1. YAZARLAR

  2. Ahmet Şükrü KILIÇ

  3. Allah’ın lütfu, milletin iradesiyle; hepimiz fazladan ömür yaşıyoruz!
Ahmet Şükrü KILIÇ

Ahmet Şükrü KILIÇ

Yazarın Tüm Yazıları >

Allah’ın lütfu, milletin iradesiyle; hepimiz fazladan ömür yaşıyoruz!

A+A-

Bir işgal girişimi yaşandı bu ülkede, gözü dönmüş canilerin kullandığı tankların altına millet yatarak bizleri bombalardan kurtardı, kışlaların önüne çekilen iş makinalarıyla ölüm makinalarının önüne geçildi.

Ne tuhaftır ki; gözümüzün gördükleriyle değil hala gerisinde ne var’ı tartışıyor bir çok prof, siyasetçi, toplumbilimci, gazeteci gerzekler…

Millet nasıl onlardan daha önce silahların önüne dikilmişse, bu işin geri planındaki dini terminolojinin nasıl kullanıldığını da arkasındaki şer güçlerin kimler olduğunu da anlatıcılardan daha iyi biliyor bu millet. Bilmekle de kalmıyor kurulan oyunu da bozuyor.

Gerçekten tahammülümüz kalmadı, millete akıl veren adamların sanki bu ülkede bir katliam girişimi yaşanmamış gibi İslamî cemaatleri eleştirmeleri, din anlayışını sorgulamaları, meselenin asılından uzaklaşan bilgi sarhoşluğunun sahnede naralar atmasına varan kahpelikleri bizleri zıvanacak çıkaracak duruma geldi.

Ağzını yaya yaya Fethullah Belam’ıyla şeyhleri, cemaat liderlerini, siyasi hareketlerin öncülerini, hızını alamayarak Reisçilik aidiyetini aynı potada eritmeye çalışmak, alçaklıkla kalmayan dangalakça bir girişimdir.

Belli ki adam darbe gecesi televizyon karşısına dikilmiş, bir filim izlemiş. Çok basit bir soru yönelteceğim; “Bu memlekette bu tipler gibi 10 bin tane daha adam olsa ne değişir?”

Millete akıl veriyorlar milletle birlikte ölüme koşmuyorlar, milleti beğenmiyorlar milletin kendilerini beğenmesini istiyorlar, milletin birilerine itaatini sorgulayarak kendilerine itaat etmelerinin hayalini kuruyorlar. Bunlar öyle geri zekalı insanlar ki, biz tahammül edemiyoruz dinlemeye sizleri, sizin bu milleti dinlemeye, onlarla birlikte olmaya tahammülünüz mü var?

Öğrencilik yıllarında Fethullah’ın ilk vaazlarını dinlemiş adam, sen ne yaptın o günden buyana onu söyle?

Şöyle bir de kendi kişisel din hayatına bak! Din anlayışını sorgulayacağına ben neden bu zamana kadar akıl vereceğime insanlarla ilgilenen, insanlara tahammül eden, onları uyandıran, bilinçlendiren bir görev üstlenmedim diye feryat et, kendini aşağıla!

Olur mu suçu kendinde görmek?

Nasıl olsa yıllar önce uyarmış, konuşmuş, yazmış, söylemiş başka ne yapmış? Kocaman bir hiç!

Şimdi bizler de sözümüzü esirgemeyeceğiz, milletle birlikte olmayanlar millet adına ahkam kesemez. Bilgilerini de al ilminle birlikte Cehennem’e kadar yolun var!

Bu nasıl bir ahmaklıktır, bu nasıl bir aptallıktır, bu nasıl bir vurdum duymazlıktır, bu nasıl bir akıl yoksunluğudur, hiç mi insan şunu anlamaz, “İnsanın en bilgilisi de en cahili de kendisiyle ilgilenenle oturur kalkar, onlarla birlikte hareket eder!”

Herkes bir bakacak kendine; dengesiz, aklî muvazenesini kaybetmiş dediğiniz insanın kaybetmediği tek bir şey var; o da insanın ihtiyaçlarıyla ilgilenmek!

Adam öyle bir sistemin uygulayıcısı olmuş ki; eleştirenlerden öğreniyoruz onu da, herkesin nüfus kütüğü varmış elinde. Kırk yıldır oturup kalktığımız insanların çocuklarını tanımayız bir çoğumuz, eşlerinin bile isimlerini bilmeyiz, daha nereli olduğunu dahi bilmediğimiz arkadaşlarımız var!

Yok şöyle kandırmışlar, yok böyle insanları esir almışlar, bir sürü şey anlatıyoruz da, hala akıllandığımız söylenebilir mi?

Bir insan bırakın başkalarını kendi çocuklarının kimlerle arkadaş olduğunu bilmez mi? Çocuklarımızın arkadaşlarının ailelerini tanımaz mı? Ne değişecek bundan sonra Türkiye’de? Yine aynı şeyler yaşanacak, bu kez başka bir isimle başkaları devreye girecek, yine kendimizin ilgilenmediği çocuklarımızla başkaları ilgilenecek!

Adamlar kitap üstüne kitap okuyor, kitap üstüne kitap yazıyor ama bir tane insanın bile hayatını baştan sona kendi sorumlukları içinde sahiplenemiyor.

Siyasiler kimin kim olduğunu tanımıyor, bürokratlar kimin kim olduğunu bilmiyor, cemaatler sohbet halkalarından öteye geçemiyor, sonra da 40 yıllık bir hareketin nasıl bu ülkeyi kuşattığını konuşuyoruz.

Benim iki çocuğum üniversite çağında, biri mimarlık okuyor, inşallah diğeri de hukuk okuyacak, her aile çocuklarını kendi kafalarında mesleki olarak kadrolama düşüncesi taşırken bunca zaman Milli Görüş hareketi olarak adlandırdığımız bu yapı, nasıl olur da kadrolaşma yapılarını bir aile duyarlığında dahi işletecek aklı harekete geçirmez?

AK Parti’nin hukukçu referansları hala paralelci bir adama referans olarak kendilerine Baro Başkanı seçen HUDER olabiliyorsa, biz daha neyi tartışıyoruz!

Bir siyasi hareketin kendi hukukçuları, kendi işadamları, kendi öğretmenleri, kendi mühendisleri olmayacak mı? Sivil toplum örgütleri siyasi hareketin içinde bulunan meslek temsilcilerinin nasıl önüne geçebilir?

Şimdi konuşma zamanı değildir, şimdi hesaplaşma zamanıdır. Hepimiz ölümden döndük, bazılarına şaka gibi gelebilir!

Bir Bedir Harbi yaşadık, kardeşimiz dediğimiz insanlar hepimizi katletmek istedi. Karşımızdaki babamız, oğlumuz, eşimiz, dayımız, amcamız, torunumuz dahi olsa Hendek kazılmıştır; karşımızda yer alanlar cezalarını çekecektir. Bu savaşın analizini yapmak sonra yapılacak iştir, önce kimler düşmanımız, kimler canımıza kasdetti onları tespit edeceğiz, yargıya teslim edeceğiz.

Bana hikaye anlatma be adam, bin laf üreteceğine bildiğin bir paralelciyi git ihbar et!

Önceki ve Sonraki Yazılar