1. YAZARLAR

  2. Ahmet Şükrü KILIÇ

  3. Ey Şeyh Bedrettin; bir isyan nefesi de Konya'ya bıraksaydın!
Ahmet Şükrü KILIÇ

Ahmet Şükrü KILIÇ

Yazarın Tüm Yazıları >

Ey Şeyh Bedrettin; bir isyan nefesi de Konya'ya bıraksaydın!

A+A-

Geçen yıl İstanbul'da M.Akif Kuruçay’la birlikte bir tanıdığı arıyoruz. Akşama program yapmışlar, bizim için sakıncası yoksa orda görüşebilirmişiz. Sakıncalı görülen yer bir birahene. Ben de ‘sorun değil gideriz’ diyorum. İçeri girdiğimizde, karşılanıyoruz. Kafalar biraz demlenmiş, herkes kendinde. Sakin bir köşeye çekiliyoruz. Arkadaşımızın birası tazeleniyor, garsonlar değil, birahane sahibi ilgileniyor, buralarda bir itibar edinmiş arkadaşımız.

Birahane sahibi, bize de, ‘bira getireyim mi’ diye soruyor. ‘Alkol kullanmıyoruz, varsa kola alalım’ diyorum. Uzun süredir kola içmiyorum aslında. Arada içtiğim de oluyordu. Amerika, İsrail sermayesi, Filistin’e sıkılan her kurşuna katkı sağlamak; kaç kişiden duyduğum, kaç kişinin kararlı tutumuna dudak büktüğüm, işi kola kolaycılığıyla kurtarmaya çalışıyorlar diye sorguladığım anlık düşüncelerim olmadı değil. Ta ki TEMA Vakfı Başkanı Hayrettin Karaca’nın Fethiye’de bir ilkokul ziyaretinde çocuklara yönelttiği soruya kadar.

Karaca çocuklara soruyor: “Aranızda katil var mı?

Çocuklar: “Hayır” diyor.

Karaca:"Coca Cola içmiyorum, içenler de katildir. Çünkü her kola içtiğimizde Amerika'ya pay gidiyor. Onlar silah üretiyor ve Afganistan'da, Irak'ta, Filistin’de çocukları öldürüyor. Yani Coca Cola içince siz de katilsiniz" diyor.

Okuduğumda kanımı donduran bir hakikat perdesi açılıyor birden. Sözün, söz sahibi insandaki tesirine teslim oluyorum.

Kola istediğimde bunlar aklıma düşmüyor o an. Birahane sahibi ne işiniz var öyleyse burada bakışını gözlerimize dikiyor. Arkadaşımız devreye giriyor hemen, “Bunlar şeriatçı, alkol kullanmaz” diyor. Şaşkınlığı bir anda gidiyor birahane sahibinin, yumuşuyor, sonra da, ‘ne işleri var o zaman burada’ diyor yine de. Arkadaşım, ‘benim için geldiler, sen kolalarını getir’ diyor.

Onsekiz yaşına kadar alkol kullanan halimden hatırladığım hiçbir şey düşmüyor zihnime. Bizim oralarda gece açık yer de bulamazdık. Mezarlıkta bile içtiğimizi hatırlıyorum.

İlk birayı onbir yaşında benden beş ay küçük yaşıtım olan yeğenimle içmiştik. O zamanlar, her yerde satılırdı bira. Sinemaya gitmiştik. Sinemanın içindeki büfeden bir bira almıştım. Sinemanın en arka koltuğuna oturmuş, gizli gizli içmiştik. Bir yudum ben alıyordum, bir yudum yeğenim. Bir şişeyi de bitiremedik; şişeyi yarım bıraktık sinema koltuklarının altında. Film bittiğinde, sarhoş olmuştuk sözde. İkimiz de sarhoşluk rolüne kaptırmıştık kendimizi. Bira içen sarhoş olurdu, biz de bildiğimizi gayet güzel oynadık.

