1. YAZARLAR

  2. Ahmet Şükrü KILIÇ

  3. Eğlenceli yazılar: GÖZLÜK
Ahmet Şükrü KILIÇ

Ahmet Şükrü KILIÇ

Yazarın Tüm Yazıları >

Eğlenceli yazılar: GÖZLÜK

A+A-

Geçen yaz Doğanhisar’a gittiğimizde Mehmet Nail Kocağolan’la parkta çay içtik. Ankara’da Cumhurbaşkanlığı Köşkü etrafında yürüyüş yapıyordum daha düne kadar. Çocukluğumdan buyana orada gözüm var.  Vali Konağı bahçesinden kaldırıma düşen dutlardan her gün birkaç tane alıp yiyordum. Canım yine öyle bir dut çekti ki, bünye alışmış demek ki, kendi bahçemizdeki dutlar düşüyor aklıma. Nail’e, “Hadi bizim bahçeye dut yemeye gidelim” dedim. Tarla, bahçe işlerini de sevmem, meyve yemek için de gitmem aslında. Nail çocukluk arkadaşım, bilir benim ne kadar tarla, bahçe işlerinden uzak bir adam olduğumu.

Atatürk İlkokulu’nun yan cephesine düşen bahçeye gittik, okulun bulunduğu alan da bizim bahçeymiş yıllar önce. Yere sarkan dutlardan biraz yedik, yukarı dallardaki dutlar kendine çağırıyordu, ağaca tırmanmayalı da yıllar olmuştu. Gözlüğü çıkardım, ağaç altında korunaklı gördüğüm çimlerin en kalabalık olan yerine bıraktım.

Bu gözlük hikayesini anlatmalıyım önce. Ortaokul yıllarından buyana benim bildiğim, kimsenin bilmediği bir göz bozukluğu yaşıyordum. Uzağı görmede sorunum vardı, okul yıllarında da tahtada yazılan yazıları deftere geçmekte güçlük çeker, notları yanımdaki arkadaşın defterinden aktarırdım. “Dört göz” denilmesinden daha iyiydi, bu zorluklara katlanmak. Yanımdan geçen insanı tanımayabilirim, selam verdiğinde yüzünü seçemesem de sesinden tanırım, öyle başlarım muhabbete. Belki yanımdan geçtiği halde farketmediğim insanlar, ‘ne kadar burnu büyük’ demiş olabilirler, burun değil o, göz bozukluğu büyüklüğü arkadaşım, kimler ne kadar günahımı almıştır kim bilir!

Benim hiç araba merakım olmadı, ehliyetim de yok. Arada araba kullanmadım değil, Orhan Sinanoğlu’nun arabasını seçim dönemlerinde ilçe yollarında kullandım hep. Bir elimde sigara, kolum cama yaslanmış halde, vites atacak kadar da hava atabilirim, yüz seksenlere kadar da basarım. Cahil cesareti vardır bende, ‘gözünün alabildiği yere kadar basabilirsin’ telkini kimden verilmişse, hatırlamıyorum ama hep onu hatırlarım, uzağı görmediğime takılmayın, benim sorunum görmek değil, seçememek. Ehliyet almaya karar verdim, doktor muayenesinden geçilmesi gerekiyormuş, göz doktoruna gittiğimde o gün yıllarca neler kaybettiğimi yeni anladım. Gözüme uygun numaralı gözlükleri denemeye başladığımda, renklerin ne kadar canlı olduğunu, yüzleri soluk insanların yüzlerine kan geldiğini farkettim.

Gözlüğü Konya’dan Yaşar Güvensoy ağabeyden almıştım. Nail de optikçi, en yakın arkadaşımdan gözlük almamanın utancını bir an olsun karşılaştığımızda hissettim, sonra hiçbir şey olmamış gibi davrandım. Ehliyet sınavı kaydını da yaptırdım, beş sınav hakkı veriliyormuş, hiç birine katılmadım, hala ehliyetim yok.

