1. YAZARLAR

  2. Ahmet Şükrü KILIÇ

  3. Abdulkerim Suruş’un gönlünde yatan yönetim! 1997
Ahmet Şükrü KILIÇ

Ahmet Şükrü KILIÇ

Yazarın Tüm Yazıları >

Abdulkerim Suruş’un gönlünde yatan yönetim! 1997

A+A-

abdulkerinsurus.jpg

Abdulkerim Suruş’un gönlünde yatan yönetim: Dindar ve Demokratik

Ben Türkiye’nin geleceğini, demokratik dindar bir yönetim olarak görüyorum. Yalnız bazı eleştirilerim var. Radikal çizgiye kaymasından korkuyorum. İran’daki gibi radikal bir çizgi oluşturulmaya çalışılırsa bu doğru olmaz. Erbakan ve siyasi kadrosu entelektüel düzeyde açılım göstermeli. Kültürlü, birikimli insanlarla birliktelik sağlanmalı. Eleştiriden, istişareden kaçınılmamalı…

İranlı düşünür Abdulkerim  Suruş’la sınırlı bir vakitte İmam Humeyni, Erbakan, İran, Türkiye ve tesettür üzerine konuştuk. Türkiye gündeminden düşmeyen/düşürülmek istenmeyen tartışmalara, Suruş’un değerlendirmeleri ne kadar katkı sağlar bilmiyoruz. Ama Suruş’un samimi, politize üsluptan uzak, değerlendirme ve tavsiyelerde bulunduğu söylenebilir.

İmam Humeyni rehberliğinde kurulan İran İslam Cumhuriyeti devrim ilkelerini oturtabildi mi? Ve İmam Humeyni dönemi ile günümüz İran’ı arasında belirgin farklılıklar var mı?

İmam Humeyni devrimin önderiydi. Devrim bir halk hareketidir, her şey liderin inisiyatifinde gerçekleşemez. Devrimin kendi süreci, ilkeleri vardır. Bu hareket yaklaşık onsekizinci yaşında. İlk yıllarla, günümüz arasında hem felsefi hem de uygulama farklılıkları var. Devrimin birinci yılı neyin ne olacağı belli değildi. İç ve dış güçlerin bertaraf edilmesi yanında, yeni bir devlet kurmanın güçlükleri de yaşandı. Bu dönemde devrim bütün dünyaya yayılmak istendi. İmam Humeyni’nin dünya Müslümanlarına çağrıları, aynı zamanda devrim ihracını da içeriyordu. Ama, şimdiki yöneticiler dünya ülkeleriyle siyasi ve ekonomik ilişkiler kurmak, süregelen karşıtlığı düzeltmek istiyorlar. Ülke içerisinde de yöneticiler, alimler demokrasiye daha sıcak bakıyorlar. Yeni partilerin kurulmasını, demokrasiye geçişin hızlandırılmasını istiyorlar.

Sayın Suruş, yöneticilerin demokrasiye sıcak baktığını söylüyorsunuz. Ama diğer tarafta sizin şahsınızda yaşadığınız bazı sıkıntıları biliyoruz. Psikolojik bir baskı altında olduğunuzu daha önceleri duymuştuk. Ayrıca İran’da da yaşamıyorsunuz. Bu biraz çelişkili değil mi?

Tabii açıklama yapmam gerekiyor. Yöneticilerden kastım, sivil toplum örgütleri. Devrimin lider eksenli olması geçiş süreci idi. Hareket kendi yapısında demokratikleşmeye yöneldi. Halk da bunun farkında. Halk demokrasiyi istiyor.

Sayın Suruş, Türkiye’de şeriat tartışmalarında hep İran örnek gösteriliyor. İran’daki yönetim, kadınlara tesettürü zorunlu kılmış durumda. Bizim İslami bilgilerimiz, Yahudilerin ve Hıristiyanların inançlarını yaşayabilmeleri ve kendi kılık kıyafetleriyle dolaşabilmelerini içeriyor. İran’daki uygulamanın İslami referansları var mı?

Tesettür hür Müslüman hanımlar içindir. Diğer dinler ve ideolojiler için böyle bir zorunluluk yoktur. Hatta böyle bir zorunluluk, Müslüman olduğunu söyleyen seküler düşünce sahipleri için de olmamalıdır. Bu eğitim meselesini zamana bırakmak daha doğru olur. Ama İslam ülkesinde farklı dinden olan insanlarla bir anlaşma yapılmış ve o insanlar da tesettürü ilke olarak kabul etmişse örtünmelidir. Böyle bir anlaşma dayatılamaz. Yok eğer karşılıklı olarak bir sözleşme yoksa örtünmeyebilir. Bu değerlendirmeler fıkhın alanına girer. Mutlaka karşımızdaki insanları muhatap almalıyız.

Peki İran’da böyle bir anlaşma yapıldı mı? Bir de anlaşma yapılmamış yabancı hanım ziyaretçiler, medya mensupları İran’a geldiğinde kapanmak zorunda kalıyor.

