1. YAZARLAR

  2. Alper Mikdat AKINCI

  3. Bir çocuğun hesabı!
Alper Mikdat AKINCI

Alper Mikdat AKINCI

Yazarın Tüm Yazıları >

Bir çocuğun hesabı!

A+A-

Bizim küçük oğlan orta ikiyi Atiker İmam Hatip’te okudu. Annesi de öğretmen olduğu için okul çıkışlarında evde bir başına kalmasın diye oturduğumuz apartmanın karşısında bir manava haftalığını kendimiz ödeyerek çırak verdik, daha doğrusu manavdaki genç arkadaş oğlumla arkadaşlık kurdu, arada yardımcı olmasını sağladı, sonra da bizim plan devreye girdi, ona iş teklif etmiş oldu.

Oğlumla aynı sınıfta okuyan bir arkadaşı vardı, bizim evin çocuklarından biri gibiydi, annesine yapmadığını bırakmadı, bizim oturduğumuz apartmanın üst katına taşındılar.

Okula birlikte gidip geliyorlar, birlikte ders çalışıyorlar, birlikte top oynuyorlar, birlikte manavda duruyorlardı.

Manavda duran genç arkadaşın çocuklarımıza sahip çıkmasının karşılığında Çekiören Belediyesi’nde zabıta alımı vardı, referanslarımız o dönem için iş görüyordu, onun işe girmesine vesile olduk, bizim çocukların vakit geçirdiği manav da kapanmış oldu.

Oğlumla arkadaşım bu kez işi bize bırakmadan yine karşımızda bulunan kuaföre gitmişler, öğleden sonra birlikte çalışmak istediklerini söylemişler. Kuaförün zaten birkaç çırağı vardı, iki çocuğun orada para almadan dahi durması ayak bağı olacak durumdaydı, yine de adam bunlara “Bir düşüneyim, siz iki gün sonra gelin” demiş. İki gün sonra heyecanla gitmişler, ‘sizi çalıştırmayacağım’ demiş.

Bizim hiçbir şeyden haberimiz yok, bir akşam yaptıkları iş teklifini anlattı. Anlatmakla da kalmadı, bir de hesap çıkardı önüme. Günümüze uyarlayarak o hesabı paylaşmakta fayda var:

Günde 5 adamı sakal tıraşı yapsan10 liradan 50 lira, 5 adamı da saç tıraşı yapsan 15 liradan 75 lira, buna saç yıkama olarak da 25 lira eklesen toplamda günde 150 lira eder, ayda Pazar günlerini çıkardığımızda 26 günün parası 3900 lira eder” dedi.

Daha gösterişli, merkezi bir yerde bu işi yapsak, fiyat artışı da olur, en az 5 bin lira aylık kazancımız olur baba” dedi.

Büyük bir kuaför dükkanı işleten olursam eğer, yanımda çırak çalıştırırım, benim aylık kazancım 10 bin lirayı bulur, insan üniversite okusa bile kuaför olabilir” dedi.  

Hesabına dükkan kirasını, vergiyi, sigortayı eklemeye ihtiyaç duymadım. Gerçekten o yaşta şaşırttı beni. Kağıt üzerinde alt alta toplanan rakamların keyfini bozmaya gerek yoktu, en çok da “Üniversite mezunu olarak da insan kuaförlük yapabilir” cümlesi hoşuma gitti.

Ankara’ya taşındığımızda da kasap olmak isteyeceği tuttu, şimdi de tarih okumak istiyor, psikoloji okumak istiyor, ikisinin arasında gelip gidiyor. Ne okursa okusun en küçük kompleksi yok, herhangi bir yerde çalışmış da değil, gerekli gördüğünde eline makas da alsa, satır da alsa gururla o işi yapabilecek bir ahlak taşıyor.

Nereden aklıma geldiğini de anlatayım. Konya’da bir çay ocağında çay içiyordum, yirmi yaşlarında bir genç sigara istedi, bazen tersleyeceğim tutar, demek ki iyi günümdeydim, bir sigara verdim, ‘otur bir de çay ısmarlayayım sana' dedim.

Oğlumun bir kuaför dükkanı var, o da çırak arıyordu, ona söyleyeyim sana meslek öğretsin, 10 lira sakal tıraşı, günde 5 adamı tıraş etsen 50 lira eder, senden para da kesmesin, hem bir işin olsun, hem de düzenli bir hayatın olsun” dedim.

Tamam” dese lise üçe gitmekte olan oğlumu kuaför yapmak, ona bir de kuaför dükkanı açmak lazım. Ama insan anlıyor karşısındaki insanın boş-beleş bir hayat yaşadığını, düşündüğüm gibi de oldu. Pişkin pişkin, “Ben böyle iyiyim abi” dedi.

Önceki ve Sonraki Yazılar