1. YAZARLAR

  2. Ahmet Şükrü KILIÇ

  3. Eğlenceli Yazılar: DERNEK SIRRI
Ahmet Şükrü KILIÇ

Ahmet Şükrü KILIÇ

Yazarın Tüm Yazıları >

Eğlenceli Yazılar: DERNEK SIRRI

A+A-

Konya’da kaldığım sürece iş çıkışlarında mutlaka kitabevlerine uğrardım. Bir-kaç kitabevine uğramadan evin yolunu tutmayı bilmezdim. Yine bir iş çıkışı, o yıllar Zafer Çarşısı’nda olan Çizgi Kitabevi'ne uğradım. Her zamanki gibi, Ali’nin kendi elleriyle demlediği çaydan içtim. Biraz durgundu. “ Hayırdır ” dedim. “ Savaş Büyükkaragöz hoca vefat etmiş. Ona üzüldüm” dedi. Hocayı ben de tanırdım ama, bir muhabbetimiz yoktu. “Allah rahmet eylesin” duasıyla yetindim.

Daha sonra Atlas Kitabevi’ne uğradım. Devlet tarafından ders kitapları öğrencilere dağıtılmaya başlamadığı yıllar. İçerisi ana-baba günü. Okullar yeni açılmış. Müşteri kaynıyor. Tam harman zamanı. Selam verip ayrılacaktım ki; bir anda Derviş Argun’a, “Bir dakika” dedim. Bu haller bende ansızın gelişir. Önceden kurguladığım bir şey değil. Kenara çekildik. “Savaş hoca vefat etmiş, biliyor musun?” dedim. “Evet. Çok üzüldük. Allah rahmet eylesin. İyi bir adamdı. Bir-kaç kitabını da biz basmıştık” dedi. İç çekerek “Biliyorum” dedim.

Başladım anlatmaya: “İş çıkışında Merhaba Gazetesi’ne uğradım. Mustafa Aslanla otururken, bir haber bülteni faksı getirdiler. Vefatını o zaman öğrendim. Bülten, Savaş hocanın vefatı sonrası yayınlanmasını istediği vasiyetiymiş. Faks metninin üzerindeki numarayı Mustafa kendisi aradı. Eğitim Fakültesi’nden çekilmiş. Metinde, Savaş hoca üzerinde emeği olanlara isim isim teşekkür etmiş. Yalnız, bir profesöre yakışmayacak üslupta yazılan, emeğimi gasbedenlere hakkımı helal etmiyorum bölümü vardı. Orada sizin kitabevinin ismi de geçiyor. Kitaplarımı bin adet bastığını söyleyip de, beş bin basan, telif haklarımı hakkıyla ödemeyen diye devam ediyor. Dekanlık hakkını gasbeden Rektör Abdurrahman Kutlu’ya da vermiş veriştirmiş. Mustafa’yla konuştum, onlar haberi girmeyecekler. Oradan Konya Postası, Yeni Meram, Yeni Konya Gazeteleri ve Kontv ile Suntv’yi de aradım. Onlar da haberi girmeyecekler. KTV ve Manşetle görüşemedim. Onlar girerse kötü olur” dedim. “Allah razı olsun. Nasıl olur ya! Bu adam öbür tarafta vereceği hesabı hiç düşünmemiş mi? Giderayak bunu da mı yapacaktın be hoca!” dedi. “Neyse, ben yan taraftayım. Ne yapabiliriz düşünmem lazım. Sen de biraz sonra gelirsin” dedim. Tekrar “Allah razı olsun” dedi.

Bitişikteki dükkanda ortağı Samet Uysal var.. İçeri girdiğimde Mustafa Akmeşe de oradaydı. Aradan beş dakika geçti, Derviş telaşla geldi. “Abi, o haberi Merhaba’dan bir iste. Bize faks çeksinler. Abimle konuştum. O da Vali’yi aramış. Durumu anlatmış. Vali devreye girecekmiş. Abim hemen haber metnini istiyor” dedi. Mustafa Akmeşe’nin ve Samet Uysal’ın, olan bitenden haberi yok. “Yetiştiremedin mi abine! Beş dakika sabredemedin mi? Sana şaka yaptık” dedim. Abisi Nusret Argun'u aramış.

Bir beş dakika da inandırmak için uğraştırmaz mı! İkna oldu olmasına da, abisine durumu nasıl izah edeceğini kara kara düşünmeye başladı. “Abi böyle şaka mı olur ya? Seninkisi eşek şakası. Şimdi ben ne diyeceğim abime. İşin içine Vali de girdi. İnan ben arayıp söyleyemem. Vali’ye ne diyecek adam ya! Ben arayayım sen söyle” dedi. O günler abisini tanımam bilmem. “Ben kesinlikle aramam” deyip, kestirip attım. Daha sonra olan olmuş. Abisi; bize de, ona da ağzına geleni söylemiş.

