1. YAZARLAR

  2. Alper Mikdat AKINCI

  3. Düşmanlık, Peygamber olacağını bilseler de devam eder!
Alper Mikdat AKINCI

Alper Mikdat AKINCI

Yazarın Tüm Yazıları >

Düşmanlık, Peygamber olacağını bilseler de devam eder!

A+A-

Akide’nin inanca yüklediği anlam, gizli saklı her şeyi bilen bir ilahın olduğudur. Allah’ın varlığına inanç taşımayan insanların, gözlerinin önünde yaşayan, anne-baba, kardeş, arkadaş da olsa; bütünde bir insanın yaşadığına/olduğuna inanmaz. Anne-babayı hisseder, arkadaşı bilir, düşmanın verdiği ezalar canını acıtır belki, hepsi o kadardır, belli bir süre sonra, arada hatırlanacak duruma getirir kendini. Bazı insanlar dostluklarında olmasa da, düşmanlıklarında her fırsatı değerlendirir, durumdan vazife çıkarır, en olmadık yerlerde düşmanlığını gösterir. Bu insanlar, düşmanlıklarına iman etmiş kişilerdir.

 

Sabahın köründe yollara düşen insanların varlığına inanmayan, Allah’a da inanmayan insandır. Sabahı aydınlatan bir güneşin olduğunu bilir insan bilmesine, onu da inkara yeltenecek değildir; her gün alın terinin tüttürdüğü ocakların, emekle aydınlanan yuvaların varlığını da bilir; ne güneşe şükreder, ne de insanların emeğine minnet duyar. Sömürüler üzerine şiir yazar şairler, zulümleri anlatır romanında yazarlar, makalelerde hayal sınırları zorlanır, insanı alnıçatından vuracak sözler boğazlarımızda tıkanır, güftelerde haksızlıklardan, adaletsizliklerden canı yanmış bir halde sesini duyurur yorumcu, besteler bam telimize basacak kadar dokunur; emek sömürüsü üzerinden yeni sömürü alanları açılır yine; emekçinin haklarını savunan insanların, düşman kesildikleri insanlardan hiç farkları yoktur; aynı sınıfın insanlarıdır.

 

Kuşluk vakti tarlasının yolunu tutar çiftçi; ırgatlar ellerinde çapaları, belleri, kürekleri tırpanları, orakları, çekiçleri, keserleri, malaları bir yerlere gider; yolları, işleri farklıdır; hepsinin derdi aynıdır, para kazanmaktır. Orak/çekiçle resmedilir emek; resmedenlerin burjuvayı kıskandıracak yaşantıları vardır. Alın teri kurumadan çalışanın parasını verme öğretisini yarım ağızla söyler Müslüman patronlar. Milliyetçi duyguları sömürenlerin kanun dışı kazançları vardır. Ne kadar dava adamı varsa, ilk davaya ihanet eden de onlardır, davanın sadık havarilerini aşağılayanlar da.

 

Demokrasiden bahseder siyasi partilerin genel başkanları, hiç biri gerçek demokrasiyi kendi partisinde yaşatmaz. Diğer partilerin demokrasi sınavında olduğunu söylerler, kendilerini sınavdan muaf tutarlar. Kişisel ilişki yakınlıkları her zaman belirleyicidir. İl başkanları, kurdukları şirketlerin atanmış şube müdürleridir. Milletvekilleri lütufta bulunulan, ne söylenirse yerine getirilmeye hazır-nazır eğitilmiş emanetçilerdir. Hiçbiri milletin vekilliğini yapmaz, genel başkanlarının vekilliğini yerine getirir. İşin doğrusu da öyledir; millet seçmemiştir kendilerini, genel başkanları tarafından seçilmişlerdir. Kendi varlığını inkar eden insan, hep birilerinin varetmesiyle nefes alır. Allah’a yakın olmaktansa, siyasetçiye yakın olmak, insanı bir yerlere taşır; öyle iman edilir, ameller de hep o yöndedir. İradesini emanet eden insanların, hangi makama gelirse gelsin, rütbeli bir köle olduğu gerçeği değişmez.

 

Zulme uğrayan bir insanın varlığına, acısına inanmayan, Allah’a da inanmıyordur. Halkın emeklerini istediği zaman bazen yasal kılıflara uydurarak çalan, bazen gözü dönmüş aç çakallar gibi istediğinde istediği gibi kullanan insanların varlığına inanmayan, Allah’a da inanmıyordur. İşçinin, memurun, çiftçinin, esnafın, emekçinin haklarının gasbedildiğine inanmayan, Allah’a da inanmıyordur. Bütün bunların varlığını biliriz, hiç birimiz de inanmayız. Bilmekle inanmak, farklı şeylerdir; İman, insanın bildikleriyle amel etmesidir.

 

Etrafımızda insanların yaşadığını biliriz, nerdeyse hepimiz etrafımızdaki insanların kendimiz gibi bir insan olduğuna inanmayız. Etrafımızdaki insanların da, bizler gibi duygu taşıdığına, bizler gibi acı ve sevinçleri olduğuna, bizler gibi hakları gasbedildiğinde onurlarının ezildiğine inanmayız. Peygamber anlatıcılarının kıssahanlardan farkları yoktur. Yaşananları anlatan, kendi yaşantılarında anlatılacak hiçbir şeyleri olmayan insanlardır. Cemaatlerin sırtında kambur, cemaat insanlarının kanlarını emen sülüktür bir çokları. Kur’an-ı Kerim’i raflardan indirmişlerdir okumak için, hiç birinin sırtında hasır izi göremezsiniz. Mevlana anlatıcıları da çileye talip değildir. Mevlana Müzesi’ndeki çilehanelerde, bir gün bile kalmaya rıza göstermezler. Mesnevi anlatıcıları, davet edildikleri yerde dört yıldızlı otel rezervasyonunu kendilerine hakaret bilir. Kendi sözü olmayan insanlar, söz satıcısı işportacılardır; kendini Peygamber gibi satışa çıkarır, alıcı da bulur.

 

Hz. Yakub’un oğulları babalarının Peygamber olduğunu biliyordu, kardeşleri Yusuf’un da Peygamber olacağını babaları söylemiş, hepsi de iman etmişti. Peygamber olacağına inandıkları için Yusuf’u öldürmek istediler. Yusuf’un Peygamber olacağını müjdeleyen Allah’a iman etmiş olsalardı, ne yaparlarsa yapsınlar Yusuf’u öldüremeyeceklerini, Allah’ın Yusuf’u koruyacağını bilirlerdi. Peygamber çocukları bile vahye şahit oldukları halde, katillik yolunu tercih edebiliyorsa, günümüz insanları da hırsızlık, zalimlik, emanetleri zimmetine geçiren alçaklık yollarını seçebilir. Bir de bunlar Müslüman olacak demenin de lüzumu yoktur. Biz kendimize bakacağız, kendimizi sorgulayacağız; zalimin, hırsızın, gaspçının malı nasıl götürdüğünün dedikodusunu yapan değil, hepsinden hesap soran inanmış bir insan olacağız. Kendimizi bir kötülüğü defetmeye adanmış kıldığımızda, Yusuf’u koruyan Allah bizleri de koruyacaktır.

 

İnsanı inciten Allah’ı incitir. İnsana zulmeden Allah’a zulmeder. İnsanı küçük gören Allah’ı küçük görür. İnsanın haklarını gasbeden, Allah’ın haklarını gasbeder!

Önceki ve Sonraki Yazılar