1. YAZARLAR

  2. Ahmet Şükrü KILIÇ

  3. Erdoğan'ın yanında TSK; PKK'nın yanında HDP, CHP ve MHP vardır!
Ahmet Şükrü KILIÇ

Ahmet Şükrü KILIÇ

Yazarın Tüm Yazıları >

Erdoğan'ın yanında TSK; PKK'nın yanında HDP, CHP ve MHP vardır!

A+A-

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Çözüm sürecinde silah stoklamışlar” tespiti, sadece Doğu olarak değerlendirilemez. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kurduğu cümlenin zihin derinliklerindeki anlamını, kamuoyu anlamamıştır. Sayın Erdoğan’ın kurulan cümleyi bir yere sabitleme yeteneği olan düşmanlar olduğunu hesaba katması gerekir. Her kurulan cümleye takla attıran alçakların bulunduğu bir ülkede, sözün sınırları çizilmelidir.

Amerika ve Batılı ülkeler modern silahları Irak’taki Kürtlere ve YPG’ye vermiştir. Silahlandırılmanın gizlisi saklısı da yoktur. Kobani’de YPG üniformalı HPG’lilerin olduğu da bilinen bir gerçektir. DEAŞ’a nasıl ki bir çok İslam ülkesinden teröristler katılmışsa, PKK’ya ve onun Suriye, Irak kollarına da dünyanın bir çok ülkesinden sosyalist ve komünist teröristler katılmaktadır. Dünya’da sosyalist ve komünistlerin tek savaş alanı PKK kampları kalmıştır. Şu anda YPG’ye verilen bütün silahlar PKK’nın kontrolü altındadır, o silahlar da Türkiye’ye karşı kullanılmaktadır. Ayrıca PKK’nın elinde füzeler de bulunmaktadır.

Ortadoğu’da başlatılan bütün savaşların nihai nokrası Türkiye’dir. Bağımsızlık mücadelesi veren Türkiye’yi emperyalist devletler dört bir yandan kuşatma altına almıştır. Kapitalist ve emperyalist ülkeler komünist PKK’yı silahlandırarak Türkiye’ye karşı savaş başlatmış, bu savaş AK Parti iktidarına kadar stratejik ve kumandalı bir şekilde devam etmiş, “Çözüm süreci”yle PKK ve HDP eliyle istenilenler alınamadığı için de, bir çok Batılı ülke PKK’yı terörist örgüt ilan ederek, kendi emirleri altına girmelerini sağlamıştır. Silahsızlanma çağrıları Batılı ülkeleri rahatsız etmiş, başlangıçta Türkiye’ye destek verdikleri algısı oluşturulmuştur. PKK’nın terör örgütü ilan edilmesi çözüm süreciyle başlamıştır. Aslında PKK’nın çözüm süreciyle terör örgütü ilan edilmesi Türkiye’ye bir destek değil, çözüme yanaşılırsa PKK’nın terörist bir örgüt olduğunun kabul edileceği anlamını taşıyordu.

Suriye’de Amerika ve Batılı ülkelerin başlattığı savaş, PKK’nın yan kolu olan YPG’yi silahlandırmayı dünya kamuoyu önünde meşrulaştırdı. Esed’e karşı kullanılması için yapılan silah yardımları DEAŞ ve YPG’ye paylaştırıldı,  hatırlanacağı üzere DEAŞ’a yanlışlıkla silah verildiği yalanına dahi sığınıldı. MİT Tırları’nın durdurulmasıyla Türkiye’nin sınır güvenliğini sağlayacak silahlı güçlerin de önüne geçildi. Bölge hakimiyetleri de sahnelenen oyunla zaman zaman el değiştirdi; bir DEAŞ, bir YPG hakimiyeti bizlere izlettirildi. O silahlar hiçbir zaman Esed güçlerine karşı kullanılmadı. Türkiye sınırlarına yerleştirilen YPG’ye bağlı Kürtler ve Amerikancı terör örgütü DEAŞ teröristleri düğmeye basıldığında Türkiye’ye saldırmaları için konuşlandırılmıştı.

Türkiye’ye açılan savaş Gezi olaylarıyla başladı, Türkiye halkının büyük bir kısmının sokaklara dökülmesi başarıyla gerçekleştirildi. Ne var ki, halkımız oynanan oyunun farkına vardı, sonra sokaklardan geri çekildi. Peşisıra Kobani eylemleri, Diyarbakır patlaması, Suruç katliamı gerçekleştirildi. Bunlardan da sonuç alınamayınca hepsi birleştirilerek, açıktan bir savaş başlatıldı.

