1. YAZARLAR

  2. Ahmet Şükrü KILIÇ

  3. Ertuğrul Özkök sünepesi fena diklenmiş(!)
Ahmet Şükrü KILIÇ

Ahmet Şükrü KILIÇ

Yazarın Tüm Yazıları >

Ertuğrul Özkök sünepesi fena diklenmiş(!)

A+A-

Hürriyet’in domino taşı yazarı Ertuğrul Özkök fena diklenmiş.

Soruları kendi sormuş kendi cevaplamış, öyle cevap olmaz, bu işi karşılıklı yapalım.

Bu seçimi kim kazanacak?

Bu seçimi yüzde 0.1 fazla oy alacak olan kazanacak.

Ben de onlara soruyorum:

“Arkadaş sence seçimi kazanmak nedir?”

Seçimi kazanmak bir oy fazla almak demek.

Cümlemi tamamlıyorum:

“Senin partinin kazanması, ifrit olduğun adamın veya adamların kaybetmesi mi?”

Evet seçimi benim ifrit olduğum adamların bir oyla bile kaybetmesi.

Yetmiyor, devam ediyorum:

“Seçimi kazanmak nedir? Yüzde 40 oy almak mı? Mesela yüzde 45 alınca, seçimi kazanmış mı oluyorsun?”

Demokrasi böyle söylüyor Ertuğrulcuğum, sandığın kestiği parmak acımaz. Sen niye bu kadar bas bas bağırıyorsun.

Seçimi kimin kazanacağını bilmiyorum.

Ama seçimi kimin kaybedeceğini çok iyi biliyorum.

Tahminimi de şimdiden açık açık söylüyorum:

Seçimi hesap vermekten kaçanlar kazanırsa, Türkiye kaybedecektir…

Hepimiz kaybedeceğiz.

AKP ne kadar yüksek oy alırsa, o kadar kaybedeceğiz.

Çünkü şu yıkılmış, tarumar edilmiş, yağmalanmış, gırtlağına kadar Ortadoğu batağına batırılmış, ahlaki ve siyasi değerleri yerle bir edilmiş, yargısı, Anayasası sivil darbelerle ortadan kaldırılmış ülkemizi yeniden inşa etme şansını kaçıracağız.

Biraz nefeslen şimdi.

Sen seçimi kimin kaybedeceğini çok iyi biliyorsun Ertuğrul Efendi. Kaybedenin kazandığı nerede görülmüş. Öyle laf ebeliği yapmanın ne alemi var. AK Parti ne kadar oy alırsa Türkiye o kadar kazanacak. 2001 Yılında Türkiye tarumar edilmiş, yağmalanmış, gırtlağına kadar borca batmış, binlerce fabrika, atölye kapatılmış, yüz binlerce insan işsiz kalmış, bankalar hortumlanmış, pijamayla patronun Başbakan karşılamış, gerisini sen sırala... postal yalayıcılığı yaptığın, kendini bir halt zannettiğin günler çok geride kaldı. Anayasa maddeleri -meclis iradesinin üstünde- senin de attığın manşetlerle tepetaklak olmuş bir durumdaydı. Hatırladın mı ‘411 el kaosa kalktı’ dangalaklığını!

Seçimi Türkiye’nin kazanması, şu soruların cevabına bağlı:

31 Mart sabahı uyandığımızda…

Hepimizi bir gece istifa noktasına getiren bu yolsuzlukların hesabının sorulması umudu olacak mı?

Yoksa, “Çalsınlar, çırpsınlar, yesinler, yedirsinler, ama yönetsinler” pespayeliği, hukuki içtihadımız, milli atasözümüz haline mi gelecek…

Seçim bu tiksindirici anlayışın referandumu mu olacak…

Senin görevin ne de istifa etmenin eşiğine geldin anlamadım bak. Hepimiz derken paralelci yargı mensubu musun yoksa bilmediğimiz bir görevin mi var emniyette ya da MİT’te. Nerden niye istifa edecek duruma geldin sen? Kim neyi çalmış, neyi götürmüş önce onu açıkla. Bir hırsız varsa zaten mahkemeler gereğini yapacaktır. Gözüne kestirdiğin bir hırsızı işaret edip herkesi hırsız ilan etmeye utanmıyor musun pespayenin tetikçisi. Senin hangi sözünü kim itibara alır, şöyle bir bak etrafına, Beyaz Türkler’in masasının kenarına iliştirildin diye kendini Beyaz Türk zannedecek kadar hezeyanlar yaşıyorsun. Sana benden bir özdeyiş, yakana tak muska gibi: ‘Patronunun borazanı.’ Nefes de kalmamış ama “Coşkun” bir ulumayı vokalist yapabilirsin yanında. Senin masasına iliştiğin adamlar o sermayeyi nerden peydahladı biraz da onu sorgula. Bu tarafı sorguladığında kapı dışarı bırakacak kimse yok, sen yine dizlerinin dibinde oturmaya devam et.

“Sahibinin yargısı” haline gelen Adalet, “Erdoğan’ın mülkü” olmaktan çıkıp, mülkün temeli haline, hepimizin, milletimizin, ülkemizin tarafsız yargısı haline gelecek mi? Yoksa önceki gün Meclis’te fezlekeler konusunda şahit olduğumuz o mide bulandırıcı fars sahnelenmeye mi devam edecek?