***

Yine yıllar önce, Mazlumder şubesi olarak Konya’da panel düzenliyoruz. Ali Bayramoğlu, Ömer Laçiner, Ömer Çelik ve Mazlumder Genel Başkanı Yılmaz Ensaroğlu panelistlerimiz. Dernekte görev paylaşımı için toplandık. Mustafa Akmeşe, “Siyasi partilerin il başkanlarına selamlama konuşması verelim” teklifinde bulundu. Oybirliğiyle kabul ettik. İl başkanlarını arayıp, davet etme görevi de bize düştü. Sırasıyla Fazilet, Doğruyol, Büyük Birlik, Anap il başkanlarıyla görüştüm. Bir çoğu “Davetimize icabet edebileceğini” söyledi.

Sıra MHP il başkanına geldiğinde, Yusuf İnanç’ın Beyşehir Kurultayı’nda olduğunu öğrendim. Cep telefonunu alarak ulaştım. “Müsait misiniz başkanım?.. Ben Konya Mazlumder şubesinden arıyorum. Akşam panelimiz vardı, davetiye elinize ulaşmıştır sanırım. Kurultayda olduğunuzu biliyoruz ama, yine de söyleyelim istedik. Katılma imkanınız olursa, selamlama konuşması yapmanızı isteyecektik. Diğer partilerimizin il başkanları kabul ettiler...” dedim. Telefonun ahizesini bir elimle kapatıp, yönetim kurulu üyelerimizi bilgilendirdim: “Devlet Bahçeli yanındaymış. Kurultay yeni bitmiş. Akşama döneceklermiş. Bahçeli’nin programını öğrenip, hemen cevap verecek” dedim.

Telefon kulağımda bekliyorum. “Efendim başkanım… Tabii başkanım… Sayın Genel başkanınızı aramızda görmekten mutlu oluruz. Gecemizi şereflendirirler efendim. Bekliyoruz başkanım. Teşekkür ediyoruz efendim… Sayın Bahçeli’ye yönetim kurulu üyelerimizin selamları var. Görüşmek üzere, iyi günler efendim…

Bütün gözler faltaşı gibi üzerimde. Ben de şaşkınım. Akmeşe “Devlet Bahçeli mi katılacak” dedi. İki elimi yana açtım: “Şu işe bak ya! Katılmaz diye düşündüğümüz parti, genel başkanıyla katılıyor” demekle yetindim. Hepimizi bir tedirginlik bastı. Panel Fuar Kültür Merkezi’ndeydi. Tedbir almazsak, arbede çıkabilirdi. Ne ihtimali, kesin çıkardı. Sivil toplum örgütlerini arayıp, “Görevlendirebileceğimiz gençler hususunda yardımcı olmalarını” istemeye karar verdik. Akmeşe telaşla Mazlumder Genel Başkanı Yılmaz Ensaroğlu'nu aradı. Gelinen durumu olduğu gibi anlattı. Ensaroğlu da şaşırdı. Akmeşe bir de hava basmasın mı: “Biz programımıza MHP Genel Başkanını bile getiririz. Siz Ankara’da ne yapıyorsunuz” demesin mi! Sivil toplum örgütlerinden yardım istemek de bize düştü. Listeyi önüme aldım. Hangilerini arayacağımızı okuyup, onay verilenleri işaretledim.

Daha fazla uzatmak sıkıntı verebilirdi… “Devlet Bahçeli bölümünün şaka olduğunu” söyledim. Akmeşe, “Yanımızda konuştun ne şakası” demesin mi! “MHP il başkanlığını aradığımda telefona kimsenin cevap vermediğini, kurultayları olduğunu önceden bildiğimi, telefon numarasını kendi kendime konuşarak aldığımı, Yusuf İnançla da aynı şekilde konuştuğumu” anlattım.

Gel şimdi de inandır bunları. Sonunda yemin etmek zorunda kaldık. Neredeyse, Yılmaz Ensaroğlu’na durumu izah etmek de üzerimde kalacaktı. Bir yemin de onun için patlattım: “Vallahi ben aramam.” Akmeşe kendi aramak zorunda kaldı. “Abi ya, bu Ahmet Şükrü’nün bir üçkağıdıymış. Biz de saf gibi inandık. Adam telefonda kendi kendine konuşmuş ya! Böyle bir şey olur mu? Bahçeli falan gelmiyor” dedi. Yılmaz Ensaroğlu’nun ne dediği de aramızda “Dernek sırrı” kalsın. (2008)

Önceki ve Sonraki Yazılar