1. YAZARLAR

  2. Ahmet Şükrü KILIÇ

  3. Bu işkenceyi uzatma!
Ahmet Şükrü KILIÇ

Ahmet Şükrü KILIÇ

Yazarın Tüm Yazıları >

Bu işkenceyi uzatma!

A+A-

İnsanların kendilerini nasıl gördükleri kadar, nasıl görüldükleri de önemlidir. “Kim ne derse desin, ben bildiğim doğruları yaşarım, yaşadığım doğruları insanlar nasıl görürlerse görsünler, umurumda değil” diyebilirsiniz. Zaman zaman doğru anlaşılmamaktan yorgun düştüğünüz, “Bildikleri halde yanlış anlıyor ve yanlış anlatıyorlar” dediğiniz zamanlar da olabilir.

Doğru yaşamı tercih edenlerin, bir o kadar da kendilerini doğru anlatma sorumlulukları vardır. Doğru yaşamı önemseyen tercihinizle, birilerine diklenmeniz gerekiyorsa diklenebilirsiniz, ama, doğru anlaşılma sürecinde diklenmeleriniz, yapageldiklerinizi düşmanca silip atabilir. Kendi kendinize yetinmeleriniz varsa, kendiniz olduğunu adam akıllı anlatacak birilerine de ihtiyacınız vardır. Dünyayı kendi etrafınızda döndüremeyeceğinize göre, dönen dünyanın içinde dönmeyen insanlarla birlikteliğiniz, dönen insanlarla da birlikte yaşama zorunluluğunuz olacaktır.

Toplumsal olaylara karşı duyarlıysanız, kurulu düzenlere karşı isyanınız varsa, bir de siyasetle ilgileniyorsanız; işiniz çetrefilli demektir. İktidar mücadelesi verenlerle, iktidar kavgasına girmeden, anlayışın iktidar olmasını istiyor ve savunuyorsanız, sizi; ahiret sualleri bekliyor demektir.

Karşıtlarınızla uğraştığınız kadar, birlikte olduklarınızla da uğraşıyor olmanız, kaçınılmaz olacaktır. Karşıtlarınızı karşıt ilan eder, karşıtlarınızla aynı hamurdan olan yakınlarınızı isimlendiremezseniz, sizden olan düşmanlarınızın esaretinde yaşamaya mahkum olursunuz.

Özgürlüğüne düşkün ve özgürce yaşama inancını diri tutmaya çalışan her birey, ilkeli yaşamayı tartışılır olmaktan çıkarmak zorundadır. Zamana, mekana teslim olmadan, hayatı teslim almayı bilmelidir. Sen de mi Bürütüs demeden, Bürütüslerin sinsi yaklaşımını tanımalı; her el bağlayanın, bir gün başkaları için de bağlanacak eller taşıdığını görmelidir. Bürütüs toplumsal hafızanın zihninde hain olarak yer edindiği için kullanılmıştır. Bürütüs'ün hançeri adalet hançeri olduğu halde hain olarak günümüze kadar taşınması da ayrı bir sorgulama yazısıdır. Diğer hainlerin hiçbirinin adı hafızalarımda yer etmez sadece Bürütüs kalır!

Friedrich Nietzsche: “İnsanlığı büyük tehlikelere sokan hep sözde ‘kısa yollar’ oldu; daha kısa bir yolun bulunduğu haberinin sevinciyle hep yoldan ayrılıyorlar…Ve yolunu kaybediyorlar” diyor. Hakkı ve sabrı tavsiye etmenin, dayanılmaz bir tevekküle sırt dayaması gerekmektedir. Kısa yoldan elde edilen her kazanç, bir çok hak duvarını yıkarak, insana fildişi kuleler inşa ettirir. Fildişi kulelerde saltanat süren ister düşünce adamı, ister hocaefendi, ister siyasetçi olsun, tebaanın istek ve arzularından uzak bir yaşantıya sürüklenecek, kendi istek ve arzularını masumlaştıran bu yüce insanlar(!),  tebaayı da piramitler amelesine dönüştürecektir.

İnanıyorsak üstünüz.” Bir başımıza olsak da üstünüz. Binler karşımızda olsa da üstünüz. Dünya karşımızda olsa da üstünüz. İnanmıyorsak, binlerce sayımız olsa da küçüğüz. Milyonlarca sayımız olsa da küçüğüz. Milyarlarca sayımız olsa da küçüğüz. Ötelediklerimizin sorumluları bizleriz. Yarınlara bırakılan umutlarımız değil, ayaklar altına alınan onurlarımız, gasbedilen haklarımız. Bizleri elde edilecek güzelliklerden engelleyen kendi içimiz, kendi içimizdekilerdir. 

Bir de Nietzsche’nin "Ümit" tarifine kulak vermeliyiz : “Pandora’nın kutusu açılıp , Zeus’un içinde sakladığı bütün kötülükler dünyaya saçıldığı zaman , orada son bir kötülük kaldığından kimsenin haberi olmamıştı : Ümit. O zamandan beri, insanlar yanlışlıkla kutuyu ve içindeki ümidi iyi şans olarak yorumladı. Fakat Zeus’un arzusunun, insanların kendilerini işkenceye teslim etmeleri olduğunu unuttuk. Ümit kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır.”

Bu tespit baş döndürücü bir gerçeklik olarak görülebilir ama bizler yeis ve ümit arasındaki hakikate teslim olmalıyız! 2006

Önceki ve Sonraki Yazılar