Evet yargı sahibinin yargısıydı. Yargıdaki yasal değişiklikler yargıyı ideolojik sahiplikten kurtarmıştı. Sorun yargıda değil, sorun sahibi olan yargı mensuplarında. Bunu sen çok iyi bilirsin aynı sahibi olan medya yazarları gibi. Milletin referandumla atanmalarına vesile oldukları adamlar milletin değil, Fetullah'ın yargıçları oldu. Yargı kararlarını bir yorumunuzla bile belirliyordunuz geçmiş zamanda. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 367 dayatması gibi. O gün niye aynı yerde durdun “Sabit” fikirli adamlarla Ertuğrul. Şimdi Cumhurbaşkanını halk seçecek, senin gibi aklı, bedeni sahibine teslim edilmiş adamlar halkın seçtiği Cumhurbaşkanını da ifrit olduğu için Cumhurbaşkanı olarak tasvip etmeyecek. Tasvip etseniz ne olur etmeseniz ne olur o da ayrı mesele. Ah şu sendeki şark kurnazlığı yok mu, hayır bu da doğru değil, batı sersemliği demek lazım. Şark kurnazlığı diyerek, şarkı hafife alırsınız sizler, bir de ‘fars’ demişsin o ne anlama geliyor? seni okudukça insanın içi kalkıyor. Nedense hepinizin menüsü aynı olunca çıkardıklarınız da aynı.

31 Mart sabahı, iktidar partisinin suskun vicdanı, öldürülmüş çocuklar için yeniden konuşmaya başlayacak mı?

Yoksa, mutlak ve mutlakiyetçi liderinin nobran gaddarlığı daha da hormanlaşmış halde devam mı edecek?

İktidarın öldürülen çocuklar için vicdanı hiç susmadı Ertuğrul pespayesi. Çözüm süreci kaç vatan evladını öldürülmekten kurtardı. Her gün onlarca şehir geliyordu, onlarca insan ölüyordu. O gençlerin öldürülmesini kim durdurdu. Sen ve senin gibiler savaş çığırtkanlığı yaparken “Baldıran zehri içeceğim” diyen bir siyasi lider çıktı. Sen sadece “Gezi” olaylarında yine senin patronlarının sokağa döktüğü, onlara proletaryacılık oynattığı, sonra da sermayenin paylaşımında masaya kendilerinin oturduğu bir oyunu oynattınız, o çocukların da, gençlerin de katili sizsiniz. Ölen çocukları gazetelerinizde haber yapmayı bildiniz de, niye senin patronun taziye evine hiç gitmedi. Sen neden bu kadar onlar üzerinden militan bir dil kullanmayı bilirken, bu insanların evlatları öldü hem de bizler sokaklara sürdüğümüz halde diye başsağlığında bulunmadın o evlerde. Hormonlanmış sermayenin tetikçisi olan adamlardan da başka bir şey beklenmez. Siz kimsiniz, nasıl da alışmışsınız gazete manşetleriyle iktidar yıkmaya, iktidar belirlemeye, o günler çok geride kaldı. Ancak anılarıyla yaşarsınız bundan sonra.

Yoruldum be Ertuğrul senin zırvalarından. Son paragrafını alacağım kapatacağım bu faslı.

O yine ezmeye, korkutmaya devam etmeye çalışırsa…

Bu defa ne korkacağız, ne de kendimizi ezdireceğiz…

O eski günler geride kaldı…

Artık onun Türkiye’nin tek ve mutlak sahibi olmadığını biliyoruz.

Ülkemizin babasının malı ve çiftliği olmasına izin vermeyeceğiz.

Senin ezilmiş ve korkmuş halin buysa iyi be Ertuğrul. Ağzını köpürterek yazıyorsun, bu ne korku ne ezilmişlik. Sen niye ezileceksin ki ayrıca. Yediğin önünde yemediğin ardında. İşçi misin, memur musun, müstahdem misin, nesin de ezildin. İçkini içiyorsun, çapkınlığını yapıyorsun, her saldırının karşılığında da köşeni koruyorsun. O köşenin tek ve mutlak sahibi de sen değilsin, patronun sıkıştığında senin de ipini çeker. Zaten zaman zaman ipini çekip bırakmıyor mu? Şunu o kafana iyice sok, bu ülke ne ‘Doğan’ların ne de ‘Koç’ların mülkü. Bu zamana kadar babalarının mülkü ve çiftliği olarak görmüş olabilirler, sen de çiftlikte kahya rolüne fazla kaptırıp kendini çiftlik sahibi sanmaya kalkma. Ne de güzel sözdür: O eski günler geride kaldı.

Ertuğrul Efendi şimdi dürüstçe cevap ver bana, senden dürüstlük de beslenmez lafın gelişi o. Paralelciler mi cesaretlendirdi seni böyle, hangi şırıngadan vurdular da atarlandın?

https://twitter.com/ahmetsukrukilic

https://twitter.com/cafekulis

Önceki ve Sonraki Yazılar