1. YAZARLAR

  2. Ahmet Şükrü KILIÇ

  3. Az saf değilim ben de...
Ahmet Şükrü KILIÇ

Ahmet Şükrü KILIÇ

Yazarın Tüm Yazıları >

Az saf değilim ben de...

A+A-

Liseyi yeni bitirmiştim. Konya’da dersaneye başlamıştım. Bir kıza ilgi duyuyordum. O da bana ilgiliydi. Bir gün cafede buluştuk. Ne konuşacağını bilmeyen, mahcup bir gençtim. Bir anda kız konuya girdi. “Ben baştan söyleyeyim, flörte karşıyım” dedi. Öyle şaşırdım ki! “Sen nasıl böyle bir şey söyleyebilirsin, benden nasıl öyle bir şey bekleyebilirsin?” dedim. Doğrusu flörtün anlamını bilmiyordum, kendimce cinsel bir anlam yüklemiştim. Kızdan da bu kadar açık konuştuğu için soğumuştum. Anlamını öğrendiğimde de biraz tebessüm yayılmıştı dudaklarıma, yüzüm de kızarmıştı utançtan…

Doğanhisar’da bir yeri aramak için telefon kabinine girmiştim. Jetonu attım, numarayı çevirdim. Karşıma bir bayan çıktı. “Çevirdiğiniz numara eksik…” dedi. Konuşamadım karşısında. İkinci kez, “Ya yine eksik çevirirsem, yine aynı kız çıkarsa karşıma rezil olurum” diye bir daha arayamadım…

Halil Ürün milletvekili olduğunda aynı zamanda MKYK Üyesiydi. 2003 yılında bazı genel başkan yardımcıları bakan olarak atanmış, yerlerine yeni AK Parti Genel Başkan Yardımcıları belirlenecekti. Merkez Karar Yönetim Kurulu Üyelerine ve tanıdığım milletvekillerine Halil Ürün’ün Yerel Yönetimlerden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olması için numarayı gizleyerek, isimsiz mesaj çekmiştim. Birkaç gün sonra Diyarbakır milletvekili İhsan Arslan’la karşılaştık, mesajımı aldığını söyledi. Demek ki, milletvekillerine gizli numarayla da mesaj çeksen, vekillik özel durumlarından dolayı numara düşüyormuş diye düşündüm. Nerden bilebilirdim konuşmalarda numaranın gizlendiğini, mesajlarda düştüğünü…

Konya Otogarı’na yeni inmiştim. Slogan sesleri geliyordu. “En büyük gaste Milli Gaste” diye bağırıyorlardı. Bunlar da işi iyice abarttılar dedim. Yine de merakıma yenik düştüm, sesin geldiği yere doğru yürüdüm. Yaklaştığımda bir genç havaya atılıyordu. Meğer asker uğurlamasıymış, “En büyük asker bizim asker” diyorlarmış…

Acemi Birliği'ni Antalya Toçcular’da yaptım. Askeri hastane Ispartada’ydı. Rahatsızlığım nedeniyle oraya sevk edildim. Sıra beklerken bir anons duydum. “Seyyar asker bilmem kim danışmaya.” Tam benlik bir işmiş bu dedim. Bölüğe döndüğümde bu işi ne edip edip kapmalıyım diye düşündüm. Anons ara ara tekrarlandı. Sonunda anladım: “Sıhhi er” diyormuş…

Ortaokula başladığımda ilk sınıf yoklaması yapıldı. Herkesin ismi okundu bir benim okunmadı. Hoca sınıfı saydı, bir kişi fazla. Kimin adı okunmadı dedi. Parmak kaldırdım. Adımı sordu, söyledim. Listeye baktı, yok. Bir Ahmet Şükrü Kılıç vardı ama o ben değildim. Doğanhisar’ın köylerinden biridir dedim. Ders bitiminde müdür yardımcısının yanına gittik birlikte. O da sordu adımı, ona da söyledim. Sonra öğrenci dosyalarını çıkardı. Nihayetinde buldular. Masada uzun T cetvel vardı. Bir tane geçirdi kafama. İlkokul yıllarında da, daha öncesinde de ikinci ismimin olduğunu bilmiyordum. O zamana kadar Ahmet Kılıç’tım. Nüfus Cüzdanımı gösterdi, “Ahmet Şükrü Kılıç sen değil misin” dedi. Ona da ikinci ismimi bilmediğimi söyleyemedim.

Yine Konya Otogar’ındaydım. Otobüsün kalkmasına vakit vardı. O zamanlar sigara yasağı da yoktu. Bir genç geldi, omzuma vurdu, “Len amed napan” dedi. Baktım tanıyamadım. Oturdu yanıma, sigara uzattım. Yaktı. Konuştuk biraz, yine de çıkartamadım. Bizim oralardan birine de benzetemedim. Öyle de samimi davranıyor ki… Arada konuşurken dizlerime vuruyor. Tanıyamadım da diyemedim. Sigarası bitti, kalktı yanımdan. Önümüzden geçen birine de aynı şekilde seslendi. Onun da omzuna vurdu, ona da “Len amed napan” dedi. Adam eliyle ittirdi. Sonra anladım ki onun için herkes “Len amed.(2011)

https://twitter.com/ahmetsukrukilic

https://twitter.com/cafekulis

Önceki ve Sonraki Yazılar