Paralel Yapı, Doğan Grubu ve Sözcü gibi gazetelerin algı operasyonuyla Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan diktatör ilan edildi, eli kanlı terör örgütü PKK da barış isteyen bir siyasi hareket gibi sunulmaya başlandı. PKK’lı teröristlerinin her eylemini alkışlayan emperyalizmin Türkiye uzantısı yayın organları, asker ve polis ailelerinin feryadını isyana dönüştüren alçakça bir dil geliştirdi. İki yüz kişinin şahadetine karşı iki binin üzerinde öldürülen teröristlerin ailelerinin isyanları nedense medyaya taşınmadı. Saldırılar karşısında duyarlı olan medya grupları da onların feryadını taşıma sorumluğunu üstlenmedi. Hürriyet, Zaman ve Sözcü provokatif haber yapmada deneyimliydi. Hem nalına hem mıhına vuran yayın algısıyla bir kez devletçi, on kez devlet düşmanlığı yapan haberleriyle okurlarını yönlendirmenin hazzını yaşıyordu.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde Mustafa Kemal Atatürk’ten sonra ilk kez asker ve devlet erkanı Recep Tayyip Erdoğan’a inandı. Daha önceki siyasi liderlere karşı mesafeli duran devlet yönetimi önceleri Erdoğan’ı da test etti, sonra yetki sınırlarına çekildi. Onlarca yıldır devleti yönetecek milli duruşu olan bir lidere hasret çekilmişti. Erdoğan’a karşı asker ve devlet erkanının bağlılığı Batı ülkelerini harekete geçirmeye yetti. Gezi olaylarıyla halkın bir kısmını cepheleştiren emperyalist ülkeler aynı renkten oldukları düşünülen paralel yapıyı devreye soktu, onda da sonuç alamadı. Batı ve emperyalist ülkelerin hem insan kaybı yoktu hem de strateji geliştirecek zamanları çoktu. Birlikte hareket eden Batı ülkeleri Türkiye’de siyasi farklılıkları öyle öncelikli kıldı ki, ülke savunmasında bile siyasi partiler ortak hareket etmeyi bırakın, ortak bir bildiri dahi yayınlayamadı.

AK Parti’nin tek başına iktidar olmasının önüne geçen emperyalist ülkeler, koalisyon hükümetini de kurdurtmadı. İstikrarını kaybeden Türkiye’nin istiklalini de kaybedeceği biliniyordu. Onlar için işgal toprak işgali değil, kendilerine bağlı bir siyasetçinin başta olmasıydı. PKK’nın yanında HDP, CHP ve MHP yer alırken, AK Parti iktidarının yanında Türk Silahlı Kuvvetleri ve milletimiz yer aldı. TSK’nın Erdoğan’a bağlılığını kimse korkuya, diktatörlüğüne de  bağlayamaz, geçmiş yıllarda darbeler yapan asker, ilk kez bir siyasi liderin sapasağlam arkasında durdu. Bu tespit bile kimin emperyalizmin uşağı, kimin milli devlet inancı taşıdığını göstermeye yeterlidir.

7 Haziran seçimleri öncesinde eylemleri başlatan PKK olduğu halde, sanki Cumhurbaşkanı Erdoğan istediği sonucu alamadığı için savaş başlatmış bir algı oluşturuldu. Her şeyden önce Erdoğan çözüm sürecinde de samimiydi, operasyonların başlatılmasında da samimi davrandı.

Çözüm süreci başlatılmadan önce her gün onlarca şehit veriyorduk, o gün çözüm sürecine karşı çıkanlar, bugün de operasyonlara karşı çıkıyor. Kandil’dekileri yerle bir edeceksin diyenler Kandil yerle bir edildikçe, barış havarisi kesiliyor. PKK terör örgütü sanki kırk yıldır bu ülkede yokmuş da yeni terör eylemleri başlatılmış gibi, operasyonları sorgulayan her kim varsa vatan hainidir. Terör örgütü elini kolunu sallayarak asker, polis öldürecekti de, devlet kendi vatan evlatlarının katledilişini seyir mi edecekti?

Bugüne kadar CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli askerimizin ve polisimizin arkasındayız açıklaması yapamadı. Tam tersine asker ve polisin moralini düşürecek açıklamalarda bulundular. Operasyonları sorgulayan açıklamalar yaptılar. Daha önce şehit kanlarından beslenenler bu kez de acılı şehit ailelerinin feryatlarından beslenecek kadar alçaldılar.

Türkiye’ye karşı açılan savaşın ön cephesinde PKK, YPG; HPG, PEJAK, terörist sosyalistler ve komünistler vardır. Bunlar cepheye sürülen eli kanlı figüranlardır. Bu savaş Türkiye’ye karşı açılmış emperyalist ülkelerin savaşıdır!

https://twitter.com/ahmetsukrukilic 

https://twitter.com/cafekulis

https://www.facebook.com/Ahmet.Sukru.Kilic 

 https://www.facebook.com/cafekuliscom

Önceki ve Sonraki Yazılar