Şimdi dut ağacına rahatlıkla tırmanabilirim. Ağacın en uç dallarına kadar yetişti kollarım, ne kadar güzel olgunlaşmışlar, ne kadar da tatlılar. Avucuma alabildiğim kadar topladığım dutları hiç üşenmeden ağacın en alt dalına inerek, Nail’e uzattım. Ellerimiz ellerimize kavuştu. Ağaç altında bekleyen adama dut toplayacak değilim, zahmet edip ağaca çıkmayan adama o kadar dut yeterdi. Dut yeme eylemi tamamlandığında, ağacın en alt dalından yere atladım, bahçeden çıktığımızda gözlüğü yere bıraktığımı hatırladım. Döndüğümde ne göreyim, ellerimden üçbeş dut almaya yeltenen adam, gözlüğüme basmış. Camı çizilmiş, gözlük iki büklüm olmuş. Elime aldığımda, bir daha bakamadım yüzüne, Nail’e uzattım, “Gözlüğe basmışsın” dedim. Adam gözlükçü ya, hayretini gizleyemese de, ‘öderiz kaç kuruşluk gözlüğün var’ havasında. Elinden de almadım, kendisi taşıdı çarşıya kadar. Esnaf bir arkadaş çağırdı dükkan önünden geçerken, o da yeni kiraz getirmiş, kiraz yedik. Gözlüğü bir cerrah edasıyla elinde döndüren Nail, sonra çeşmede yıkadı, esnaf arkadaştan istediği peçeteyle sildi. “Şimdilik idare eder” dedi. Gözlerimi kaçırdığım soruyu yöneltti bu kez. Gözlüğü kimden aldığımı sordu. Yaşar Güvensoy’dan aldığın gözlüğün bir basımlık canı varmış der gibiydi. Sanki gözlükçüden öğrenecek gözlük cam numaralarını, TC Kimlik Numarasını girdiğinde, alınan gözlük özelliklerini görebilecek yetkiye sahip. Akşehir’deki “Nail Optik”i aradı, oğlu Safa’ya akşama iyilerinden diye de üzerine basarak gözlük çerçevelerinden getirmesini söyledi. Gözlük bilgilerimi kendisi, bilgisayardan yetkili olduğu sayfaya girerek öğrendi.

Akşama kadar birlikte geçirdik vakti, gözlük çerçeveleri gelmiş, Bülent Demirci’nin dükkanında çerçeve beğendik. Bir gün sonra da akşam üzeri telefonla arayarak gözlüğün geldiğini söyledi. Avcılar Derneği’nde buluştuk. Neredeyse on arkadaş bir masa etrafında toplandık. Zuladan bir şey çıkarıp uzatırcasına cebinden gizlice çıkardığı gözlüğü kimseye göstermeden masa altından elime bıraktı. Benim gizleyecek saklayacak bir şeyim yok, gözlüğüme basan adam utansın. Çıkardım baktım gözlüğe, sonra da gözlüğümün başına gelenleri dut tadında anlattım arkadaşlara. Mehmet Acar ağabey patlattı esprisini “Dut yemiş bülbüle dönmüştür bu” dedi.  Sonra üç dut ağırlığının gözlük karşılığı ederi hesaplanmaya kalkıldı. Altından dut’un daha değerli olunduğuna hükmedildi.

Akşam Ezanı okunmaya başladı, Nail’in abdesti varmış, telaşla “Ben namazı kılıp, geleyim hemen” dedi. Hızla yerinden kalkıp, iki adım mesafemizde olan camiye hızlı adımlarla giderken, arkasından duyacağı şekilde “O gözlüğün üzerine ben de atlamış olabilirim” dedim.

Namaz sonrası yanımıza geldiğinde kafası hayli karışıktı, “Namazda aklıma geldi, gerçekten de gözlüğe sen basmış olabilirsin, ben bassam ayağımın altında en azından hissederdim” demesin mi? Hiç savunmaya geçmedim, “Benden her şey beklenir Nail” dedim.

Bitmedi daha. Konya’dan Ankara’ya geliş sürecinde bir roman okumaya başladım. Gözlüklü kitap okumam ne mümkün, gözlüğü çıkarıp, tren koltuğunun fileli alt cebine koydum. Ankara Garı’ndan Maltepe Yeraltı Çarşısı’ndan gün yüzüne çıktığımızda, gözlüğü trende unuttuğumu farkettim. Dörtyüz metre mesafe yok trenden uzaklığı, geri dönsem tren daha yerinde duruyordu, koltuktan gözlüğü alabilirdim. Beni geri döndürmeyen bir irade var irademin üzerinde. Üşendim geriye dönmeye. 

