1. YAZARLAR

  2. Alper Mikdat AKINCI

  3. Devleti Tağut ilan edip, memuriyetten istifa etmişti!
Alper Mikdat AKINCI

Alper Mikdat AKINCI

Yazarın Tüm Yazıları >

Devleti Tağut ilan edip, memuriyetten istifa etmişti!

A+A-

Otuz yıl öncesini paylaştık. Daha yirmiye merdiven dayamış bir gençtim o zamanlar. Gözümüzü budaktan esirgemediğimiz zamanlardı. Ülkücü bir arkadaşım vardı. Yeşil pop kasetlerinden etkilenmiş ilkin, sonra da biz tanıştık. Faruki’nin ‘Tevhid’ini okumuştu. Sonra köy sohbetleri başlattı. Kışın çamurunda sohbetlere giderdi. Sanki tatlı bir yarış vardı aramızda. Her gün birlikteydik. Konuşur, tartışırdık. Radikal bir karar aldı, memuriyetten istifa etti. Birkaç yıl sonra da askere gitti. Sivas’a ziyaretine gittiğimizde Ramazan ayıydı. Kendimizi seferi ilan etmiştik. O gün bir güzel yedik içtik. Otogarın mescidinde de kestirdik. Bir daha haber alamadık birbirimizden. Aradan tam otuz yıl geçmiş.

Azerbaycan’a gitmiş. Tıp okumuş. Doktor olmuş. Bir de poliklinik açmış. Evlenmiş. Bir çocuk babası. Hayat, insanın dudaklarını uçuklatacak kadar ilginç…

İstanbul’da poliklinikte buluştuk. Hiç değişmemiş. Yeni radikal kararlar alma peşinde yine. Gıpta edilecek bir kararlılık var. Hayatın her karesi nasıl da canlı, tazeliğini koruyor. İlkokul ve orta okul yıllarımda fazlasıyla boşluklar var. Liseden de bazı arkadaşları hatırlayamıyorum. Üniversite dersen öğrencilik duygularını hiç yaşatmadı. Yaşamın sahibi olduğumuz alanlar en küçük ayrıntıyı dahî koruyor hafızalarda.

İstifa gerekçesi önemliydi… Devlet o zamanlar ‘tağut’tu kafamızda. Devlet memurluğu kabul edilecek bir şey değildi. İstifa dilekçesine de, ‘Tağuti bir düzende memurluk yapamayacağım için istifamı arz ederim’ türü bir şey yazmıştı.

Lise sonrası kafamda iki bölüm vardı; biri hukuk, diğeri sosyoloji. Kazanmam mümkün değildi ama hayalimdi diyeyim. Birkaç yıl sonra da hukuk tamamen silindi hayallerimden. Tağut’un kanunlarını öğrenmek; hakim olduğunda uygulamak, avukat olduğunda savunmaktı. Bu anlayışı zihinlerimize kazıyan insanların ne okudukları, hayatlarını nasıl idame ettirdikleri aklımızın ucundan bile geçmemişti.

Türkiye’de İslamcı düşünce çok çabuk toparladı kendini de, zihinleri allak bullak eden okumuş cahillere fırsat tanınmadı. Milletin alınteri üzerine çöreklenen hocaefendilerle hesaplaşmak, tağut olarak adlandırdıkları devletle hesaplaşmaktan daha zordur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşlığından çıkarılmanın şartları vardır ama dinden çıkarılmak bu hocaların iki dudakları arasındadır. İslam’ın Hıristiyanlaştırılmasının mimarları bugün de itibar görebiliyorlar. Aforozculuk, türbecilikten daha muteber bir gerekçeye yaslanıyor. 

Yıllar öncesine gittiğimizde kaç insan bu düşünceleri akideleştiren adamların yüzünden memuriyetine son vermiş, kaç insan ticaretten elini ayağını çekmiştir?

Bazı hocalar var ki, etrafındakilerin iş hayatları şöyle dursun, evliliklerini bitirtmiştir. Günümüzde sayıları parmakla gösterilecek kadar da olsa, bu anlayıştan beslenen bezirganlar hâlâ mevcut.

Bu ülkenin üzerinde derin bir güç var. Doğu’da halk nasıl bilinçlice cahil bırakılmışsa, Batı’da da okumuş solcu, ülkücü, İslamcı kesim cahil düşüncelere sürüklenmiştir. Devletin bir yönetim biçimi, yöneticilerin de insan olduğu gerçeği kavranılmaya başlandıkça, derin adamlar yerlerinden olmaktadır.

Her fikir kurbanı, arkadaşım kadar şanslı değil. Dini kumara dönüştürenlere lanet mi okumalıyız?

Önceki ve Sonraki Yazılar