1. YAZARLAR

  2. Alper Mikdat AKINCI

  3. Biraz Müslüman ol!
Alper Mikdat AKINCI

Alper Mikdat AKINCI

Yazarın Tüm Yazıları >

Biraz Müslüman ol!

A+A-

Düşünce farklılıklarını, ideolojik hayat dramlarını kendi dünyasına taşımakta en geniş zihin, yürek ve vicdan genişliğine sahip olan insanlar, İslamî duyarlığı olan kesimdir.

Ülkücülerin insanî acılarını, solcuların hayat hüzünlerini paylaşmaktan, gözyaşı akıtmaktan geri durmazlar. Onları ‘Oniki Eylül filmleri’nde ağlarken yakalayabilirsiniz. Vicdanları; haklılıkları teslim etmekte, dillerinin hep önünde olmuştur. Vicdanın beslendiği yer, dinin insan yüreğine yerleştirdiği merhamettir.

Ülkücü ve solcu düşünce; daha çok akla dönük ya da aklı esir alan bir duygusuzluğu/duygusallığı benimsemektedir. Her ikisinde de ‘Ya sev ya terk et’ sloganı hakimdir.

Dinin gelenekten beslenen, kaynaklardan uzaklaşan, insan aklını yöresel kalıplarda şekillendiren  Coğrafya İslamları, farklı Müslüman tipler üretmiştir. Arabistan, İran, Irak, Türkiye Müslümanları dinlerinin İslamlığından daha çok, mezhebî özellikleriyle tanımlanmışlardır.

İslam dininin kulluk tanımlaması da, kulların birbirlerinin haklarını koruma görevleri de bölgesel İslamlara kurban verilmiştir. İslam’ın Peygamber Efendimiz’in kızı Fatıma’ya da uygulanacak hükümleri, soy üstünlükleri ve gelenekle ortadan kaldırılmıştır. Yahudi inancına eş imtiyazlar, İslam’ı saltanata dönüştürmüştür.

Asr-ı Saadet döneminde Müslümanlarca kırılan putlar, yine Müslümanlarca dikilmeye başlanmıştır.

Günümüz Müslümanlarının ister selefi olsun, ister tasavvufçu, ister radikal, hepsinin temelde en zayıf amelleri, insan hakları mücadelesi olmuştur.

Belki de başkalarının dram ve hüzünlerine gözyaşı dökmeleri; hayat serüvenlerinde yeterince mücadeleleri olmadığından, onlara karşı gizli bir aidiyet duymalarını zorlamaktadır.

Her ülkenin İslami hassasiyeti olan Müslümanları, Peygamberlerin mücadelelerini vaazlaştıran bir dil edinmişler ve yaşadıkları çağda farklı ülkelerde olan zulüm başkaldırılarına destanlar yazmışlardır. Kendi yaşadıkları ülkelerde düşüncelerini dahî açıkça söylemekten uzak duran Müslümanlar, Dünyanın öbür ucunda yaşanan acılara paralarıyla, merhametleriyle sahip çıkmışlardır.

Osmanlı Devleti’nde saltanatlaşan devlet yönetimi, hem yönetim biçimini hem de topraklarını kaybetmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşu ve sonrasında da Saltanat İslamı’na karşı büyüyen öfke, Cumhuriyet yönetimini aslî rayından çıkarmış, halkın yönetim biçimini demokrasi adlandırmasıyla ideolojik bir saltanata dönüştürmüştür.

Devletin yönetim biçiminde insanlara dokunulmazlıklar tanınmış, anayasada belirlenen ‘Her Türk vatandaşı yasalar karşısında eşittir’ hükmü katledilmiştir: Her yapı kendi içinde özerkleşen idari imtiyazlar kazanmıştır. Birbirlerini kollayan kurum ve siyasi yapılar; ülke gerçeklerini kollamaktan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve milletini üstün tutmaktan daha çok, kendi üstünlükleri için çaba sarfetmişlerdir.

Yazının başında tasvir ettiğim Müslümanların -kesinlikle bir ayrıştırma ifadesi değildir- Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde etnik yapılara olan eşitlikleri ve kaynaktan beslenecekleri hakikatler, ülkemizin başı dik varlık sürdürmesinin tek güvencesidir.

Mağdura acımaktan öte, mağdurun hukukunu da yaşatan bir geçmişi, günümüze taşıyacak dirayet ve bilinç; bütün Dünya ülkelerine/halklarına örnek olacaktır.

Kendi acılarımızı yaşamanın ve her yürekte yaşatmanın yolları; Müslümanca konuşmaktan ve Müslümanca hak mücadelesi vermekten geçmektedir.

İslamı, ideolojik kalıplardan soyutlayan ve sıfatlandırmadan arındıran bir Müslüman ahlakı, inançlı insanların yaşamaları gereken yaratılış gerekçeleridir.

Kendi hayatını günahlardan arındıran Müslüman kişilik, ülkesini de temiz/aydınlık bir geleceğe sürükleyecektir.

‘Biraz adam ol, biraz insan ol’ hatırlatmalarının yerini, ‘Biraz Müslüman ol’ telkinleri almaya muhtaçtır. Müslümanlığın elbette ki biraz’ı olmaz, o ayrı mesele…

Müslüman olmak; müthiş bir coşkudur!

‘Biraz Müslüman olmalıyız!’

Önceki ve Sonraki Yazılar