1. YAZARLAR

  2. Ahmet Şükrü KILIÇ

  3. Belediye başkanı mı olmak isterdim milletvekili mi?
Ahmet Şükrü KILIÇ

Ahmet Şükrü KILIÇ

Yazarın Tüm Yazıları >

Belediye başkanı mı olmak isterdim milletvekili mi?

A+A-

Bir şeyleri değiştirme niyeti taşıyan insanları, bir yerlere geldiklerinde yorgunlukları değiştirmeye başlıyor.

Her değişim kendini daha bir rahatlatıyor, yapılan işlerin başında olması bütün değişiklikleri kendisi yaptığı inancı taşıtıyor.

Kendini değiştiren de değişiklikleri gerçekleştiren de önceden çarkı döndüren insanlar aslında.

Çocukluğumda belediye başkanı olma hayallerim vardı, amcam belediye başkanıydı çocukluğumun ilk yıllarında, ondan etkilenmiş olabilirim, babam da siyaseti seven, siyasetin entrikalarını bilen adamdı, bazen o entrikaların mimarlarından biri olmuş da olabilir, birkaç arkadaşı vardı, yönlendirme kabiliyeti yüksekti hepsinin de.

Siyasetle ilgilenmeye başladığım günler kişiliğim inancımla pekişmiş, entrika ve kulis çalışmalarının ahlaksızlığına çoktan hüküm biçmiştim.

Kulis çalışmalarının içinde bulunmadım değil, hiçbir zaman kendimi farklı gösterip kimseyi arkasından vuranlarla işbirliğim olmadı, kimseye karşı birilerinin ayağını kaydırıp başkalarının gelmesi için de uğraşların içinde yer almadım.

Benim tek bir derdim oldu, kim bir işin başında olursa olsun kendini iktidara taşıyan değil anlayışı iktidar kılan bir yerde olsun istedim.

Hiç hazzetmediğim bir insanın doğru şeyler yapacağına inancım olsa, en küçük tereddüt taşımadan yanında yer alırım.

Bugüne kadar siyasi çalışmalarda yanında yer aldığım, destek verdiğim insanlar düzgün insanlardı ama azimli insanlar değildi. Karşımızdaki insanlar hırslıydı, hep sonuç alıyorlardı.

Azim aziz insanların, hırs da hırsız insanların özelliğidir, bu farkı belirtmiş olayım. Hırsızlık bir insanın parasını çalmak değildir sadece, hırs insanlara haketmedikleri birçok makamı, imtiyazı çaldırtır.

Kendini bilen insan; hakketmediği, hakkını veremeyeceği bir teklif yapıldığında bile ateşten kaçar gibi kaçmayı bilen insandır.

Belediye başkanlığı hayalim çocukluğumda kaldı, sonra aklımın ucundan dahi geçmedi. AK Parti iktidarının ilk yerel seçimleri döneminde adı konulacak teklifler yapıldı, kabul etmedim.

Milletvekili hayalim de olmadı hiç, milletvekili olmak istedim. Bir hayalin peşinden koşmak için de istemedim, milletin derdiyle uğraşılarım vekillikten öte hakiki bir vesayet bilincini zaten kazandırmıştı.

AK Parti’nin ilk üç döneminde kendi vekilliğime ihtiyaç duyulduğuna inandığım için düşüncemin gereğini yerine getirdim, bundan sonra kendimle ilgili gerekçelerini sıralayabileceğim olma zorunluğu önceki dönemler kadar güçlü değil.

Şunu da çok iyi biliyorum, benim siyasette belirleyici olabilmenin şartları oluşmadı, benim görebileceğim bir zaman diliminde de oluşmayacak. Nasibin önüne kimsenin geçemeyeceğini de ifade etmiş olayım.

