1. YAZARLAR

  2. Ahmet Şükrü KILIÇ

  3. Bize Fethullah’ı değil örgütü anlat bayım!
Ahmet Şükrü KILIÇ

Ahmet Şükrü KILIÇ

Yazarın Tüm Yazıları >

Bize Fethullah’ı değil örgütü anlat bayım!

A+A-

Meseleyi o kadar büyütmeye gerek yok. Denklem çok basit aslında, ben gazetecilik serüvenimden nasıl bir güç görüntüsü kazandıklarını tek bir örnekle aktaracağım.

Mehmet Baransu’nun gazetecilik başarısı kendinden mi kaynaklanıyordu? Emniyet, savcılık, hakimler neyi nasıl yayınlayacağına kadar kendine hazır teslim ediyor, bizler de geri planını bilmediğimiz için o mıymıntı, sünepe adamı çok cesur bir gazeteci olarak algılıyorduk.

Başına bir şey gelmesinin önünde emniyet, savcılık ve hakimler barikat kuruyordu. Ahmet Altan’ın kasılmaları da hep ondandır, Ahmet Turan Alkan denen haysiyet yoksunu adamın da!

Avukatı da aynı, işadamı da, akademisyeni de; hepsinin yürüdüğü yolu kolaylaştıran hazır bir güç var!

15 Temmuz 2016 tarihine kadar yazdık, bağırdık, siyasileri de karşımıza aldık, kimseye derdimizi anlatamadık. Konjonktür Darbe girişimiyle birlikte tersten esmeye başladı. Bugün sivil toplum örgütü başkanları da milletvekilleri de aynı dili kullanmaya başladı. Hayır! Derdim sorgulamak değil. Onu da söylemiş oluyorum zaten. FETÖ’yle uğraşımızın geçmişi olduğu için ilk elden bilgiler bize de ulaşmaya başladı. Bu bizim bir gazetecilik başarımız değil onu en baştan söyleyeyim, tamamen bir geçmişimizin olmasından, bu yapının en babayiğit adamlarını karşımıza almanın hazır bir okur potansiyeli olmasından kaynaklanıyor. En çok da bizlerin gündemi sıcak tutan tavrımızdan, esen rüzgara kendimizi kaptırmayan yine insan üzerinde duran mücadele ahlakımızdan kaynaklanıyor. Ajansların resmileştirdiği insan isimlerini değil düşman edineceğimizi bile bile kendi tespit ettiğimiz isimleri deşifre ediyoruz. Bir alay gündem yalakasının, çakalının yarın karşı çıktığı potansiyelin reklam pastalarına iştah kabartacağını da biliyoruz.

1989 yılından buyana gazetecilik yapıyorum, onlarca haber portalı kurdum bu işi yaparken sadece dava sorumluğu taşıdım. Hayatım boyunca tek bir reklam almadım, hep cebimden ödedim, bir sürü de tazminat parası ödüyorum, ödemeye de devam edeceğim. Türkiye’de bunun başka bir örneği de yoktur, Dünya’da var mıdır onu da bilmiyorum. Bu kadarını da söyleyelim müsaadenizle. Gazeteciliği para karşılığı yapan insanları da, para karşılığı din anlatan hocaefendileri de hiçbir zaman anlamadım.

Tebliğ dediğimiz şey her alanda her meslek gurubu içinde hakikati keşfetmek ve paylaşmaktan başka bir şey değildir. Daha dünyadaki tehlikenin farkında olmayan insanlar, daha dünyada yakılmak istenen ateşi söndürmek için mücadele veremeyen insanlar mı Allah’ın Cehennem’inden kurtulacak. Dünyaları Cennet olabilir ama öbür tarafta hepsini yakıcı bir ateş bekliyor!

Milli birlik ve beraberlik duygusallığı içine girmemiz şu günlerde, bizim resmi kaynaklardan bilgi alacak duruma gelmemiz asla kendimizin yönlendirilmesine müsaade ettireceğimiz bir bağ kazandırmayacaktır.

Dün nasıl mücadelenin önünde ilk biz olmalıyız inancı taşımışsak bugün de aynı duyarlığı taşıyan, haberi ilk ulaştıran gazetecilik yarışına kendimizi sürükleyen olmayacağız. Ne hit derdimiz olabilir ne de kendimizden kaynaklanmayan bir gücü kendi gücümüzün aynasına yansıtan gölgelere itibar ederiz. Hoşumuza gitmiyor mu bu durum, inkar edecek de değiliz, hepsi sınırı olan bir heves sadece!

Gelelim generallere, emniyet mensuplarına, bürokratlara!

Onların da inandığı Fethullah Gülen değildi, inandıkları Fethullah Gülen’in ardındaki güçtü. Nasıl ki Fethullah korunuyorsa, kurulan yapı aynı güç tarafından korunacaktır inancı taşınıyordu.

Öyle bir inanmışlık var ki; adamların akidelerinin sarsıntı yaşanacağı endişesiyle, bir B planları dahi yok. B planı olması, inançlarını sorgulayan, güçten şüpheyi duymayı getiren bir inanç zafiyeti getirecek zayıflıktır çünkü.