Konya’ya dönüşümde Ankara Tren Garı kayıp bürosuna sordum gözlüğün bırakılıp bırakılmadığını, bir sürü kayıp gözlük vardı teslim edilen, benimki yoktu, aynı şekilde Konya’da da kayıp bürosuna baktım, orda da teslim edilen gözlüklerin arasında gözlüğüm yoktu maalesef. Hemen Nail’i aradım, gözlüğü trende unuttuğumu, bilgilerin kendisinde mevcut olduğunu, bana bir gözlük göndermesini istedim. Yine TC kimlik numaramı istedi. Aradan dört gün geçti, TC Kimlik numaramı mesaj çektim. Bir gün sonra yine aradı, adamın Sarayönü’nde de optik dükkanı varmış, kardeşi Metin Kocaoğlan’a söylemiş, gözlüğüm hazırmış, alabilirmişim. Metin de Konya’da, ben de. Aradım hemen, gözlük hazırlanmış ama daha gelmemiş, ‘yarın getirtirim, buluşuruz veririm’ dedi. Aradan bir hafta geçti, Nail aradı yine, gözlüğü alıp almadığımı sordu, ben de daha almadığımı söyledim. Pinpirikli adam, hemen kardeşini aramış, o da beni aradı, “Abi gözlüğün hazır, ben sana yarın gelecek demiştim, niye aramadın” dedi. Gözlüğünü müşteri kendi takip edebilir de, ben gözlük mağduru bir adamım, bir de gözlüğün peşine mi düşeceğim. Demek ki, gözlüğe kendi bastığına şüphe duymuşluğun bedelini ödetiyor bana, başına ne geliyorsa ondan geliyor, bir gözlüğü trende unutacak adam mıyım değilse ben. Samimi olacak önce insan, hatasını kabul edecek, ‘benim gözlük dükkanım var, gerekirse her seferinde gözlüğün başına ne gelirse gelsin gönderirim’ diye gurura kaptırmayacak kendini. Metinle bir cenaze namazında buluştuk, aldım gözlüğümü.

Yine bitmedi. İsrail’i protesto etmek amacıyla Sahur yemeği sonrası İsrail Konsolosluğu önüne gittik bütün bir aile. Yolda çocukları sıkıca tembih ettim. “Biz sadece protesto etmeye gidiyoruz, slogan atacağız, sakın taş atanları görüp de sizler de taş atmaya kalkmayın” dedim. Konsolosluk önüne vardığımızda binlerce insan toplanmıştı. Hemen eyleme dahil olduk. Bulunduğum yere birkaç genç nerden bulduysalar, fayanslar getirdi, hemen fayanslar kırıldı, herkes yerden fayans aldığı gibi, gençler kırık fayansları yanında bulunanların ellerine de tutuşturdu. Bana da verdiler, herkesin gözü birbirinin üzerinde, atmasan olmaz, ben de kaptırdım kendimi, gözlüğü sol avcuma alarak, tam taşı atma hamlesine geçmiştim ki, taş atan gencin eli elime çarptı, taşı fırlattı ama fayansın ucu kolumu çizmiş, kanamaya başladı, elimdeki gözlüğe baktığımda gözlük yine kendinden geçmişti. Gözlüğün camları yerinden fırlamış, çerçevesi yine yamulmuştu. Çerçeve dediysem, alt kısımda misine türü bir şeymiş camları tutan meğer. Camları yerine zor yerleştirdim, camları yine çizilmişti. Diyeceğim o ki, benim gözlük gazi duruşlu bir şehit aslında. Nail arkadaş sana diyorum, sana; gözlüğümü gönder arkadaş, bu kez hiç değilse samimiyetini de dahil et, hatanı kabul etti ki, gözlüğümün başına bir şey gelmesin. O gözlüğe sen bastın, ben değil!

https://twitter.com/ahmetsukrukilic

https://twitter.com/cafekulis

Önceki ve Sonraki Yazılar