Bazı arkadaşlar vekillik değerlendirmeleri içinde konjonktürün getirdiği duygusallıkla adımı yakıştıracak bir üslup geliştirebiliyor. Önceki dönemler “Seni vekil yapmazlar” deniliyordu, şimdilerde “Senin gibi vekil olmalı” denilebiliyor, hem de birçok siyasi belirleyiciyi karşıma aldığım halde. Bu söz planında da olsa benim de istediğim bir şey. Kimin kimi ne yapacağının belirleyicilik tutsaklığına kapılmadan, yakıştırılanları insanların söyleyebilecek duruma gelmesi gururumu okşayan bir şey değil tam anlamıyla bir sıfatın değerlendirilmesinde düşüncelerin açıkça söylenebilmesi eşiğine gelinebilmesidir.

Hayat bizi nereye nasıl taşır kestiremeyiz, taşındığı yere insan kendi taşınmalıdır, birilerinin taşıdığı insanlar birilerinin de yükünü sırtında taşıyacak duruma getirilmektedir.

Bazen arkadaş muhabbetlerinde Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın kendilerini keşfetmesiyle birçok şeyin değişeceğini düşünen insanlara tanık oluyorum, geçenlerde oğlum da benim üzerimden benzer bir şey söyledi, özürlü bir çocuk resmini yapmış Cumhurbaşkanımızın, onu ağırlamış. “Onu bile görüyor da seni niye görmüyor bu adam baba” diyor oğlum. Mesele babası olduğunda Cumhurbaşkanı da bir anda adam oluyor çocuk için. Beklentilerim olan bir yerde durmuyorum hayata karşı, beklentileri olan meselelere doğru yürüme gibi bir sorumluluk taşıyorum.

Biz Recep Tayyip Erdoğan gibi bir adamın varlığını keşfettik, esas olan da buydu, biz kendi inançlarımızı, değerlerimizi yükselten adamın yanında yer alacağız hepsi o kadar, esas yanında yer almamız gereken şey, ortak değerlerimizdir, o değerlerin ucundan, kenarından tutmak, o değerleri yükseltmektir meselemiz, kendimizi yükseltmek değil!

Daha da önemli bir şey söylemek istiyorum, hiçbir siyasi sıfatımız olmadığı halde kamuoyu oluşturabilecek duruma gelmek, hatta meclisten yasa çıkartabilecek bir sürecin içinde yer almak; az bir şey midir? Bana bazen arkadaşlar soruyor, “Bu kadar uğraştın eline ne geçti?” diye, “Yasa çıkarttık, daha ne geçecekti elimize, birçok şeyin de önüne geçtik” diyorum.

Ele geçmesi istenen şey birilerini bir yerlere getirmek, sıfatlar üzerinden imtiyaz sahibi olmak ya da mal/mülk sahibi olmaksa zaten bizim meselemiz onlar değil. Siyasetle bu kadar uğraşıp da elinde avucunda ne varsa kaybeden başka insan da yok kendimden başka. Yine benim kadar siyasetle uğraşıp, manevi bir haz kazancı sağlayan insan da yok.

Lafın özü, kendimizi birilerine göstermek için, birilerinin bizi keşfetmesi için bir şeylerle uğraşılmaz. Bir şeylerle uğraşan gösterilmesi gereken eksikliği ya da fazlalığı görmesi gereken yere göstermek için uğraşmalıdır, meselenin çözümü için uğraş vermelidir.

Yaptığımız işlerde mesele yanında yer aldığımız insanla birlikte olma inancını taşıtıyorsa; onlarla aynı yerde olmak değil, aynı meselelerin yanında yer almak, aynı meseleler karşısında aynı kararlılığı göstermektir.

Biz Recep Tayyip Erdoğan’ı hatalarıyla, sevaplarıyla bizim endişe duyduğumuz meseleleri kendine dert ettiği için seviyoruz, biz onu beklentilerin tersine onun adamı olmak için değil, bizim adamımız olduğu için önemsiyoruz, liderliği de bir ona yakıştırıyoruz!

Önceki ve Sonraki Yazılar