmuş.

Umduğunu da bulmuş, kendinden umudu olanları da istedikleri umuda kavuşturmuş.

Kem gözler de gezinmiş üzerinde, nazardan sakındıran dualı bakışlar da.

Başka dünyalar da varmış etrafında, başka dünyadan olanlar da.

Aydınlattığı dünyayı aydınlatmak isteyenler de çıkmış, karartmak isteyenler de.

Işığında birçok yıldız parlatan adam, ışığını hafiften çektiğinde üzerlerinden dünyaları kararmış aydınlattığı yıldızların.

Ne düşman uyumuş, ne de su.

Hatasıyla sevabıyla umut olan adam, hatasıyla sevabıyla birçok insanı taşımış sırtında.

Sırtında taşıdıkları gün gelmiş sırtından vurmuş, günü geldiğinde sırtından vuracaklar da beklemiş bir kenarda.

Ne badireler atlatmış, ne kadar çok gözü dönmüşlerin göz diktiği değerlere kapanmış bütün bedeniyle bir zarar gelmesin diye.

Büyümüş, büyümüş, büyümüş, birçok insanı büyütmüş.

Yürüten olmuş, konuşturan olmuş, tanıtan olmuş, oldurmuş da oldurmuş, birçok insana insanları yönettiren olmuş.

Bir gün uzanmış boylu boyunca yatağına.

Bir an öldüğünü düşünmüş.

Cenaze törenine katılanlar dizilmiş karşısında, en önde ışığıyla aydınlattığı yıldızlar, en arkada uzadıkça uzayan kendini aydınlatan milyonlarca insan.

Bir anda irkilmiş, uyanmış kurduğu düşten.

Ölümüne sevinen yıldızı barışmayan insanlardan daha çok sevinen insanlar görmüş, en ön safta aydınlattığı yıldızlar arasında.

Milyonlarca insanın hayır duası ulaşmış yüreğine, serinledikçe serinlemiş.

Gözünden inmiş perde, karanlıklar içinde binlerce insanın beddua çığlıkları ulaşmış kulağına, çınladıkça çınlamış kulağı, bedduasını nara’lara dönüştürenlerin sesleri ayrılmış diğerlerinden, bir yerlerden tanıdık geliyor dediği sesleri seçmiş tek tek, daha kendi oturmadan makama oturttuğu insanlar da varmış, kendi boşalttığı koltuğa oturttuğu insanlar da.

Ne çok sevenim var demiş bu tarafta, ne çok sevdiğim, sevdirdiğim var demiş karşı tarafta.

Bir tefekkür halinin en derinlerine inmiş.

Ölüm masal olmuş, masal ölümlü gerçek.

Son sözünü söylemiş adam: Can verdiğimde, boşalan koltuk kalmayacak hiçbirine, o koltuğu omuzlarında taşıyan bir halk olduğunu, o halkın da adam olanı taşıyacağını nasıl da unutuyorlar!

Önceki ve Sonraki Yazılar