1. YAZARLAR

  2. Ahmet Şükrü KILIÇ

  3. Eski BARO Başkanı görüşmek istemiş, ben de görüştüm!
Ahmet Şükrü KILIÇ

Ahmet Şükrü KILIÇ

Yazarın Tüm Yazıları >

Eski BARO Başkanı görüşmek istemiş, ben de görüştüm!

A+A-

Telefonum çaldı. Karşıdaki ses; selam ve hal-hatır faslından sonra, benimle eski Baro Başkanı’nın tanışmak istediğini söyledi.

Akşam Namazı’ndan sonra Osmanlı Nargile’de buluştuk. Arayan Mahmut Sami Aldur’du.

Nargile Salonu’na girdiğimde eski Baro Başkanı ve Sami Aldur oradaydı. Sami, benim görüş ve değerlendirmelerine çok değer verdiğim, gerçekten de kendisinden istifade ettiğim, muhabbetinden zevk aldığım bir arkadaş. Onun kendine has mimikleriyle yaptığı analizler ve yaşanan olaylar sonrası olabilecek gelişmeleri de birer anekdotlar silsilesi diriliğinde canlandırmasına, insan tahlilleri yapmasına hayranlık duyarım.

Eski Baro Başkanı olarak tanıttığı kişi eniştesiymiş, daha doğrusu teyzesinin kocası. Baro Başkanı beni öyle bir karşıladı ki, hani uzun süre görmediğiniz bir arkadaşla karşılaştığınızda, bazen kollarını omuz mesafesinde açan, bazen de bir elini yana açarak sen nerelerdesin özlem ve serzenişi vardır ya, aynen öyle bir karşılamanın ‘o bahsedilen kişi sen misin’ türünün karşılığıydı. O sıcaklığa karşı ben de aynı tanışıklık mirasını hemen paylaştım kendisiyle. Yüzüme biraz dikkatlice baktı, sonra niye tanışmak istediğini, hiç meraklandırmadan anlatmaya başladı.

Konya Cumhuriyet Başsavcısı’nı ziyarete gitmiş. Savcılık soruşturmasında verdiğim ifade de olabilir, mahkemede verdiğim ifade de. Savcı ya da hakim tarafından Başsavcı’ya benim ifadem okutulmuş. Demek ki, Başsavcı, benim savunma metnine, fotokopisini yanında tutacak bir değer biçmiş, ziynet değerindeki ifademi kasasında tutmuş. İfade tutanağımı Baro Başkanı’na okumuş.

Sami Aldur’un da gazetelerde köşe yazarlığı yaptığını bildiğinden olsa gerek, beni tanıyabileceğini, tanımasa da tanıyan birine ulaşabileceğini düşünmüş.  Sami’yle paylaştığında da yakın tanışıklığımız olduğunu öğrenmiş. Baro Başkanı’nı meraklandıran ifadeyi bir başkasının verdiğini duysam, ben de en az onun kadar meraklanırdım; görüşmek için bir çaba harcamazdım yine de. Tanımak istediği adam gerçekten de tanışmayı fazlasıyla haketmiş!

O dönem ihtiyadi tedbir kararıyla kapatılan imtiyaz sahibi olduğum haber portalında bir hiciv yayınlamıştım. Hiciv adı üstünde hakareti, aşağılamayı, bazen de küfre yakın kavramları içinde barındırır. Hicve konu olan şahıslar da haklı olarak hakkımda tazminat davası ve ceza davaları açmıştı. Avukat arkadaşlar bilirler savcılık çağrısında da mahkeme celplerinde de soruşturma ya da mahkemenin içeriğinden bahsedilmez. Hazırlıksız bir şekilde, savunmam istenildiğinde hicvin bir sanat olduğunu söyledim en başta. Sonra da savunma hikayemi hemen bulunduğum yerde kurguladım. Zehir gibi kafa vardır bende, bir dünya işlerinde kullanmayı beceremedim, bakmayın öyle yüzümün masum olduğuna, içimdeki anarşistleri bir bırakıversem sokaklara terör estirecekler, bunca zaman da iyi zaptettim hepsini. 

“İki karşı cins nikah kıyılmadan bir beraberlik yaşadığında, toplum tarafından hoş karşılanmaz. Bir de bunların çocuğu olduğunda vurulacak damga da bellidir. Aslında anne ve babası belli olduğu halde, babası tarafından nüfusuna geçirilmeyen çocuğa yakıştırılacak sıfatlandırma hepimizin malumudur. Bu ilişki ne kadar sürerse sürsün, yöresel ifadeleri de dikkate aldığımızda kadına söylenen söz de, erkeğe söylenen söz de hepimiz tarafından bilinmektedir. Bu kadın-erkek birlikteliğindeki yaşananlar, nikah kıyılarak yaşandığında meşrulaşır, kimse kadın için de erkek için de aynı şeyleri, benzer şeyleri karşılıklı olarak yaşadıkları halde o ifadeleri de benzetmeleri de yakıştırmaz. Aynen verdiğim örnekteki gibi, hakaret, aşağılama, küfre yakın cümleler peş peşe rastgele sıralandığında en çıplak haliyle nasıl anlaşılması gerekiyorsa öyle anlaşılır, benim yayınladığım hicvin içinde, hakaret ve aşağılama kavramları bulunsa dahi, onbirli hece ölçüsüyle yazıldığı ve sağlam kelimelerle örüldüğü için bir sanattır. Kelimelere, kavramlara nikah kıyılmıştır, hiciv kendi içinde saydığımız hakaretleri bulundursa da, kelimeleri nikahı altına almıştır. İsterseniz Türkiye’nin en iyi hiciv üstatlarını sorabilir, onlara yayınladığım hicivleri gönderebilirsiniz; yayınladığım hicivleri okuyan hiciv ustaları da görecektir ki, benim yayınladığım hicivler kendilerinin de boyunu aşan bir sanat değerindedir. Bir hakarette bulunduğum iddia edilemez, yayınladığım hicivler de Türkiye’de hiçbir hiciv üstadının eline su dökemeyeceği hicivlerdir, sanat cezalandırılamaz. Sanatla söylenen sözlerde hakaret vardır demek, sanata hakarettir.”

Aynı şikayet çalıştığım kuruma da yapılmıştı, Teftiş Kurulu Başkanlığı Müfettişleri ifademi almıştı. İfadem tamamlandığında sigara yasağı yoktu o yıllar daha, müsaade isteyerek bir sigara yakmıştım. Birkaç nefes çektikten sonra duramadım yine, “Nasıl iyi toparladım mı” demiştim. Ciddi yüz maskelerini bir anda düşüren müfettişler, basmıştı kahkahayı.

Baro seçimleri üzerine o kadar yazı yazdık, hem yazı başlığı okunduğunda; bu hangi eski Baro Başkanı’yla görüşmüş, Baro seçimleriyle ilgili ne konuşmuşlar denileceğini de hesaba katan bir zevki bu işin. Benimle 2005 yılında tanışan, Konya eski Baro Başkanı Nezih Dağdeviren’di.

Nezih Bey, nihayetinde bir çay içmişliğimiz var, aradan dokuz yıl geçmiş; sizde, yeni bir görüşme merakını nasıl uyandırabilirim acaba!  

Önceki ve Sonraki Yazılar