1. YAZARLAR

  2. Ahmet Şükrü KILIÇ

  3. Canını sıkmak için yazdım, canımı yaktın!
Ahmet Şükrü KILIÇ

Ahmet Şükrü KILIÇ

Yazarın Tüm Yazıları >

Canını sıkmak için yazdım, canımı yaktın!

A+A-

İnsanları tanımak için birlikte bir şeyleri paylaşmanıza gerek yoktur, bazen bir kısım insanların üzerlerine alınacağını bildiğiniz bir şeyler yazdığınızda, hiç beklemediğiniz insanların kendilerini ele veren tepkilerine tanık olursunuz.

2003 Yılında Türk insanının en büyük sorununun “Laf anlamazlık ya da lafı işine geldiği gibi anlamak olduğu” üzerine uzun bir yazı yazmıştım.

Söylenen laf bazılarını teğet de geçse, sizin hiç tahmin etmeyeceğiniz bir beyanla kendilerini ele veren, aklınızın ucundan dahi geçmeyen insanların kendini lafınızın ucundan tuttuğu gibi yakalatan hallerine de tanık olursunuz.

Dedim ki;

Arakan’a kadar gidersin milletten topladıklarını Müslüman kardeşlerimize ulaştırmak için. 

Onlarca mesaj çekersin Kurban paralarını vakfına, derneğine yatırmamız için.

Onunla da yetinmezsin bayan kardeşlerimize aratırsın dernek faaliyetlerinizi anlatması için.

Ne bir çağrı mesajı gönderirsin ne de iki adımlık mesafende olan adliyeye yolunu düşürürsün.

Canımıza, malımıza, dinimize kasdedenlere kendini bir türlü göstermezsin!

Şimdi de demez olaydım kısmına geleyim. Söylediğim sözden duyduğum bir pişmanlık anlamında söylemiyorum, bakanından milletvekiline, sivil toplum örgütü başkanından daha yeni Arakan’dan gelen insanlara kadar, ulaştırdığım bir durum tespiti toplu mesajına tuhaf tepkiler aldım.

Herhangi bir şahsı kasdetmediğim ama üzerlerine alınması gerekenlerin alınmasını da istediğim, FETÖ Davaları’na da katılmaları çağrısından başka bir niyet taşımadığım kısa bir metin, “Bu insanlar hakkındaki düşüncelerimi ve tutumumu bilenler çoktur” gibi tuhaf cevaplara da muhatap oldu.

Canımı sıkan duyarsızlıklara karşı söylediğim sözlerin, bazılarının canını sıkacak duruma gelmesi “Çıkmadık candan umut kesilmez” umudumu maalesef diri tutmuyor. "Ben ne söylüyorum, adam ne anlıyor" duvarına çarpıyoruz. Canımı sıkan bir duyarsızlık hiç beklemediğim bir anda, “Bu adamlar mı bizleri temsil ediyor” sorgulamasında canımı yakan bir ateşin içine sürüklüyor.

Yerel kavgası olmayan insanların genel kavgalar veremeyeceğini” daha yirmi yaşında keşfetmiş, bedel ödenmeden hiçbir sözün sahibi olunamayacağına inanmış bir adamın, insan malzemesine şaşırması beklenemez.

Ezber bozmak öyle lafla olacak bir iş değil, işin içinde olacaksın ki, durum tespiti yaptığın bir laf bile kurşun gibi saplanacak insanın yüreğine, vicdanına dokunmadan geçecek yine de!

Siyasi ya da ideolojik temeller üzerinde kendini anıtlaştırma yarışında olan insanların da, hayır dua alacak işlere soyunan insanların da, elbette ki bizler takdir etsek de etmesek de sevap hanelerine Rabbimiz tarafından dereceleri yazılmaktadır, insanımıza düşmanlık besleyen insanlara karşı bir tavır geliştiremiyorsak, dünyanın öbür ucundaki insanların yardımına koştuğumuz halde burnumuzun dibindeki canımıza, malımıza, toprağımıza, devletimize kasdeden insanlara karşı bir tavır/duruş gösteremiyorsak bunu da sorgulamamız gerekiyor!

Biz de biliriz sadece siyasi yazılar yazarak hazır potansiyeller tarafından alkışlanmayı, biz de biliriz taraftarı olan yerlerde sahnelere çıkmayı, biz de biliriz ideolojik düşüncelerimizin karşısında olan insanları yerin dibine sokmayı; bildiğimiz bir gerçek daha var ki, bizler kendimizi ne farklı siyasi düşüncelerin müntesipleriyle kıyaslayabiliriz ne de kendi yaptıklarımızı başkalarıyla kıyaslayarak gururlarımızı okşayabiliriz. Asr-ı Saadet Müslümanlarıyla kendimizi kıyasladığımızda hepimiz yerlerde sürünüyoruz!

İşin içine girmeden ne zalimleri ne de mazlumları tanıyabiliriz. İşin içine girmediğimiz için mazluma zalim cezası verildiğinden de haberimiz olmaz, zalimi bir mazlum gibi affettiklerinden de!

Önceki ve Sonraki Yazılar