1. YAZARLAR

  2. Ahmet Şükrü KILIÇ

  3. Erdoğan devletin lideri, Davutoğlu AK Parti'nin lideridir!
Ahmet Şükrü KILIÇ

Ahmet Şükrü KILIÇ

Yazarın Tüm Yazıları >

Erdoğan devletin lideri, Davutoğlu AK Parti'nin lideridir!

A+A-

Ne olduysa 17 Aralık Darbe Operasyonu’ndan sonra başladı. O gün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yanında sorgusuz sualsiz yer alanlar, farklı algı operasyonlarının devreye sokulmasıyla birlikte bu kez de Erdoğan’a laf yetiştirme yarışında birincilik rolünü kimseye kaptırmama derdine düştüler.

Yazarından ilahiyatçı akademisyenine, AK Parti’nin en üst karar organlarında görev yapmış kişilerden eski bakanlara kadar, Yurttan Sesler Korosu’nun sanatçıları kesildiler.

Darbe dönemlerinde gıkları çıkmayan, 28 Şubat sürecinde militarizme uygun dil geliştirenler, kendilerinden gördükleri siyasi aktörlerden zarar gelmeyeceğine iman ettikleri için cüretkar davranışlarını bir kahramanlık gibi sunmanın sahtekarlığını yaşatıyorlar kendilerine.

Partinin imkanlarını kullanarak, yurtiçi ve yurtdışında programlar düzenleyip kendini taşıyan, partide görevli olduğu dönemde burnundan kıl aldırmayan, ekabirliğin cinsiyet farkı gözetilmeden herkeste olabileceğini ispatlayan kişi;  “Sadece CV’sinde imam hatip mezunu olduğunu gördüğümüz için birini bir göreve getirdiğimiz zaman kaybetmeye başladık” diyebiliyor, gerçekten İHL mezunlarına bir ayrıcalık tanınmış gibi hem de. Ayrıca İHL mezunları elbette ki bu zamana kadar dışlanmışlıklarının karşılığını almalıydı, onlara sorduğunuzda da kendilerinin yeterince değerlendirilmediği kanaati karşı hamlede aynı merkezi sorgulamakta!

Hanımefendi, verdiği röportajda çözüm süreci eleştirisinde HDP ve PKK'yı ağzına alamıyor, ihanete uğradık derken bile cemaat diyor, paralel yapı diyemiyor.

Yeri gelmişken bir tespiti de paylaşmalıyım; Erdoğan İlahiyat mezunu olsaydı, davasında bu kadar kararlı ve inançlı olmazdı; ilahiyatın felsefe ve tartışmacı diline kendini kaptıranların davadan daha çok yorumlara ve bilginin tartışılması zemininde kendine yer arayışlarına kaptıran İslamcı ilahiyatçılarla dolu meydan. İyi ki Erdoğan sadece İHL okumuş diyor insan!

Bir ilahiyatçının Erdoğan eleştirilerini okuyoruz sonra. Çıkardıkları dergiyi kapatmak zorunda kalan adam, kira parasını ödemekte zorlandıkları yerden sırtında depoya taşıdığı arşiv belgelerini ve dergileri anlatan yazısında ne kadar fedakar bir davranış sergilediğini sitemli ve öfkeli dille anlatıyordu. Devlet yönetmenin dergi yönetmekten daha zor bir şey olduğunu birilerinin söylemesi gerekiyordu. Aynı düşüncede olan insanların dergi birlikteliği sonlanmasına rağmen, her kurumu kuşatılmış bir devlette yanlışlarıyla doğrularıyla bir yönetim kabiliyetini eğilmeden bükülmeden devam ettirmek kolay bir şey midir sanıyorsun! İlahiyatçı kimliğiyle İslam’ın yanlış anlatıcılarına isim vererek yüklenemeyenlerin, devlet başkanlarına istediği gibi yüklenebileceği günlere erişti Türkiye!

Sen bir kez de öğretim üyesi olduğun üniversitenin rektörünü eleştiren yazı yazma vebalini boynuna taşıdın bayım; o gereksiz olur olmaz her yerde kesme işaretleriyle renklendirdiğin yazı yazma kabiliyetini rektöre karşı da aynı cüretkarlıkta göstermelisin ki cesaretine hayran kalalım!

Yeni Şafak Gazetesi Köşe Yazarı olduğu dönemde yolsuzluk dosyasını kendisiyle paylaştığım köşe yazarı arkadaşım, "İlk kez sigortam zamanında yatırılıyor ve maaşım düzenli yatıyor hesabıma, bunları ben yazamam" demişti.

Rızkına dokunacak cümleler kurmaktan kaçınmıştım ben de, her ne kadar rızkın Allah'tan geldiğine inanç taşısak ikimiz de. Genel Yayın Yönetmeni olduğu Gazete'de Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yüklenmesini doğrusu aynı denklemde sorguladığımda, bir cevap bulamıyorum. Gazete sahibi/sahipleri müsaade ettiği için mi yoksa gazete yönetimi kendisine dikte ettiği için mi yüklenebiliyor bu kadar? Mesela ben hayatım boyunca "Reisçi" ifadesini de yakıştırmadım kendime. 2003 yılından buyana avazımız çıktığı kadar parti yöneticilerinin yanlışlarını yazdığımız halde, hiçbir zaman kendimizi bir başkasının ağzına teslim etmedik. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Danışmanı olduğumuz dönemde de Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği yaptığımız on yıl içinde de söyleyeceğimiz sözü sakınmadık, maaşımız tam da söz söylediğimiz yerlerden ödendiği halde!