Tabii doğru söylüyorsun. Biraz daha sabırlı olsan ona da cevap verecektim, tesettür hür Müslüman hanımlar içindir dedim. Yabancılar için böyle bir zorunluluk yoktur. Böyle bir anlaşmanın yapılıp yapılmayacağına gelince, İran’da yöneticilerin isteği ne ise, yaşam tarzı da odur. Bu anlamda fıkhî bir anlaşma yapılmamıştır.

Batıyı tanıyorsunuz. Bir çok İslam ülkesini gezdiniz. İslami düşünce gelişiminde Türkiye’nin durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu soru çok zor bir soru. Çünkü dinin tartısı yok. Müşahhas bir ayarı yok. Son yolculuğumda Amerika’da da aynı soruyu sosyologlar Amerika için yönelttiler. Dinin ayarı kalptir. Bunu ölçmek de mümkün değil. Sayısal çokluk benim nazarımda bir anlam ifade etmiyor. Bir ülkede bin tane Müslüman vardır, ama Müslüman olduğunu söyleyen milyonlarca Müslümandan daha bilinçlidir.

Ben düşünsel gelişimi kasdettim…

Bunu ölçmek de benim için zor. Türkçe bilmediğim için, Türk yazarları yeterince okuyamıyorum. Eserlerini takip edemiyorum. Ama görüştüğüm yazarlar, aydınlar var. Seviye gayet güzel. Düşüncenin önünü açmış, kendi üretkenliğini kazanmış insanlar var.

Türkiye’de Erbakan’ın kurduğu Refahyol hükümeti, İslam ülkelerinde coşkuyla karşılandı. Sizin de yüreğinizde bir kıpırdanma oldu mu?

Öyle küçük bir kıpırdanmayla yetinmedim. Çok sevindim. Coşkuyla karşıladım. Bu Türkiye’nin geleceği için çok önemli. Ben Türkiye’nin geleceğini, demokratik dindar bir yönetim olarak görüyorum. Yalnız bazı endişelerim var. Radikal çizgiye kayılmasından korkuyorum. İran’daki gibi bir radikal çizgi oluşturulmaya çalışılırsa bu doğru olmaz. Erbakan ve siyasi kadrosu entelektüel düzeyde açılım göstermeli. Kiminle nasıl ilişki kurulacağı iyi hesap edilmeli. Kültürlü, birikimli insanlarla birliktelik sağlanmalı. Eleştiriden, istişareden kaçınmamalı. İran hükümeti kültürlü insanlarla ilişkilerini kesti. Bu da yönetimi zayıflattı. Bu yanlışın Türkiye’de de yaşanmaması gerekiyor.

Türkiye’de bazı gazetelerde sizin seküler anlayışta olduğunuz yazıldı. Siz gerçekten de seküler bir çizgide misiniz? Değilseniz bu yorum sahiplerine bir cevabınız olacak mı?

Ben 7 yıl İslam’ı camilerde, konferans salonlarında anlatmış, üniversitede ders vermiş bir insanım. Benim kitaplarıma bakıldığında -toplam 25’dir- 15 tanesi dini kitaptır. Ben Müslümanım ve her gittiğim yerde kimliğimi açıklayan biriyim. Derslerim Kur’an, Peygamber ve İmam Ali’den rivayet edilen Nech’ul Belaga referanslıdır. Benim derslerime, tanınmış alimler, aydınlar, araştırmacılar katıldı. Aynı zamanda İranlı bir çok öğrenci beni sahipleniyor, aynı düşünceyi taşıyor. Birlikte hareket etmek istiyor. İran’daki radikal grupların Türkiye’deki sempatizanları benim için seküler demişse yadırgamam. Ama çok üzülürüm. Ben Müslümanım, seküler değil.

İslam dünyasında hangi düşünürleri kendinize yakın görüyorsunuz? İsim alabilir miyim?

İmam Gazali, Mevlânâ, insan sevdiği insanlarla birliktedir zaten.

Yaşayan düşünürlerden isim alayım lütfen…

Siz benim söylediklerimle yetinin. Bunlar yeterli. Sorunuzda da ısrar etmeyin.

Ama ben ısrarlıyım.

Muhammed İkbal, bazı konularda tasvip etmesem de Ali Şeraiti.

Yine yaşayanlar olmadı. Peki Seyid Hüseyin Nasr’ı nasıl buluyorsunuz?

Seyid Hüseyin Nasr âlim bir insan. Fakat Şah zamanında Şah’la ve bilhassa Şah’ın hanımıyla yakın ilişkide olduğu için İran’da tasvip görmüyor. Günümüz yazarlarında düşünceyi önemsiyorum. Mütefekkir olması benim için çok önemli. Ama isim vermeyeceğim.

Son sorum olacak. İngiltere’de yaşadığınız yazıldı. Sahi nerde yaşıyorsunuz?

Kanada’dayım. Çalışmalarımı orada sürdürüyorum. Teşekkür ederim.

Asıl, biz teşekkür ederiz efendim…

Yeni Şafak/10.03.1997

https://twitter.com/ahmetsukrukilic

https://twitter.com/cafekulis

Önceki ve Sonraki Yazılar