1. YAZARLAR

  2. Alper Mikdat AKINCI

  3. Ellerimizi el elleri değil, kendi ellerimiz tutmalıdır!
Alper Mikdat AKINCI

Alper Mikdat AKINCI

Yazarın Tüm Yazıları >

Ellerimizi el elleri değil, kendi ellerimiz tutmalıdır!

A+A-

Sağcısı, solcusu, İslamcısı bu ülkede kendisini yerli hissedememektedir. Kendilerini yerli hissetmelerinin önündeki barikatlar bazı güçlerce yerleştirilmiş olsa dahi, tarafların da buna hazır oldukları inkar edilebilir mi?

İdeoloji ile vahiy mensubiyetini aynı görmek; dini, beşeri bir düzleme çekmektir” serzenişlerinin, konumuzla bağlantısı hem de bamteline basılacak cinsten var.

Vahiy, özellikle Türkiye Müslümanlarınca ideolojik bir sığlığa kurban gitmiştir. Yıllardır din gemilerini lafla yürütenlerin, aslında onurlarımızı, emeklerimizi hem de cellatlığını da bizlere yaptırarak, kendi ellerimizle boğdurduklarını idrak etmekte çok geciktik.

Bazılarımız ise hala bu cellatlığı yapmaya gönüllüler. Dahası var dahası; bizleri de bir kaşık suda boğmaya niyetliler. Sağcıların, solcuların trajedisi sanki farklı mı? Atı alan onlarda da çoktan Üsküdar’ı geçti.

Batı ve Doğunun hepimize kazandırdığı, kendimize ait olmayan ideolojik tavır ve taassupların eğreti söylev ve militanlık serüvenlerine gönüllü figüranlar olduğumuzu söylemeliyim.

Yaşadığımız ülkede kendimize ait ne söylevlerimiz ne de sözlerimiz var. Sözümüz Yunusca, özümüz kardeşçe değil. Ellerimiz ‘el’lerce tutuluyor, kalemlerimiz taklitlerin kopya resimlerini çiziyor. Devletin ve halkın arasında derin uçurumlar, karşılıklı güvenden yoksun sarılmayı bekleyen yaralar var.

Devletin kendine biçtiği misyonu, başbuğ, hilafet ve cumhuriyet tacirleri de aynı sahiplenme duygusuyla yıllarca kendilerine biçti. Her birinin diğerlerine atfettiği suç, ihanetti. Her birinin diğerlerine sunduğu tek seçenek, “Ya sev ya terk et” sloganından farklı değildi.

Neyi paylaşamadıklarına gelince, yönetim erkini kimse bir başkasıyla paylaşmak istemedi. Aynı kaderi paylaşmalarına rağmen, aynı masada oturmayı bir türlü kabullenemediler.

Dünyanın misak-ı milli sınırlarından ibaret olmadığını bildiğimiz halde, kendi sınırlarımızı küçültmek istedik.

Kendi güçlerimizi kendi ellerimizle parçaladık. Kendi insanımıza düşman, diğer ülkelerin insanlarına dost bir tercihe zorlandık.

Kimse, bu deve hepimizin, birlikte güdeceğiz demeye yanaşmadı. Yöneticilerin zihinsel ve bedensel dağılmaya sebebiyet veren tutum ve davranışlardan kaçınması gerekiyordu, kaçınmadılar.

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğumuzu devlet de halk da iliklerine kadar hissetmek zorundadır.

Yine geçmiş yıllarda devletin, düşüncelerini siyasallaştıran insanlara karşı üzerlerindeki her nesneyi sembol olarak algılaması, yapay korkular üretmesi, muhataplarınca da inançlarını sembol hale getirmesini sağlattı.

Türkiye’de bir milyon imam hatip mezunu, yüz binlerce kur’an kursu eğitimi alan insan olduğunu, milyonlarca insanın cemaat ve sivil toplum örgütleri içinde düşüncelerine uygun yapılarda yer aldığını ne bir türlü görülebildiler ne de kabullenilebildiler.

İdeolojilerin insanlara kazandıracağı gerçeklik, hayatı birlikte paylaşma paydasında birleşmektir.

Kimin ekmeğini yiyorsak, onun kılıcını sallamak zorunda değiliz.

Sallanacak bir kılıç varsa, vatan ve namus için sallanmalıdır.

Kimsenin değişmesine de gerek yok. Değiştiğini söyleyenleri kınayacak da değiliz.

İnançlarımızda samimi olalım yeter!

Regaib Kandili gecesinde Bozada’da (Eski Galatasaray Adası) doğum gününü Hürriyet’ten aldığı maaşla kutlayan, Ertuğrul Özkök’e Petnus şarap ısmarlayan Ahmet Hakan nasıl tercihlerinde özgürse, bir gün Genel Kurmay Başkanının eşi de başörtüsü takmak isterse yadırganmamalıdır.

Kınamak ve alkışlamak sadece bireysel ve toplumsal haktır. Kınamak cezalandırmayı, alkışlamak da herkesçe takdir edilmeyi gerektirmez.

Gelinen noktada bir çok korkunun bilinçlice üretildiğini, semboller üzerinden açılan savaşların aslında iktidar kavgası olduğunu idrak ettik.

Yine bazıları semboller üzerinden birbirlerine saldırsa da, Türkiye semboller üzerinden tutuşturulan kavgadan nihayet kurtuldu.

Kendi yaşam bağımsızlıklarımızı ideolojik kutsamayla sunmanın kimseye faydası yoktur, kimsenin yaşantısına bir müdahale de söz konusu değildir. Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesi hepimizin bağımsızlık mücadelesi olmak zorundadır.

Bu ülkenin iktidardan daha çok muhalefete ihtiyacı vardır, ekonomik paketlerin gündeme getirilmesi iktidar partisinin de pakete sarılmasını zorlamıştır.

Medya istediği kadar algı operasyonları oluştursun, istediği kadar istemediği siyasetçilere saldırsın, hazır bekleyen bir potansiyel olmadığı sürece hiçbir şey yapamaz. Medyanın ve hazır potansiyelin çıkarları çakıştığı için geçici flörtler yaşanacaktır, kimse kimseyle nikahlı değildir. Menfaatlerine dokunulduğu anda birbirleriyle çatışacak bir potansiyele de sahiptirler.

Semboller üzerinden devam ettirilen çatışmanın ancak sembolik değeri olabilir, halkın % 80’ni bu çatışmanın dışındadır, kimse birbirlerini yesinler diyecek de değil, azımsanmayacak bir sayı provoke edilebilecek bir potansiyele sahipse, herkes dikkatli olmalıdır!

Önceki ve Sonraki Yazılar