Elbette ki her birinin çok doğru değerlendirmeleri de var. Bir insan nasıl kendini yapının içinde görüp, sonra bir anda nasıl oluyor da başkalarının mahfillerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ve Başbakan Davutoğlu’na günah çıkartma rahipliğine soyunabiliyor. Her şeyden önce haddini aşmamalı kimse. AK Parti içinde görev yaptıkları dönemde sözlerini sakınmamış olsalar bile herkesin söz söyleme yarışına girdiği dönemde neden kazanımlarımızı anlatma katkısında bulunulmuyor. Gerçekten de bir sorun var, önce sahada olanlar, sıfatları alındığında kendilerini nasıl taraftar kimliğinde görebiliyor. AK Parti seçmeni kadar sahiplenme duyarlığı gösteremeyen kişilerin, mekana uygun diller geliştirmesi, kişiliklerinin aynı oranda gelişmemiş olmasının göstergesidir.

Bu hareketin lideri Erdoğan’dır, o seçilmiş, devletin lideri olmuştur, AK Parti’nin lideri de Davutoğlu’dur. Her hareketin bir psikolojik süreci, sosyolojik değerlendirmesi nasıl varsa, insanların da aynı süreci yaşaması gerekir. Başbakan Davutoğlu’nu bir emanetçi olarak yorumlamak ya da Davutoğlu bile daha Davutoğlucu olamamış demek kadar, iğrenç bir değerlendirme olamaz. Başbakan Davutoğlu’nun AK Parti liderliği daha düne kadar eşit mesafede olduğu insanlar üzerine bina edilmiştir. Elbette ki parti içinde beklenti içinde olanlar da olacaktır, kendini Erdoğancı gösterme ayrıcalığına sığındığınıp, Davutoğlu üzerinde belirleyici olma hevesliği taşıyanlar da olacaktır.

Başbakan Davutoğlu bırakın ayak oyunlarına tahammül etmeyi, istenmediğini hissettiği an, bulunduğu yeri terkedecek bir şahsiyete sahiptir. Erdoğan ve Davutoğlu ortak aklın parçalarıdır, kimse kimseye iradesini teslim edecek durumda değildir, bulunduğu yerde kalmak için şahsiyetinden ödün verecek karakter yoksunluğunu kendine yakıştıracak bir meziyete de sahip değildir. Başbakan Davutoğlu’nun en büyük zaafı, “Ey hıyanetten daha zalim olan merhamet” sözünde gizlidir, en kısa zamanda merhamet duygusu da adalete teslim olacaktır.

Erdoğan’ın paralel yapıyla mücadelesi 17 Aralık öncesi başladı, dersane tartışmalarını hatırlatmak zekalarınıza karşı ayıbımız olur. Erdoğan’ın PKK’ya karşı mücadelesi de seçimlerden önce başladı, AK Parti’nin tek başına iktidar olmasını istemesini başkanlık isteğine bağlayanlar da büyük yanılgı içinde. Erdoğan gelen tehlikenin de farkındaydı, tehlikeyi kimlerin organize ettiğinin de. Her devlet kendi gücü ölçüsünde reflekslerini geliştirebilir. Amerika’ya karşı yenilgi yaşayan Almanya bile Amerika’nın ekseninde yer alıyorsa, Türkiye’nin her şeyin farkında olan feraseti, kendi iradesini kullanma kabiliyetini zamana yayma ihtiyacı taşıtacaktır. Hem halkımız hem de dünya kamuoyunda meşruiyet kazandırılmayan en haklı talepler bile emperyalist ülkelerden önce emperyalist ülkelerin yerli taşeron örgüt ve yapıları tarafından darağacında sallandırılmıştır. Peşpeşe yaşanan darbe girişimlerine rağmen AK Parti birinci parti olabiliyorsa, darbe girişimlerine ortak olacak duruş ve değerlendirmelerden uzak durulmalıdır.

Muhtıralar yayınlayan askeri erkanın, parti kapatmaya yeltenen yargıçların beceriksizliğine tahammül edemeyenlerin, belamı üstlerine salanla aynı merkezden emir aldıklarını ve emperyalist ülkelerin hesabının üzerinde de bir hesap olduğunu görün artık. Aynı hesabı Erdoğan’ın üzerinde tutturmayan iradeye karşı da birazcık insafınız olsun!

Biz Ocak dergileri çıkaranların Erdoğan’ın dilinde zulme uğrayanlar olarak Türkiye’ye ve dünya kamuoyuna adlarının duyurulmasına da tanığız, kendilerine sipariş edilmiş yenilikçi hareket  risalelerinde Erdoğan’ı yerden yere vuranların devletin kurumunda en üst düzeyde yetki verilmesine de. Biraz da kendi özeleştirinizi yapsanız!

Özeleştiriye iktidar olma isteğimiz kadar ihtiyacımız var. Böyle değil ama. Özeleştiri yaptığımız kadar muhalefete ve emperyalist ülkelerin oyun kurucularına da sözlerimiz olmalıdır. Beklentilerimize cevap alamadığımız için değil, beklentilerimizin en üst düzeyde yerine getirildiği anda da özeleştiri yapabilmeliyiz ki, sözümüzün bir kıymeti olsun. Düşene vurulurmuş diyecek durumda da değiliz, herkes kendini aşan bir şey yaptığında sadece kendini düşürür ayağa. Biz yine düşeni bizi düşürmeye çalıştığı günlerin çetelesini tutmadan elinden tutup kaldırmayı biliriz!

 

Önceki ve Sonraki Yazılar