Ertesi gün akşam yemeği sonrası, babam para uzattı. ‘Unutmuşsun para üzerini almayı’ dedi. Bir anlam veremedim. Sinemacı Hayta, haytalığını yapmış, bira parasının üzerini almayı unutmuşum, o da babama vermiş. Düşman yapmaz yaptığını, oysa en iyi müşterisi bendim, her gün sinemaya gider, izlediğim filmleri tekrar izlerdim. Sinema paraları da benden olurdu. Babamın dükkanından çaldığım paralarla ağa kesilirdim. Hırsızlık insanı her yaşta böyle yapıyor. Başkasının kesesinden saçtığın paralarla, avanelerin etrafında pervane kesiliyor. Biz yine, baba parası çaldık, iki tokatla hesabımızı verdik. Uğraştığımız hırsızlara Allah’ın tokatı çok ağır gelecek, farkında değiller. İlk biranın dayağını ne ben unutabilirim ne de yeğenim. Babam aç karına hiç dövmezdi bizi. Karnı tok, sırtı pek halimizi kendi elleriyle hazırlar, sonra da dayağın hakkını verirdi.

Dereözü’nün, Çatıkkaya’nın dile gelmesini de istemem. Doğanhisarlılar anlar bu kısmı, diğer okurlar yormasın kendini.

Birahane deniz kenarında. Boğazı görüyoruz. Sigara içilebiliyor içerde. Sadece pencere kenarlarında yasak, gören olursa şikayet olabilir, ceza kesilebilir; çok da güvenli bir tedbir değil. Sigarasız kafa da çekilmez, birahaneci bu kadarına rıza göstermek zorunda.

Kola, bira karışımı masamızda İslam konuşuyoruz. Derin mevzulara giriyoruz. Arkadaşımın bir arkadaşı geliyor. Kırk yıllık dost gibi kucaklıyor Akif’le beni. Onun da kafa demli. Şeriatçılığımız ona da ifşaa ediliyor. Hemen telefonunun ekranındaki resmi gösteriyor bize. Bir kedi fotoğrafı var. Kedilere olan düşkünlüğümü nerden bilsin adam, ağzının kenarında Arapça Allah yazıyor. Siyah-beyaz bir kedi. Beyaz tüylerin arasında Allah yazısı kendini gösteriyor. ‘Bu kedi benim’ diyor. Cebinden bir kağıt çıkarıyor. Kağıtta da Allah yazıyor. ‘Siz İslamcısınız madem, okuyun bu yazıyı’ diyor. Allah yazdığını söylüyoruz. Gözleri gülüyor, gururlanıyor. ‘Allah’ın varlığına bir delil tesellisi değil bu’ diyor. Burnunun kenarında Allah yazan kedinin sahibi olmak onurlandırıyor. O da katılıyor sohbetimize. Sonra bir arkadaş daha geliyor. Alevi olduğunu söylüyorlar hemen. Herkesin kimliği, beklemeden açıklanıyor. Konuşuyoruz. Birahanede İslam’dan başka bir şey konuşmuyoruz. Biri felsefe hocası üniversitede. Müslümanlıklarını yarıştırıyorlar. Sarhoşuz ama imanlıyız biz çırpınışlarına hiç takılmıyoruz. Dinliyoruz zevkle, sabırla… ‘Bizim bir alkolümüz var, kimsenin karısına kızına bakmayız, kimsenin kul hakkına tecavüz etmeyiz’ diyorlar. Sarhoşlukları bile kul hakkı sorgulamasından uzaklaştırmıyor onları. Dua ediyorum, Allah ıslah etsin. Muhabbeti, cebindeki parayı paylaşmayı bilen bu insanların yarenlikleri hiçbir mecliste yoktur.

Ayık kafalarla, milletin paralarını çocuklarına meze yapan, miras bırakan akılsızların haline hem acıyor hem de hesap sorulması gerektiğine inanıyorum.

Bir anda masaya Şeyh Bedrettin oturuyor. Bir-kaç gün önce yine Akif’le birlikte mezarını ziyaret etmiştik. Abdulhamid Han’ın mezarı yanında hemen. Simavna kadısı, Konya’da da kalmış.

Ey Bedrettin!

Ayak bastığın şu Konya’da neden bir isyan nefesi bırakmadın’ diyorum.

Öylece dalıyoruz…

Önceki ve Sonraki Yazılar