1. YAZARLAR

  2. Ahmet Şükrü KILIÇ

  3. Cephede su dağıtacak adamların suyun başında tutulması zulümdür!
Ahmet Şükrü KILIÇ

Ahmet Şükrü KILIÇ

Yazarın Tüm Yazıları >

Cephede su dağıtacak adamların suyun başında tutulması zulümdür!

A+A-

Bizim birçok muhafazakar, sonradan dönme İslamcıların huyudur; 28 Şubat döneminde kendi söyleyemediklerini birileri söylediğinde hemen ona sarıldıkları gibi, darbe girişimi sonrası da kendi hesaplaşmalarına uygun bir yazar bulduklarında kimliğine, kim olduğuna bakmadan şahsiyetlerini örtüştürmek!

Sonradan görmeler nasıl her mekanda patavatsızlığını gösterirse, sonradan dönmelerin huyları da aynıdır; birbirlerini hemen bulan, birbirlerinin sırtını sıvazlayan, birbirlerinden güç alan, birbirlerinin sözlerinin keskinliğiyle alan işgal etmeye yeltenen emeksiz hırsızlardır bunlar. Bunların toplumsal karşılığı olmasa da nerede konjonktüre uygun kalabalıklar biraraya gelse orada zaman geçiren, oralarda yazan çizen insanlar olmanın keyfini çıkarırlar. Kendilerini yerli hissedemedikleri için de güç dengelerine göre oynayan, dün beslendikleri insanları bir anda başka besleniciler bulduklarında terketmenin mahirliğini  göstermekte hiç zorlanmazlar.

Demirel nihayetinde kendi sözünü kendi şahsiyetinde birleştiren, kendi potansiyeli olan bir adamdı, bunlar potansiyeller üzerine oynayan şaklabanlardır.

Diğer tarafta mobil vaiz tipleri de bu sahnede yerlerini alır. Bu tipleri taşıyanların da onlardan farkı yoktur. Hepsinin eşraf siyasetine boyun eğmişliği olduğu gibi gelenek geçmişi olan yapıların temsilcileri ya da mirasyedi beslemeler el üstünde tutulur.

Nasıl ki gelenek ya da mirasyedilik bu toplumda para ediyorsa, bunları eleştirenlerin sahne zamanı bu tipleri meydanlara taşımaları da iki yüzlükten başka bir şey değildir. Toplumu bu hale getirenlerin kendi etraflarında kurdukları saltanatlar, milletin yüreğinde de taht kurdukları anlamına gelmiyor. Millet kendine dokunan, kendi sorunlarını sorunu edinen, kendilerine yük olmayan insanların oluşturduğu kalabalıklarda, hayatlarında en küçük bedel ödemeyen laf cambazlarını dinleme hatırı gösteriyor.

Laf bazen boğazda düğümleniyor; ihanet sadece devlet içinde paralel yapı kurmakla olmaz, milletin kazanımları üzerine çöreklenen akbabalara da, işbirlikçi siyasiyeler paralel vesayeti teslim ediyor.

Bizler millet olarak kendi kazanımlarımızı kendimiz korumak zorundayız. Şarlatanlara, ekran düşkünlerine, mirasyedilere hiçbir emeğimizi teslim edemeyiz. Kanla, alın terimizle, gecelerimizi gündüzlerimize kattığımız emeklerimizi kendimiz yönetecek iradeyi kendimiz göstermeliyiz.

Türkiye’yi yöneten, dış güçlere karşı canını siper edinen Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın gölgesinde ister seçilmiş olsun, ister atanmış olsun kendi kurumunu ya da kendi ilçesini yönetmekten aciz durumda her kim varsa çekip gitmelidir. Etraflarında kendilerini savunacak, kendilerini koruyacak bir avuç insan dahi yoksa, seçilmiş de olsa atandıklarını bilen, acizlikleri karşısında istifa eden onurlu bir davranış gösterilmelidir.

Bir tarafta paralel  yapı diğer tarafta acziyet içinde olan idareciler olduğu sürece bedeli hep millet ödeyecektir. Başbakanımız Binali Yıldırım’ın deyimiyle “Laf üstüne laf koyan değil taş üstüne taş koyan” bir siyasi anlayış tepeden aşağıya sirayet etmelidir.

Bugüne kadar paralel yapıya kurumlarımız işgal ettirildiği gibi siyasiler de kendi paralel kadrolarını kurdu. Hiçbir siyasetçi, hareketin kurmay kadrolarını yetiştirme yetkinliği göstermedi. Fazla uzağa bakmaya gerek de yok, herkes kendi bulunduğu şehrin milletvekillerinden belediye başkanlarına, il başkanlarından ilçe başkanlarına baktığında; liyakat, azim ve mücadele sacayağını zemine sağlam yerleştiren kaç siyasetçi olduğunu görecektir. Bizlerin milli iradesine paralel iradeler kurulmasına da müsaade etmeyeceğiz.

Korkak, pısırık, esir alınan cephe komutanları olduğu için bizler her seferinde bedel ödüyoruz. Danışman olacak bir adamı tutar vekil yaparsan ya da şube müdürü dahi olamayacak bir adamı bakan yaptığında, felaket başımıza yağacaktır.

En başta Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakanımız Binali Yıldırım hükümet ve siyasi hiyerarşi üzerinde yetkili, belirleyici olan her kim varsa siyasetçi kimlik tercihlerinde, bilgi emeği kadar emeklerimizi zayi etmeyecek, canını ortaya koyacak insanları tercih edecektir, etmek zorundadır demiyoruz; bundan sonra madem ortak akıl diyoruz, madem darbeyi bu millet kanını akıtarak engelledi o zaman bizler de siyasi akla ortak olduğumuz gibi insan tercihlerinin belirlenmesinde de ortak olacağız.

Kendi hesaplaşmalarının tutsaklığında yapması gerekenleri bile yapamayan, niyetlerini karşılıklı okuyan siyasilerin birbirlerinin açığını arayan komplocu şahsiyet düşüklükleriyle bir arpa boyu dahi yol alınamaz.

AK Parti hareketi alternatifsizliğini siyasi liderine borçludur, bir hareketin sadece bir insana bağlı yükselmesi, cesaret bulması kabul edilemez. Fethullah Gülen yıllarca Amerika, Abdullah Öcalan da devletimiz tarafından esir alındığı halde her iki terör örgütünün onlarca kurmayı vardır. Fethullah Gülen Türkiye’ye teslim edilse dahi Öcalan’ın yokluğunu hissettirmeyen örgütlenme yapılanması devam edecektir. Nedeni de çok açıktır; emperyalist ülkeler mevcut liderleri vitrinde bizlere sunduğu gibi terör örgütleri içinden onlarca kurmay lider hazırlamaktadır.

Bu işler ne hazır kalabalıklar karşısında nutuk atmakla ne de sandalyeler üzerinde kurulan hayallerle çözülebilir. Bize cepheyi terketmeyecek asker lazımdır, cephede düşmanın üzerine en başta kendisi koşan, şahadeti kimseyle paylaşmayacak komutan gereklidir. Komutanlar öyle komutanlar olmalıdır ki, kendisi can verse de askerlerin içinden sancağı eline alacak, düşman üzerine kendinin de kanını yerde bırakmayacak askerler yetiştiren komutanlar olmalıdır. Bu millet sokakta asker olmayı da komutan olmayı da bütün dünyaya göstermiştir. Cephede su dağıtma görevi üstlenebilecek insanların suyun başında tutulması bu millete zulümdür.

Önceki ve Sonraki Yazılar