Bunlar Fethullah’a tapmadılar; bu yapının kendilerine taşıdığı imtiyaza, paraya, şana, makama taptılar. Bunlardan başka bu şekilde çalışan başka bir grup da yoktu, elbette ki başarılı olacaklardı.

Paralel yapıdan ayrılan yazarları dinlediğinizde dahi nasıl hâlâ kendilerine bir güç vehmettiklerini görüyorsunuz. Nerdeyse hiç istisnası yok ki; aynı gücü yakalasalar birer Fethullah Gülen olacak tipte insanlar. Kolay değildir; 30-40 yıl aynı yapının içinde kalıp da ruhuna diline işleyen halleri insanın terketmesi… İki dilliliğe alıştırılan, bunu da takiyeye  bağlayan bir doktrin yakalanmış nasıl olsa. Dinlediklerinizin hepsi, yapı içindeki güçlerinden bahseden ama bir türlü yapının deşifresini isimler üzerinden yapamayan sürekli tasvirci, sürekli tanımlayıcı diller kullanıyor.

45 yıl içinde kaldığın yapının en üst kurmaylığına yükselirken hangi imamlık vazifelerini yaptın, hangi mütevelli heyetlerini şekillendirdin, bu isimler kimler sorusu yöneltilmediği sürece sahne oyunlarında alkış toplamaya devam edilecektir.

Latif Erdoğan’ından Hüseyin Gülerce’sine varana kadar yapının şemasını açıklayan bir konuşma izlediniz mi? Adam hem dersanecilik yapacak hem de çalınan sorulardan hiç haberi olmayacak, aklınız alıyor mu? Diğeri İç Anadolu Bölge İmamlığı yapacak onunla da yetinmeyip Fethullah’ın dizinin dibinde kendine oturacak yer edinecek hâlâ bize herkesin bildiği şeyleri anlatmaya devam edecek, bu işte bir tuhaflık yok mu?

Fethullah Gülen’i hepsinin bir akıl hastası ilan etmesinin ardındaki sebep bütün suçları bir kişiye yüklemekten başka bir şey değildir. Bir deliye inanmışlar dedirttiklerinde yapının kurmaylarını affedeceğimiz bir algı oluşturuluyor, bu yapıya bağlı olanların akıllarını sorgulamaya gerek yok zaten, hepsi de güce tapan, standartlarını kolay yolla yükselten, arsız, hırsız, haydut adamlar. Hepsi de bunun hesabını ödemelidir.

Türkiye gibi bir ülkede kime kullanılma şartlarını belirledikten sonra 10 milyar para verilse, herkes 40 yılda da değil bir on yılda Fethullah Gülen kesilir. Öncesinde emperyalist ülkelerin paralarıyla kurulan örgüt daha sonra kendi finans kaynağını yerli halktan edinmeye başlamıştır.

Bunların yapıları da hiyerarşileri de kesinlikle abartılacak bir çalışma olamaz, büyütmenin bir anlamı yok. İnsana çalışılmış, en büyük sermayenin insan olduğu bilgisi pratiğe dönüştürülmüş, hepsi o kadar!

Yeniden işin aslına döneceğim. Ortada milletin kanını döken bir örgüt var. Bizler hâlâ örgütle değil örgütün liderinin hal ve ahvaliyle oyalanıyoruz. Nasıl ki meydanlardan bunların tanklarını, tüfeklerini, uçaklarını, zırhlılarını defettik, en önemli vazifemiz zihnimizi işgal eden bu algı operasyonlarını da defetmeliyiz.

Korkunç bir yapı varmış karşımızda, bilmem şöyle yapılanmışlar, yok bu kadar hücre düzeni uygulaması yapmışlar, bunların hepsi hikaye. Neden hikaye onu da söyleyeyim, bizler büyümelerini nasıl umursamadıysak, ilgilenmedik, hatta hazır bir yapı olduğu için onları referans haline dönüştürdüysek, her zaman sayıları kaç olursa olsun örgütlü bir yapı binlerce insanın önünde yürüyecektir.

Fethullah öldüğünde bu yapı dağılır değerlendirmelerine hiç itibar edilmemelidir. Bu örgütü idare eden madem üst bir akıl var, neden Fethullah’la ömrü sınırlı olsun? Onun da kolayı var, ihtiyaç duyulursa ölümünden sonra da Kayıp İmam ilan edilir!

Bu ülkede sadece Fethullah Gülen değil kapalı insanlar da birer Fethullah Gülen tehlikesi taşımaktadır. Emperyalizme meydan okuyanlar Türkiye’deki FETÖ’cüler kadar dahi darbeyi kınayacak bir döneklik gösteremiyorsa, şahsiyetli duruşlar ardında da aynı kafa yapısının olabileceği unutulmamalıdır.

Başkasına gerek yok, her insan kendi hayatından bilir; bir şeyler elde etmek için kendiniz olmaktan uzaklaşır, elde etmek istediğiniz şeyin sahiplerine teslim olmasanız dahi onlar için tehlikeli bir insan olmadığınızı, hatta usül ve yöntemi kendilerine bağlı olan insanlardan daha çok bildiğinizi hissettirirsiniz.

Bir iman edebilsek kimse bizleri kuşatamayacak; inanıyorsanız üstünsünüz!

Bunu milletimiz gösterdi!

Önceki ve Sonraki Yazılar